II. Mahmut’un tahtta oturduğu 1823 yılında, İstanbul Limanı’na yanaşan bir gemiden indirilen yükler arasında, bir de zürafa vardır. Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın padişaha armağan olarak gönderdiği zürafa, kendisini ilk kez gören İstanbullular’ın şaşkın bakışları arasında Çinili Köşk Meydanı’na getirilir. Zürafa, padişahın 27 Kasım günü buyurduğu fermanla görücüye çıkar. Hayvanın ağaçların yapraklarını yiyişi hayranlıkla izlenirken, Habeş Ahmet Ağa hazırladığı senaryoyu başlatmak üzere bağırır: “Zürafa müteyemmen ve mübarek bir hayvan olup onu eliyle tutarak bir kere gezdiren Müslüman yeryüzünde hiçbir zarar ve ziyan görmez.” Sonra da, hayvandan çok korkan Abdi Bey’e doğru bakarak şunları söyler: “Haydi, Müslüman olan gelsin, zürafayı şöyle bir gezdirelim. Kim bu hayvanı gezdirirse cennete gidecektir.” Padişahın “memuldür” sözü üzerine kendini eller üstünde bulan Padişahın Küpeli Çavuşu Abdi Bey, zürafanın üstüne oturtulur. Abdi Bey’in yalvarmalarından, yakarmalarından korkan zavallı hayvan huysuzlanarak İshakiye Köşkü’ne doğru koşmaya başlar. Bu sırada Abdi Bey’in padişaha seslenişi duyulur: “Ahret hakkını helal eyle efendimiz. İlk menzilimiz ecel beşiğidir. İşte bindim gidiyorum. Elveda.” Büyük olasılıkla “Bindim bir alamete, gidiyorum kıyamete” sözü zürafa sırtındaki Abdi Bey tarafından söylenmiştir...
Şükrü Sunay Akın (d. 12 Eylül 1962), şair, yazar, gazeteci, araştırmacı, tiyatro oyuncusu.
12 Eylül 1962 tarihinde Trabzon'un Maçka ilçesinde doğdu (bu yüzden 18 yaşından beri doğum gününü kutlamamaktadır). Ailesi, onun daha iyi eğitim görebilmesi için, 10 yaşındayken İstanbul'a taşındı. Lise öğrenimini İstanbul Haydarpaşa Lisesi'nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Fizik Coğrafya Bölümü'nden mezun oldu.
İlk şiirini, Meteoroloji Müdürlüğü'nde çalışan bir memurun kızına yazar. Henüz 9 yaşındadır. Kızın isminin baş harflerinin dizelerini oluşturduğu şiiri, evlerinin terasında bulunan odunluk kapısının iç kısmına yazar. Kız, balkona geldiğinde odunluğun kapısını açar mahsusçuktan!. Ama şiir kızın gözüne hiçbir zaman takılmaz. Sunay Akın yıllar sonra (ki bir şairdir artık) çocukluğunun geçtiği Trabzon'a gittiğinde, sert geçen bir kışta, içindeki odunlarla birlikte kapının da sökülüp yakıldığını öğrenir. Şairin ilk şiiri "hava muhalefeti" nedeniyle kayıptır!.. 1984 yılında yayınlanan ilk şiiri de bir sobanın içinde kütürdeyen odunu anlatır! İlk şiir kitabı 1989'da "Makiler" adıyla yayınlanır. Arkadaşlarıyla birlikte 1989'da Yeni Yaprak şiir dergisini ardından, 1990 yılında da Olmaz adlı şiir dergisini çıkardı. Adını Cemal Süreyya'nın koyduğu bu kitabı "Antik Acılar, Kaza Süsü, 62 Tavşanı" izler.
1987 yılında Halil Kocagöz Şiir Ödülü’nü Noktalı Virgül adlı dosyasıyla aldı. 1990 yılında ise Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü'nü Makiler[1] şiiri ile kazandı.
Anlık ilhamlara dayanan ve genellikle kısa olan şiirleri, Orhan Veli'nin şiirindeki bazı özelikleri günümüzde sürdüren bir yapıya sahiptir. Ayrıca, bu tür şiirlerde genellikle rastlanmayan, yumuşak, lirik bir tonu vardır. Şiirlerinde özellikle ince yergi ögelerini kullanmadaki rahatlığı ile dikkat çeker. Cemal Süreyya'nın etkisinde sürdürdüğü şiirlerde, dil oyunlarına dayalı yoğun bir alaycılık ve şaşırtma; çocuklar ve hüzünle birlikte şairin ilgi ve duyarlılığını göstermektedir.
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde ders verdi, Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde 5 yıl boyunca hem ders verdi hem ders aldı. Bu deneyimin de yardımıyla, tek kişilik oyunlar hazırlayıp oynamaya başladı. Türkiye'nin çok sayıda merkezinde ve yurtdışında (Frankfurt, Nürnberg, Londra) sayısız kez tek kişilik oyunlarını sergiledi. Halen Sunay Bey Tarihi adlı gösterisini sunmaya devam etmektedir.
