"Ölümcül Oyunlar", "Piyanist", "Saklı" ve "Beyaz Bant" gibi filmleriyle ünlenen Avusturyalı yönetmen ve senaryo yazarı Michael Haneke, bu kitaptaki söyleşi ve metinlerinde gündelik hayatın mücadele alanlarını acı verici bir derinlikle araştırarak izleyicisini modern toplumun trajedileriyle yüzleştiriyor.
Haneke ile yapılmış röportajlar vs derleme bir çalışma. Farkettiğim ama ifade edemediğim bir kaç meseleyi o kadar net ve basit cümleler ile çözüme kavuşturdu ki artık benim zihnimde ve sohbetlerimde alıntı kaynağı olacak 🤩
"Nasıl bir çağdır bu, Ağaçlardan bahsetmenin neredeyse suç sayıldığı Birçok alçaklığa suskun kalışı içerdiğinden! ... Güleryüzlülüğe ortam hazırlamak istemiş bizler Güleryüzlü olamadık kendimiz."
Bugün bir yazarın ya da yönetmenin Brecht'in "Bizden Sonra Doğanlara" adlı şiirini anlamak zorunda olduğunu düşünüyorum diyor Haneke, röportajın ortasında. Dört bölümden oluşan kitabın ilk iki bölümü soru cevap şeklinde ilerliyor. Özellikle ilk bölümü Haneke'yi anlamak açısından önemli ipuçları sunuyor Assheuer aracılığıyla okuyucusuna, en çok da Haneke hayranlarına. İkinci bölümse benim de en ve çok beğendiğim filmi olan Beyaz Bant üzerine 2009 yılında Viyana'da gerçekleştirilmiş bir söyleşiyi kapsıyor. Film Altın Palmiye'yi aldıktan sonra yapılan söyleşide, yönetmen, çocuk oyuncuların seçimi ve yönetimi, sanki o tarihten kalma gibi duran yüzlerin Romanya'dan aranıp bulunup getirilmesi, uygun bir çekim mekanı arayışı, bulunuşu ve restore edilişi, prodüksiyon aşamasındaki teknik hazırlıklar, August Sander'ın fotoğraflarının filmin estetiği açısından feyz alınışı, filmin siyah beyaz olması düşüncesinin nereden geldiği ve nihayetinde ne tarihi ne de politik bir film değil de tarihsel görünümde bir model oluşturmak niyetiyle ve beraber yaşamanın temel yükümlülüklerinin anlatıldığı bir film yaptığını anlatıyor. Bir de serzenişi var yönetmenin bu film üzerinden filmlerinde sadece şiddet görmek isteyen insanlara; o da alnına yapıştırılan şiddet uzmanı etiketinden duyduğu sıkıntı.
Haneke'nin kader, tesadüf ya da Tanrı'nın takdirince şekillenen hayatında, çocukluğunda içine yerleşen sinema tutkusu ve üç annem dediği annesi, teyzesi ve anneannesine duyduğu kalıcı sevginin onu daha ziyade iyi bir kadın oyuncu yönetmeni yapana dek geçen sürede, içinden gelen "sen bir dehasın" sesinin çok çabuk sönerek yerini çalışmanın, çok çalışmanın aldığı yaşam serüveninde, hep kendi kendine sorduğu kimin için, hangi izleyici kitlesi için film yapıyorum sorusuna istinaden, sadece kendileri yani Batılı izleyiciler için yaptığını söylemekten ve de insanları sinirlendirmekten çekinmeyen, kendisini eğitimli bir filozoftan ziyade seçici bir okuyucu olarak tanımlayan alçakgönüllü ve "kendi zamanının çocuğu" bir auteur olan Haneke'nin şimdiye dek hiçbir filmini izlememiş olsanız dahi derin sosyolojik, psikolojik ve felsefik bakış açısından etkilenmemek mümkün olmayacak kanımca. Bunda ilk bölümde sorulan akıllıca soruların ve karşılığında alınan akıllı cevapların ve belki de sizi bir kez daha ve de yıllar sonra "Beyaz Bant"ı izlemeye itecek olan gücün sayesinde hiç eskimediğini gördüğünüz filmin başarısına hayran olacağınızı düşünmekteyim. Benim öyle oldu, nitekim.
"Halının altına süpürdüğümüz şey, gün gelir halıyı harekete geçirir. Hepimiz suçluluk duygusuyla yaşıyoruz. Başka türlü yaşanamaz çünkü bu insan olmanın şartı. İnsan her zaman isteyerek ya da istemeyerek birileri tarafından suçlu bulunur. Acının olduğu her yerde suç da vardır. Suçsuz yaşayamayız. Bir toplumun ve bir sistemin parçası olarak suçluyuz. Mesele bununla nasıl başa çıkacağımız." Michael Haneke
everest'ten çıkan "haneke haneke'yi anlatıyor" daha dolu bir kitaptı içerik olarak. bunda o yoğunluk yok ama yine çok kafa açıcı, düşündürücü soru-cevaplar. özellikle bresson'la ilgili bölüm tekrar tekrar okumaya değer.