Bir Erkek... Varlığı hem tehlikeli ve korkunç, hem de sonsuza değin güçlü ve korunaklı... Onun karşı konulmaz etkisine kapılan bir kadın sıcak bir gülüşüyle ısınabilir, mavi gözleriyle sonsuz bir denize açılabilir, siyah saçlarıyla zifiri bir geceye korkusuzca dalabilirdi.
Ona yaklaşmak ise ateşe çırılçıplak yürümek demekti.
Bir Kadın... Hem bir kraliçe kadar sarsılmaz, hem de titremeye hazır bir yaprak gibi ürkek ve utangaç... Bir erkeği masumiyetiyle prangasız tutsak edebilir, incindiğinde ise bütün dünyaya kafa tutabilirdi. Kalbi ve masumiyeti acımasızca ihlal edildiğinde artık onun için ateşe yürümek zamanı gelmişti.
Kadın ateşten korkmuyordu, çünkü çoktan yanmıştı.
Evelyn Rosa Drummond, en değerli varlığı olan kalbini bu tehlikeli adama sunduğunda onun aşkına erişebileceğine inanmıştı. Oysa tüm varlığını emanet ettiği Harewood Dükü Julian Benedict Wharton tarafından bir fahişe olarak görülmek gibi korkunç bir yanılgının kurbanı olmuştu.
Ve talih, karşısına dayanılmaz bir intikam fırsatı çıkardı. Herkesin çekindiği bu tehditkâr ve gizemli adama yapılan cinayet suçlamasını ispatlayacaktı. Oysa Julian'ın en yakınına kadar sızmayı başardığında, kalbinin müthiş bir sınanmaya tabi tutulacağından habersizdi.
Gönlünü bir kez daha bu cazibeli adama kaptırmayacağına söz vermek ise gölgesine sığındığı bir yalandan öteye gidemeyecekti! (Tanıtım Bülteninden)
Asude, 1986 yılında doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesinden mezun oldu. Eğitim hayatından itibaren yazmaya ilgi duyan yazar, üniversite yılları sırasında birçok senaryo ve kısa öyküye imza attı.Sosyal medyada çeşitli hikayeler, romanlar yayınladıktan sonra ilk kitabı Gül ve Avcı'yı 2013 Yılında çıkardı. Pabucumun Ajanı ile başarısını taçlandıran yazar,kitaplarıyla okuru gündelik hayatın streslerinden uzaklaştırıp, gülümsetmek istediğini söylüyor. Eserleri romantik komedi, tarihi ve dram türündedir.
'' Adam ne kadar bu dünyadan değilse, kendi de o kadar bu dünyadan değildi. Göklerin en üst katıyla, yerlerin en alt katının buluşması gibiydi; ikisinin karşılıklı buluşması. '' Syf. 56
Yazarımız işte böylesine farklı iki karakteri öyle zekice bir kurguyla bir araya getirmiş, öyle masalsı , lezzetli bir anlatımla satırlara dökmüş ki, bittiğinde kitabın kapağını hüzünle kapattım. Hiç bitmesin istedim. Julian sürekli Rosa desin, karizmatik duruşu ve çekici bakışlarıyla, o yazarın benzetmeleriyle dehşet güzel anlattığı mavi gözleriyle baksın istedim. Albert yaramazlıklarına devam etsin... Ürkek ama aslında çok güçlü, naif ve aşk dolu kadın Evelyn Rosa'yı okumaya doyamadım.
Sayfalar okundu , kitap bitti ama etkisi hiç bir zaman bitmeyecek ve hatıralarımdan asla silinmeyecek.
Julian gibi sert , aksi, deneyimleri yüzünden kendine kalkanlar edinmiş adam ile kalbine yavaş yavaş sızan, kalkanları yıkıp orada sonsuza kadar yer edinen kadının aşklarını okumak çok keyifliydi. Herkes böyle bir aşka sahip olabilse keşke.
Çarpıcı , zeki bir kurgu, sürekli heyecan içinde okunan satırlar, insanı çabucak kitabı bitirmeye ve finali görmeye iten gizemler, yer yer mizahı anlatımla güldüren, yer yer duygusal , sarsıcı anlarla insanın boğazını düğümleyen harika bir eserdi.
