"O ana kadar, zalimin mazluma, çoğunluğun azınlığa yaptığı muameleden utandığım anlar çok olmuştur ama o gün utandığım kadar hayatımın hiçbir döneminde utanmamıştım. Önce insanlığımdan utandım, insan denen varlığın insana yaptıklarından ... Bütün bu iğrençlikler adaletin sağlanacağı varsayılan adliye koridorunda, duruşmanın yapılacağı yerde yaşanıyordu. Ülkemin adaleti ve ait olduğum toplumun adaletle kurduğu ilişkiden utanç duydum. Hak ve özgürlüklerin korunacağı, adil yargılanma hakkının korunacağı mekanların; ırkçı güruhlara saldın için, ağzı salyalı güruha linç için sunulmasından utanç duydum. Bu ülkenin vatandaşı bir azınlık mensubuna hiçbir suretle suç içermeyen sözlerini bahane ederek dava açan, ceza veren yargı camiasının, savunma tarafında dahi olsam bir parçası olmaktan utanç duydum."
fethiye çetin’in hrant dink cinayetinin yargısını anlattığı kitabı utanç duyuyorum’u okuyorum. yanlış hükümlerin göz göre göre verildiği, hakkında yargıyla desteklenen korkunç bir karalama kampanyasının yürütüldüğü dink’in cinayetine sayfalar kaldı. gergin ve umutsuzum. bu ülkede bir hukukçu, ilkeli ve onurlu bir hukukçu olmanın getirdiği vicdani rahatsızlığı ve utancı sonuna kadar hissettim. artık inanarak ‘ama ülkeyi bu gibi insanlar daha iyi hale getirecek’ deme kudretini kendimde bulamıyorum. okudukça ve öğrendikçe umutsuzluğum artıyor. güvercinleri de vurdular. utanç duyuyorum.