"O ana kadar, zalimin mazluma, çoğunluğun azınlığa yaptığı muameleden utandığım anlar çok olmuştur ama o gün utandığım kadar hayatımın hiçbir döneminde utanmamıştım. Önce insanlığımdan utandım, insan denen varlığın insana yaptıklarından ... Bütün bu iğrençlikler adaletin sağlanacağı varsayılan adliye koridorunda, duruşmanın yapılacağı yerde yaşanıyordu. Ülkemin adaleti ve ait olduğum toplumun adaletle kurduğu ilişkiden utanç duydum. Hak ve özgürlüklerin korunacağı, adil yargılanma hakkının korunacağı mekanların; ırkçı güruhlara saldın için, ağzı salyalı güruha linç için sunulmasından utanç duydum. Bu ülkenin vatandaşı bir azınlık mensubuna hiçbir suretle suç içermeyen sözlerini bahane ederek dava açan, ceza veren yargı camiasının, savunma tarafında dahi olsam bir parçası olmaktan utanç duydum."
fethiye çetin’in hrant dink cinayetinin yargısını anlattığı kitabı utanç duyuyorum’u okuyorum. yanlış hükümlerin göz göre göre verildiği, hakkında yargıyla desteklenen korkunç bir karalama kampanyasının yürütüldüğü dink’in cinayetine sayfalar kaldı. gergin ve umutsuzum. bu ülkede bir hukukçu, ilkeli ve onurlu bir hukukçu olmanın getirdiği vicdani rahatsızlığı ve utancı sonuna kadar hissettim. artık inanarak ‘ama ülkeyi bu gibi insanlar daha iyi hale getirecek’ deme kudretini kendimde bulamıyorum. okudukça ve öğrendikçe umutsuzluğum artıyor. güvercinleri de vurdular. utanç duyuyorum.
Utanç Duyuyorum, Fethiye Çetin’in en sarsıcı metinlerinden biri. Kitabın en güçlü yanı, samimiyeti. Çetin’in anlatımında en ufak bir yapaylık hissi yok. Anlattığı şeyler ağır, tarihsel olarak yüklü ve duygusal olarak zorlayıcı; ama dil hiçbir zaman abartıya kaçmıyor. Bu sadelik, metni daha da vurucu hale getiriyor. Okurken “edebi bir metin” okuduğunu değil, gerçek bir yüzleşmeye tanık olduğunu hissettiriyor. Cinayetin yargısının tutulduğu kişi de Agos Gazetesi'nin mükemmel ve çok değerli yazarı Hrant Dink olunca, bir başka odak ve dikkat hassasiyeti uyandırıyor kitap.
Anlatının merkezindeki “utanç” duygusu ise çok katmanlı. Bu sadece bireysel bir duygu değil; toplumsal, tarihsel ve hatta kuşaklar arası bir yük. Ermeni Tehciri gibi travmatik bir geçmişin gölgesinde şekillenen bu duygu, kitap boyunca farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor. Dava giden süreç, failler, infazcılar, infaz ettirenler ve sebepleri, tam bir kaos ortamı yaratıyor ve davanın görüldüğü süre boyunca yaşananlar, bu ülke hakkındaki önyargıları yargı olmaktan çıkarıp gerçeğe dönüştürüyor. Zaman zaman okuduklarıma inanamadım, satırları okumaktan utandım, yutkunmaktan çekindiğim zamanlar oldu. Bu utanç vesikası, bir ömür boyu devam edecek ve kara lekeler silinmeden çoğalarak her yeri kaplayacak. Ayrıca Çetin’in hukukçu kimliği de metne ayrı bir derinlik katıyor. Olaylara sadece duygusal değil, aynı zamanda etik ve vicdani bir perspektiften bakıyor. Bu da kitabı sadece bir anı ya da tanıklık metni olmaktan çıkarıp, daha geniş bir toplumsal sorgulamaya dönüştürüyor. Kitabın en değerli tarafı ise cesareti. Türkiye’de uzun süre konuşulmayan, hatta bastırılan bir meseleye bu kadar açık ve kişisel bir yerden yaklaşmak ciddi bir risk. Ama Çetin bu riski alıyor ve bunu yaparken kimseyi sloganlarla ikna etmeye çalışmıyor. Kısacası Utanç Duyuyorum, gürültüsüz ama derin bir etki bırakan bir kitap. Büyük laflar etmiyor ama küçük, dürüst cümlelerle çok ağır bir yükü taşıyor.