Aşkı , arkadaşlığı , aile olmayı, küçük bir çocuğun ne kadar büyük bir kalbi olduğunu , daha sayamayacağım pek çok şeyi içinde barındıran kitabı zevkle okudum ve şiddetle herkese tavsiye ederim.
Gül ve Avcı kitabını çok bekledim gerçekten de . Çıktığında da başından kalkamadan okudum. Kitaba seçilen isim, arka kapağında yazan cümleler ve son zamanlar da gördüklerimin en iyisi kapağı kitabı mutlaka almalısınız dedirten cinstendi. Kitabın konusuna dair fikirlerimiz alıntılardan gördüklerimiz kadardı ve çok merak ediyordum. Kitabın içinde bir de çocuk kahraman olduğu hiç aklıma gelmezdi ve Albert ' in varlığı beni çok şaşırttı. Aynı zaman da mutlu da etti. Resmen çocuğu gerçekte varmış gibi sevdim. Herkes gibi benimde yanaklarını sıkasım geldi. Çok tatlı anlatmış Asude. Babasını hayran olunacak cinsten bir adam , oğlunu baldan tatlı bir çocuk yazmış. Onun soruları beni benden aldı diyebilirim. Kitaba renk katmış küçük marki. Evelyn ile olan iletişimleri çok güzeldi. Evelyn de zaten Albert kadar masum, sevgi dolu bir kadındı. Tam Julian'a göreydi. Harewood dükü Julian Benedict Wharton'a sevmeyi öğretirken ben çok etkilendim. Kısacası baştan sona sürükleyiciydi. Merak uyandırdı ve şoklara uğrattı. Kısacası her şeyiyle beni hayran bıraktı.
Türk yazarlara olan ön yargımı bu kitapla biraz daha kırdığımı düşünüyorum yazarın okuduğum ilk kitabıydı ama bence historical roman yazması kesinlikle isabet ve mükemmel olmuş. Okurken sanki Judith Mcnaught'un bir kitabını okuyormuşum gibi hissettim; özellikle "Kalbim senden kaldı" ve "Mutluluk" kitaplarının bir karışımı gibi geldi bana, kitabı okurken sık sık bunu düşündüm ve bitmesini istemedim hiç. Konusu, karakterleri, yazarın anlatımı çok ama çok iyiydi. Hele yazarın kitabın sonunu, benim mutlu sonlarımdan biriyle bitirmesi daha bir değerli kıldı kitabı benim için. Gerçekten okuduğum en güzel kitaplardandı diyebilirim. Kesinlikle okumalısınız. :)
Mükemmel bir kitaptı bir an bile olsun elimden düşürmeden okumak isterdim ama malesef çevre şartları yüzünden~dersler,arkadaşlar...~ yüzünden 3 günde bitirmiş olsamda tadına doyarak okuduğum gerçeğini göz ardı edemem <3<3<3 mutlaka alınıp okunası bağrınıza sokulası bir kitap <3<3<3
Çok çok sevdiğim bir roman oldu Gül ve Avcı... İlk başlarda adapte olma sorunu yaşasamda sonradan alıp gitti..
Bir Türk yazarın hem de ilk kitabı olmasına rağmen aşina olmadığı kültürü bize doğru olarak yansıtması gerçekten gurur verici bir olay . Eğer başta yazarın Türk olmadığını bilmeseydim bana yazarı olmadan okutulsaydı kitap kesinlikle inanmazdim bir Türk'ün yazdığına.:)
http://zamskaa.blogspot.com/2013/12/g... Harika bi kitaptı. aşk polisiye herşey vardı. yazarın dili ve tarzı çok güzeldi. kitaba nasıl başlayıp nasıl bitiyor insan anlamıyor.
