Jump to ratings and reviews
Rate this book

Gençlik Düşü

Rate this book
İlk kitabı Kenarda ile tanışmıştık Ayhan Geçgin’in hiç de "tipik olmayan" evreni ile. Yerini bilen, kendini açmayan, kararlı ve şaşırtıcı bir ilk kitaptı. Gençlik Düşü ile devam ediyoruz:
Hem bu yanımda taşıyıp durduğum felaket duygusu da nereden çıkıyordu? Evet, korkuyordum. Nereye baksam az sonra gerçekleşecek korkunç bir şeyi görüyordum, telafi edilmez bir yıkım, geri dönülmez bir felaket? Ama zaten gördüğüm bir felaket sonrasının kalıntıları değil miydi? Yoksa kendi yıkımımın ön sezisi miydi bu, gerçekten geçilmemesi gereken bir sınırı geçmek üzere miydim? Zorunlu muydu bu, kaçınmak olanaklı değil miydi? Yoksa şimdi yaşadığım, bu sürüp giden, boyuna yinelenen... felaketin ta kendisi bu muydu? Olmuş, olup duran, ama olup durmasına rağmen başa hiç gelmeyen: yavan felaket, yavanlaşmış felaket.

241 pages, Paperback

First published January 1, 2006

7 people are currently reading
90 people want to read

About the author

Ayhan Geçgin

13 books51 followers
Ayhan Geçgin 1970 İstanbul doğumlu. Ortadoğu Teknik Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. 2003’te yayımlanan ilk romanı Kenarda’yı, Gençlik Düşü (2006), Son Adım (2011), Uzun Yürüyüş (2015) ve 2020 Orhan Kemal Roman Armağanı’nı alan Bir Dava (2019) izledi. Behçet Çelik ve Barış Bıçakçı ile konuşmaları Kurbağalara İnanıyorum adıyla kitaplaştı (İletişim, 2016). Uzun Yürüyüş Fransızca ve İtalyancaya çevrildi. İstanbul’da yaşıyor.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
28 (32%)
4 stars
36 (42%)
3 stars
12 (14%)
2 stars
6 (7%)
1 star
3 (3%)
Displaying 1 - 8 of 8 reviews
Profile Image for Resal.
3 reviews
February 17, 2019
"Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız", kitap boyunca tekrarlayıp durdum Cemal Süreya'nın bu dizesini. Sakin birgünde, güneşli bir havada, hiç bilmediğin ama hep tanıdığın biriyle yapılmış, uzun bir dertleşme gibiydi kitap.
28 reviews
February 24, 2020
"Son Adım"ın habercisi bir yapıt olmuş aslında. Arada bir kullanılan ikinci tekil şahısta anlatım, kimliksizleşmiş karakter, sürekli aktarılmaya çalışılan boşluk hissi vs.
Gelgelelim kitap biraz dağınık geldi bana. Adı geçen karakterler (Erdal, Serkan, Yunus...) pek akılda kalmıyor. Aslında kalıyor kalmasına ama hepsini tek bir isim altında toplamak da mümkün. Kaygıları, üslupları birbirini andırıyor. Bu yüzden olsa gerek okurken zihnimde anlatıcı ve ötekiler diye bir ayrımda bulundum ister istemez. Ötekilerin isimleri pek bir şey ifade etmiyordu bana.
Geçgin'in karakterleri Perec'in "Uyuyan Adam"ının türevleri gibi aslında. Okuduğum ilk kitabının "Son Adım" olmasının da bunda etkisi olabilir tabii. Atılgan'ın Aylak Adam'ı gibi burnu havada flanörler değil bu karakterler ya da Atay'ın tutunamayanları gibi varoluşsal buhranlarını romantizmin zirvesinde yaşamıyorlar. Kayıtsız, sitemsiz, yokçasına varoluyorlar; uyumsuzluklarının bilincine varsalar da yukarıda saydıklarım gibi "birey" oldukları söylenemez. Post modern filozofların kullandığı tabirle içi boşaltılmış "özneler". Belki de bu yüzden ikinci tekil anlatımı tercih ediyor yazar. Çünkü öznenin kendine ait bir dili yok bireylerin aksine. Onun aracılığıyla konuşan iktidarın, metin söz konusu olduğundaysa yazarın dili var yalnızca. Onlar dışarıdan görülerek varolabiliyorlar, birilerinin onları anlatmasıyla varlar.
Profile Image for Emine Aysun Korkmaz.
56 reviews
May 10, 2022