23 Nisan 2005 tarihinde 11 yıldır dünyanın dört bir yanından topladığı oyuncaklarla, yıllardır hayalini kurduğu İstanbul Oyuncak Müzesi'ni Göztepe, İstanbul'da ailesine ait dört katlı tarihi bir konakta açtı. Müze, Türkiye'de türünün ilk ve tek örneği olup, Avrupa Konseyi'ne bağlı Avrupa Müze Forumu (European Museum Forum) tarafından verilmekte olan Avrupa Yılın Müzesi Ödülü'ne 2010 yılı için aday olmuştur.
TRT 2 ve CNN Türk'de "Stüdyo İstanbul", "İzler", "Akşama Doğru", "5N 1K" gibi kültür sanat programları ve belgeseller hazırlayan, katkıda bulunan Sunay Akın, TV 8'de de "Gezgin Korkuluk" ve Ramazan Ayı boyunca Mahya Işıkları adlı programı hazırlayıp sundu.
Yaşam Radyo, Radyo Kent, Best FM'de radyo programları yaptı. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde öğretim görevlisi olarak ders verdi.
Sunay Akin muhtesem bir arastirmaci ve bunlari okuyucuya aktaris stilini cok begeniyorum, kitaplarinda o kadar cok bilgi varki en az 2 yada 3 kere okunmali bence
Zeynep Kamil hastanesinin adini, Misirda baslayan ve Istanbulda noktalanan buyuk bir ask oykusunun iki kahramani olan Pasa kizi Zeynep Sultan ve (katip) Kamil Pasa'dan aldiginida bu kitapdan ogrenmis oldum :) uzun bir ayrilik sonunda tekrar kavusan Zeynep Sultan ve Kamil Pasa istanbulda kendilerini hayir islerine adarlar ve Zeynep Kamil hastaneside onlarin yapitlarindan biridir
Namik Kemal arkadaslariyla toplantilar duzenledigi konagin bulundugu yeri cok sevdiginden semtinde isim babasi olmus, iste aydinlarin biraraya gelerek dusuncelerini paylastiklari bu evin bulundugu tepeye Fikirtepe denir :)
Gulhane parkinda hayvanat bahcesinin kurulmasinin kokeninde, sirk atigi hayvanlar ve onlarin yalvaran bagirislarina kayitsiz kalamayan İstanbullularin hayvan sevgisi yatmaktaymis meger.
"Anladimki, her nesenin arkasinda bir huzun, her mutlulugun arkasinda bir aci var. Bu aci ve mutsuzluklar cogu zaman bizden gizleniyor. Azinligin mutlulugu icin cogunlugu mutsuz eden kararlar kapali kapilar ardinda, gizli kapakli aliniyor. Boyle bir dunyada bir cocugun ayi oynaticisinin bir kahraman degil, bir iskence ci oldugunu gormesi icin 'sirk cadiri'nin yada 'gosteri'nin arkasina dogru sokulmasi gerekiyor...
Bunlar gibi bircok hikayeyi iceren bir genel kultur ansiklopedisi...
Tesekkurler Sunay Akin, yine tadina doyamadigim bir kitapdi...
Cok guzel seyler yaziyor Sunay Akin. Ama her paragraf bilgi dolu. Gecisler cok sert ve hizli. Her bolumu okudugumda aklimda ne kalmis diye dusunuyorum, hersey corba olmus ve aklima birsey kalmamis oluyor. Bu okudugum ikinci kitabi. Elimde bir kitabi daha var. Onu da okuduktan sonra okur muyum bilmiyorum. :(
Sunay Akın 'ın olayları hikayelestirmesi, heyecanlı anlatımı hoşuma gidiyor. Bazi kelimelerde hatalı vurgulama yapsa da anlatım şekli insanı hikayeye çekiyor
Kitaptaki bilgiler çok güzel ve çok özel. Fakat hikaye içindeki konu geçişleri çok ani olduğu için mesajı almak ve okuduğunu anlamak zor olabiliyor. Bazı hikayelerden çok etkilendim.
Sunay Akın'ın tüm eserleri, tüm hikayeleri ve bilgi yolundaki her adımı her vakitte takip edilmeli, yararlanılmalı. Yine keyifle okuduğum bir çırpıda biten bir kitaptı. Bu da mı tesadüf? :)
Sunay Akın'ın gerçek bir araştırmacı olduğunu gözler önüne seren bir kitap. Aktardığı öykülerdeki bilgileri bilen insan sayısının pek de çok olduğunu sanmıyorum. Kitap içerisinde çok hoş öyküler var aynı zamanda bazı öykülerde biraz basite kaçabiliyor. Okunabilir bir kitap kısacası.
siir tadinda kitap birbirinden onlarca farkli hikaye barindiriyor bir sure sonra akilda pek birsey kalmiyor cunku tek konuya odaklanmiyor surekli daldan dala atliyor ama gercekten degerli bir arastirmaci sair yazar
Birbiri ile alakalı mis gibi İstanbul kokan ilginç ve tatlı böylesi güzel anılarla ve bilgilerle dolu anlatılara ulaşabilmek tarifsiz. Sevimli zürafalar da kitap boyunca yanı başınızda.
Sunay Akın yine bilinmeyen, enteresan tarihi olaylara yer vermiş bu kitabında da. Sunay Akın'ın tarzını beğenenlerin hoşlanacağı bir kitap, öğretici yanı da yüksek.