Son anda vereceğim puanı değiştirdiğim bir kitap daha! Ve bilin bakalım bu kalem kime ait? Tabii ki de Asude'ye! "Sevgime layık değilsin Lord Wharton! Seni sevdiğim için, seni bir zamanlar sevdiğim için kendimi asla affetmeyeceğim. Beni bir fahişe, basit bir kadın olarak görebilirsin ancak kendinden habersizsin! Kibrinin içinde boğulmaya mahkum zavallı bir adamsın. Bir kadının aşkına sahip olmak ise sana fazla gelir. Bunu hak edecek biri değilsin. Bundan sonra seni sevmekten vazgeçiyorum!"
Normal şartlarda bir kitabın ortalama yüz sayfasını okuduğumda vereceğim puanı kararlaştırmış olurum ama Julian ile ilgili gerçek beni şoke ettiği için 3 puanın haksızlık olacağı kanısına vardım. Ayrıca kapak harika!
Üstelik bu Asude'nin ilk kitabı! Ve buna rağmen kendini bozmamış, harika bir iş çıkartmış. Eksikleri var mıydı? Tabii ki birkaç şey vardı ama kitabın bize yabancı bir kültürü anlattığını ve başarılı olduğunu gördüğümde bunlara çok takılmak istemiyorum. Bazen o sahneye, kültüre çok absürt kaçan kelimeler haricinde pekte sırıtmadı zaten.
Asude'nin kaleminde en sevdiğim yönlerden biride bir an için kendinizi o sahnenin içinde gibi hissetmenizi sağlayan kelimeleri. Öyle ki okurken Julian'ın keskin bakışlarını üzerinizde hissedebilir, Albert'ın kıvırcık saçlarını elinizi uzatıp karıştırabilirsiniz gibi geliyor. Ve ikisi de kulağa çok cazip geliyor. :D
Bu kapak sözünü görüp de kitaba vurulmayan olabilir mi acaba ? hiç sanmıyorum ben :D
Kitap hem diliyle, hem kurgusuyla hem de birbirinden şahane karakterleriyle tam bir historical klasiği olmuş. Hani şahane kitaplar çeviri faciası nedeniyle berbat olur ya, işte bu kitapta öyle bir sorun yok çünkü yazar bizden içimizden biri, doğal olarak yazdıklarını da taaa böğründen hissedebiliyorsun :D bir yorumda bahsetmişti arkadaş, BATI'nın hikayesine, DOĞU'nun sıcağı işlemişti diye işte tam da öyle bir kitap bu :)
Historical severim diyip hala okumayan varsa çok şey kaçırıyor valla, hiç durmayın ve hemen bu kitabı okuyun, yazarın ilk basılan kitabı olmasına rağmen hiç de acemilik dönemi gibi durmuyor kitap :D
Bu arada Albert diye bir karakter var kiii, ona kitap sonunda aşık olmayacak bir okur olamaz eminimm... senin Bayan Druffo diyen ağzını yirim benn, köftehorrr <3
sonuç ne mi okuyun, okutun yaww :D ben çok beğendim kitabı ^^
Gül ve Avcı bitmiş bulunmakta. Normalden biraz daha uzun sürede okudum bunu. Araya zaman girdiği için okurken aklıma gelen ama şimdi unutmuş olduğum şeyler var maalesef.
Bu yorumu artı ve eksileri yazarak yapacağım.
Öncelikle bu yazarın ilk kitabı ve historical türünde bir kitap. Kitabın karakterlerini tekrar tekrar anlatmayacağım, merak eden arka kapak yazısını okuyabilir... :) Kapak demişken. O nasıl güzel kapak öyle! Ellerine sağlık Duygu!
İlk yüz sayfada konu oturana kadar ısınamadım ama konu oturduktan sonra rahatça devam ettim ve hoşuma da gitti. Özellikle ilk yüz sayfada Rosa'nın neredeyse gönüllü bir halde adamla birlikte olduktan sonra "o ırz düşmanından intikamını alacaktı," gibisinden bir karşılık vermenin peşine düşmesi aklıma pek yatmadı ama rahatsız da etmedi. İlk sayfalarda bu yüzden Rosa'ya ne kadar uyuz olduğumu anlatamam :) Verseler bir kaşık suda boğardım. Bu tarz kadın karakterleri sevmiyorum maalesef... Karakteri anlatırken zeki olarak bahsedilen ama pek zekice şeyler yapmayan kadın karakterleri... Allah'tan sonradan kız bir silkindi de kendine geldi.
Herkesin odun dediği Julian'a gelince. O adamda ben bir odunluk göremedim. Nesine odun dediler anlamadım. Sadece sevgi sözcükleri söyleyen hallerini hiç sevmedim. Keşke olduğu gibi kalsaydı ve kelimeleri zar zor söylemeye devam etseydi. Aşkım, canım sözlerini gördükçe ayy deme öyle diyesim geldi. Suratsız hali daha çekiciydi. Ama adam öyle bir anlatılmış ki... Heykel gibi karşımda duruyor da izliyormuşum gibi geldi. Hele o maviş gözler! Kalbim dayan.
Ah bu arada o kahya kadını hiç sevmedim! Keşke kovsalardı. Hem o kadar laf etti, bildiği halde (okuyanlar neden bahsettiğimi bilir) sonrada affet beni kızım... Olmaz o öyle işte :))
Albert tabii ki en sevimli şeydi. Çocuklara uzak olan birisi; "Beş yaşında çocuk böyle şeyler söyler veya düşünür mü?" diyebilir ama beşer yaşında ikiz yeğenlerim var. Çok daha beter bile olabiliyorlar! Çocuğun konuşmaları, sevimlilikleri gerçekten sıcacıktı. Oldukça iyi aktarılmıştı.
Bir Türk olarak İngiltere tarihi ile ilgili bir kitap yazmanın ne kadar zor olduğunu ve araştırma gerektirdiğini tahmin edebiliyorum. Bunu gayet güzel kavramış yazar ve birkaç ufak hata dışında pek noksanı yoktu. Dük veya Düşes'in konuşmalarıyla ilgili hatalar vardı. Yani dönemsel olarak hatası pek yoktu ama anlatış olarak fazla doğusal bir hava vardı. Kimi yerlerde bu hoşluk katsa da kimi yerlerinde o ortama pek uymamıştı ve sırıtıyordu.
O nasıl oluyor demeyin canım... Hani Arapça kökenli kelimeler vardı sanırım (kökenini bilmiyorum Osmanlıca da olabilir :) ) ve eski kelimelerin çoğunu bilmiyordum. Okumamı sekteye uğrattı. Durup anneme ve hatta anneanneme sordum. Özellikle ilk yüz sayfada çok fazla kullanılmıştı bu eski kelimeler. Bir yazar notu ve editör notu gibi bir şey düşülebilirdi ama çok fazlaydı. Hangi birine düşülecekti? Mesela zemheri ve zapturapt gibi. Zemheriyi anneannemden duymuştum ama zapturaptı onlar da bilmiyordu :)Bunun gibi fazla eski kelime vardı.
Kitapta Mcnaught kokusu aldığım epey yer vardı. Yazarın etkisi altında kaldığını tahmin ediyorum. Minicik bir Clayton ve sonlarda da bol miktarda Ian gördüm. Hayır, öyle değildi denilebilir ama ben öyle hissettim ve öyle gördüm. Özellikle o mahkeme sahnesi ve kızın gelmesi, birkaç yorumda da gördüğüm gibi bana da Mutluluk'un sonunu hatırlattı. Mcnaught aşığı birisi olarak kaçırmayacağım bir ayrıntıydı zaten.
Dediğim gibi yazarın ilk kitabı ve gittikçe kendini geliştireceğini düşünüyorum.
Güçlü, kuvvetli, zengin, yakışıklı, üzerinden belalı bir evlilik geçirip bu evlilik üzerinden belalı bir eşin ölümünü ve yerinde durmaya bir çocuğun başına kalması ile sonlanmış, bir iş adamı Harewood Dükü Julian Benedict Wharton; sefil bir hayat yaşamış, karnını doyurabilmek için manevi babasının hala devam ettiği Dedektiflik görevinde pasif görevler alarak, arka planda kalıyor ama yine de eski zamanda ki Leydilere, Konteslere veya evde oturup koca bekleyen kadınlara göre taşı sıkıp parasını kazanan, güçlü, kararlı, dediğim dedik, bir o kadar inatçı, bir o kadar da yufka yürekli, beyaz atlı prensini bekleyen prenses olan Evelyn Rosa Drummond ile yolları kesişir.
Bir türk yazarın bu kadar güzel bir Historical yazabileceğine hayatta inanmazdım,ama Asude muhteşem kalemini konuşturmuş, yazarın okuduğum ilk romanıydı hem kitaba hem karakterlere bayıldım, :)
Julian Benedict Wharton sert görünen, sürekli öfkeli her an bağırıp çağırmaya hazır bir adam, üstelikte dediğim dedik : )
Evelyn Rose Drummond , zeki, güzel ve dedektifçilik oynamaya pek meraklı tatlı mı tatlı bir kadın, Julian'ı ilk gördüğü anda aşık oldu, geçirdikleri tek bir gecenin ardından hiç umulmadık olaylar zinciri sonucu genç adam onun hayatının merkezine haline geldi , üstelik o tek gece çokta güzel anılar barındırmıyordu zira Julian çok sarhoştu , genç kadını bir fahişe sanmıştı ve yüzünü bile hatırlamıyordu ..
Dedektif olan amcasıyla birlikte çalışan Evelyn'in karşısına bir cinayet davası çıktığında birinci derece suçlunun bizzat sevdiği adam olacağını nereden bilebilirdi..
Ve bu durumda yapacağı tek bir şey vardı sevdiği adamın suçsuzluğunu ispatlamak :)
Julian'ın sert görünüşünün altındaki duygulu adam ve Evelyn'in aşkından hiç vazgeçmeyişi , tüm tehlikeleri göze alması çok hoşuma gitti, genç adamın o duygu dolu sesiyle Rosa deyişi kalbinizi delip geçiyor :)
Zekice yazılmış satırlar arasında kaybolup gidiyorsunuz :))
Okudugum ilk türk historical roman.. Almanca historical okumasini cok severim ama türkcesini hic denememistim hele bir türk yazarin yazdigi bir historicali :)
Ben genelde okudugum romanlarda erkek karakteri daha cok severim (güclü karakter okumayi sevdigim icin).. Kadinlar daha aglak, daha cit kirildim, pisirik olurlar veya fazla nazli vs iste tipik kadin karakteri.. Ama bu romanda nasil harika bir kadin karakter yaratmis Asude.. Evelyne bayildim hatta Juliandan daha cok sevdim.. Alberte diyecek laf yok zaten :) Romanin sonuna dogru farkli birseyden süphelenmistim ama spoiler vermek istemiyorum Süphelendigim olay olmadi aksine hic bekledigim gibi bitti sonu sasirticiydi..
Sonuc olarak cok cok begendim ve Asudenin diger kitaplarini okumak icin sabirsizlaniyorum :)
Bu ay okuduğum kitapların arasına daha rahat, akıcı bir kitap ekleyip yıla yumuşak bir başlangıç yapmak istedim. Asude, kalemi gerçekten iyi olan bir yazar. Eski kitaplarından biri olmasına rağmen (şu an çok aktif olmasa da) birkaç sene önce çıkan bu kitabı tam anlamıyla çerezlik. Özellikle okuma alışkanlığı kazanma sürecinde olanlar için sürükleyici ve kolay okunan bir tercih olabilir. Ama tabii beni sinir eden bazı yönleri de yok değildi. Özellikle hikâyedeki karakterlerin tavırları, bir noktadan sonra ciddi anlamda sinir bozucu olmaya başlıyor. Konu aslında polisiye ağırlıklı ilerleyebilecekken aşk çok fazla ön plana çıkıyor. Eğer polisiye kısım daha güçlü, aşk biraz daha arka planda kalsaydı bence ortaya çok daha etkileyici bir hikâye çıkabilirdi. Bu haliyle dedektiflik olayları biraz havada kalıyor. Konusuna kısaca değinirsem: Rosa, Julian’ın karısını öldürdüğüne dair kanıt bulmak için onun çocuğuna mürebbiyelik yaparak eve sızar. Ama zamanla Julian’la aralarında bir aşk başlar. Bu aşk onları bambaşka bir yöne sürükler; fakat gerçekler ortaya çıkmadan mutlu olmaları mümkün değildir. Benim en çok takıldığım nokta ise Rosa karakteriydi. Daha zeki, daha güçlü, gerçek anlamda bir dedektif duruşu görmeyi beklerdim. Konusu itibariyle beni başta gerçekten umutlandırmıştı. Ancak karakterler oldukça klasik yazılmış: erkek karakter asi, sert, soğuk; kadın karakter ise neredeyse aşkından eriyip biten bir noktada. Bu durum bana çok klişe geldi. Daha güçlü bir kadın karakter görmek isterdim açıkçası. Kısacası; tatlı, akıcı, çerezlik bir kitaptı. Çok iddialı değil ama kötü de değil. Keyifli okumalar dilerim.
Bu kitaba diyebilecek bir kelime bulamıyorum.Kitap o kadar büyüleyiciydi ki... Öncelikle kapak; kitabı,masum Rosa'yı en iyi şekilde anlatabilecek kapaktı.Ben kapağı gördüğümde "Bu kitap kesin güzeldir." dedim.İç kapağının o pembeliğine kadar renk uyumuna hayran kaldım. Konusuna "mükemmel" dememek elde değil.Kitap her şeyi barındırıyordu.Aşk,tarih,aksiyon,polisiye,dram harmanlanıp muhteşem bir birliktelik sağlamışlar. Kitapta bütün duygular barınıyordu.Yeri geldi ağlamamak için zor tuttum kendimi yeri geldi kızgınlıktan yastıkları tekmeledim ve yeri geldi kahkahalara boğuldum.Kitabın kapağını kapatırken yüzümde kitabın çoğunluğunda olduğu gibi bir tebessüm vardı. Bence bir kitabın en önemli unsuru karakterlerdir.Karakterlerini sevmediğim bir kitabı asla okumam.Konusu kötü olsa bile sırf karakterler için kitap okumuşluğum var.Bu kitaptaki karakterlerin hepsini ayrı bir aşkla sevdim. Desmond amcanın Evelyn'i gerçek kızıymış gibi şefkatle sevmesi ve ona olan bağlılığı herkesin içini ısıtabilir. Albert ise henüz 5 yaşında olmasına rağmen hayatın acımasızlığı tatmış küçük bir çocuk.Anne sevgisiyle büyümemiş, babası tarafından her gece öpülmemiş.Bu küçük çocuk eve gelen bu tatlı bakıcı sayesinde gerçek birer aile mutluluğu yaşayabiliyor.Belki de çektiği acılar sayesinde yaşıtlarında çok daha akıllı olduğu kesin.Evelyn 'e "anne" deyişi,bütün olaylarda masum düşüncelerini ortaya atması...Kitabın kilit noktası bu şirin çocuk diyebiliriz. Evelyn nam-ı diğer Rosa...Kızın sabrına kesinlikle hayran kaldım.Çok masum aynı zamanda da çok cesur birer karakterdi.Julian'a olan aşkı bütün dünyaya karşı durmasını sağladı.Ancak bazı yerlerde kızın fazla bağışlayıcı davrandığını düşünüyorum. Ve Julian...Cesur,güçlü ama oğluna ve aşkına karşı bir o kadar savunmasız.Bazı yerlerde Julian'a gerçekten çok sinirlendim fakat sonlarda onu olan kızgınlığım uçup gitti. Sonun da ise bir matem havası sardı içimi ama biliyorum ki kitap en güzel yerinde bitti. Her şeyiyle sevdiğim bu kitabı umarım alıp okursunuz...
Gül ve Avcı beni öylesine bağladı ki kitap bittiğinde ne oluyoruz demeden kendimi alamadım bu yüzden bu kitabın devamını bekliyorum Tyrell Granby’nin de bir kitabı olmalı..
Kitabın konusuna değinmek gerekirse, karısını öldürmekle suçlanan Harewood dükü Julıan Benedict Wharton’a dair hiç kimse yeterli derecede suçlu olduğunu gösteren kanıta ulaşamamışlardır.
Evelyn Drummond ise Dünyanın küçük bir minyatürü olarak nitelendirdiği Cheapside kasabasında koruyucu babası olarak nitelendirdiği Desmond Simmons’ın sağ kolu, hizmetçisi, sekreteri, manevi kızıydı. Desmond Amca’nın yanında dedektiflik yaparak geçimini sağlıyordu. Peki birbirlerine mevki ve mesafe olarak uzak olan bu iki insan nasıl olurda bir araya gelir diye akıllarda bir soru işareti bıraktırıyor ve asıl olay bundan sonra başlıyor ..
Yakışıklı Lord Wharton’ın yolu dövüşmek için Cheapside’e düşer. İçinde biriktirdiği öfkeyi yumruklarıyla göstermekten çekinmeyen lordumuz kendi gözlerine hapsolan bir çift kehribar rengi gözden habersiz dövüşür ve ardından adını bile hatırlamayacak kadar sarhoş olur. Evelyn Drummond ise cam bilyeleri andıran, yaz gününde açık gökyüzüyle yarışacak kadar dingin deniz mavisi gözlerde aşkın hiç bilmediği dalgalarına kapılır ve kendisini eski bir pis hanın odasında Lord Wharton’ın kollarında bulur. Bedenini ve ruhunu hiç tereddütsüz genç adama sunup gözlerini kapatırken gecenin sabahına eski çarşafların arasında yalnız uyanır.. Tıpkı bir fahişe gibi kullanılıp bir köşeye atılmıştır.
Genç kız bu aşağılanmayla evinde döner fakat bu yaşanılanlar için önce kendine daha sonra düke oldukça kızgındır. Bu yüzden bürolarına gelen ihbar ile dükün karısını öldürmekten suçlu olduğu kanıtını bulmak için Desmond Amcanın yanında yer alır.
Sanırım artık Türk yazarlara daha fazla fırsat tanımalıyım. Her ne kadar 2-3 kere kitabı elime alıp geriye koyduysam da sonunda ilk birkaç sayfaya bakayım zaten kendini belli eder dediğim kitap 2 günde bitti. Güzel bir hikaye, güzel bir anlatım, güzel bir kız ve yakışıklı bir Lord.. Eee daha ne olsun ki?
Yok arkadaş beğenemedim. Yaklaşık 1 buçuk günde okudum. İlk Asude kitabıydı. Akıyo kitap ama yazarın da ilk kitabı olduğu için çok kötü bi yorum yapamam. Herşey güzel ama acemiceydi. yani 140 sayfa birşey olmuyo sonra hemen herşey oluyo gibi. bilemedim.
http://kitapkaravani.blogspot.com.tr/... önceden bir puan kırmışım ama şimdi ne için kırdığımı hatırlamıyorum Asude kitapları benim için bir günlük bambaşka dünya adeta ya mükemmel hepsi 😍
••• Evelyn Rosa Drummond en değerli olan kalbini ve herşeyini Harewood Dükü Julian Benedict Whartom'a vermiştir. Oysa kendisini bir yanlış anlaşılmanın kurbanı olmuştur. Talih bir şekilde Evelyn'e intikam fırsatı çıkar. Adamın evine,hayatına ve kalbine yavaş yavaş sızmaya başlar. Gönlünü bir kez daha bu cazibeli adama kaptırmayacağını söz vermek ise gölgesine sığındığı bir yalandan öteye gidemeyecekti! •••• Asudenin ilk kitabını şu an bütün kitaplarından sonra okumam biraz ironi oldu ama şunu söylemem lazım ki asude kitabı sıralayacak olsam bu kitap en sonra olurdu. Evet kitap akıcı, karakterler de iyi ama bir türlü kitaba ısınamadım. Bana diğer kitaplardaki samimiyeti vermedi. Ama yine de "Beni Sev Diye" ve bu kitaptaki kadınların bu kadar cesur ve sözünü esirgemeyen bir karakterde oldukları için çok mutluyum. Aslıda benim Tarihi-Aşk sevmememin sebebi bu iken kadın karakterlerin bu kadar güçlü olması beni çok sevindirdi.