Çıkmaz yollarda geçen bir gençlik, iç çatışmaları kahramanı rahat bırakmıyor, monolog halinde zihnini kemiren bir şeyler var. Arayışla geçen üniversite yıllarına, geçmişine bakış kolay değildir. Kahraman, hala varoluş sancılarıyla, mezuniyetinin üzerinden bunca yıl geçmesine karşın, o yıllardaki beklentilerinden çok uzak bir yaşamda. "Nereye gidersem gideyim bu engeli, kendim olan bu engeli taşıyıp duruyordum. Bu ne biçim varoluştu böyle". İstanbul aynı onun bu içinde boğulduğu benliği gibi gri, kasvetli, ağır. Yazarın karakter ve atmosferi aktarımı çok güçlü, daha ilk sayfadan o zihni, zihninizde görüyorsunuz, çevreyi algılıyorsunuz. Şimdiki zamandan, yazmak için kıvranan bu zamanından geriye bakıyor kahraman. Yaşamdan olaylardan kopmuş, parça parça benliği, öz arayışı içinde kaybolmuş. Varlığındaki boşlukta yatan ölü balığı canlandırmak istiyor. Bu kabaran şeyi nasıl dışarı aktaracağını, arayışta olduğunu, ama neyi aradığını da bilememenin derdinde. Yalnız, her daim yalnız, kendine çevresine yabancı, varlığı kendine bir yük, eğreti bir yaşantıda. Okudukça yalnızlığı artıyor, yalnızlaştıkça daha kapanıyor okuduklarına, hayalet gibi hissediyor kendini. Üniversite yıllarında arkadaşları ile yaptığı tartışmalarında geçen “sanatın amacı” sorgulamasını düşünürken, bu amacın aynı zamanda yaşamın amacının ne olduğu sorusuyla aynı kökten geldiğini hissediyor. “Ne için yaşıyorsak onun için de yazıyor olmalıydık”, “Sözcükler koca taş parçaları gibi boynuna asılmış. Her tuttuğun –ya da tutunduğun- seni bir çıpa gibi hızla derinlere gömüyor.” “Sanat sonsuzluğu kazanacağını biliyor.”
Kitap yazmak dönüşmektir diyor, anlamak dönüşmektir. Yazacağı romanda yoktan yaratacağı bir şeyi değil, var olan dünyanın seslerini aktarabilmenin yaratma sürecinde esas olduğunu ifade ediyor.
Gençliğinde hep bir gelecek beklentisi, gelecek düşü ile yaşayıp, vaatlerle kendini oyaladığı o yılların ardından, şimdi yitirdiği düşlerinin ardından hayal kırıklığı, pişmanlık ve umutsuzluk içinde. Oysa yazabilse hafifleyecek, ağır ağır ruhuna çöken ağırlık uçup gidebilecek. “Tamamlamam gereken bir işim varmış gibi hissediyorum. Belki öncelikle bir hesabı kapamam gerekiyor. Ama bu hesap nedir, nasıl kapatılabilir… Kapatılacak cinsten midir, fikrim yok. Bazen yazarak bunu yapabilirmişim gibi geliyor.” “Bir kitaba can veren şey, tamı tamına bir yaşama can verenle aynı şeydir.”
Yazabilmeye başladığında, yeraltı suyunun kayaların çatlaklarını doldurup, yüzeyde bir kaynak olarak fışkırması gibi bir serinlik hissetmeye başlıyor. “yazıyla yaşamın ortak kaynağını sezmiş ona yaklaşmıştım.” “Yıllardır sürdürdüğün, yapışıp kaldığın bu yazma çabasının nedeni senin için artık açık. Bu kendini boğma, boğulmanı tamamlama, evet bu ölme çabası. Demek her şey bunun için! Ölmeye çalışmak. İşte çağın yazarının imgesi de gözünde canlanıyor: O da herkes gibi ölmek için bir yer bulmak istiyor. Bunu toprağı kazarcasına üzerine eğildiği bu sanal boş yüzeyde, kâğıdın derinsizliğinde yaratmak için boş yere didinip duruyor. Yaşama umudu ya da artık aynı anlama geldiğine göre ölebilme umudu. En son anda ölüm, içinden yaşamı geçiren açıklığını serecek, çünkü yaşam her canlıyı, nasıl yaşamış olursa olsun her varlığa geleni, yeryüzüne saçılmış tüm bu eşsiz parçalarını kutsamaktan haz duyacaktır.”
This entire review has been hidden because of spoilers.
Profile Image for Mustafa Doğru.
223 reviews4 followers
June 11, 2025
Romanın olay örgüsü belli belirsiz de olsa iki koldan ilerliyormuş gibi. Birincisinde kimliksiz anlatıcının gençlik anıları, düşleri belirsiz bir zamanda bilinç akışı tekniğiyle verilmiş. İkincisindeyse kitap yazmaya çalışan bir karakter görüyoruz. Her iki anlatıda temel nokta yabancılaşma üzerine kurgulanmış. Karakterler içine düştükleri çıkmazları uzun uzadıya sorgularken buluyorlar kendilerini. Romanın genel havasında kasvet, iç bunaltısı, sıkışmışlık hakim.

The plot of the novel seems to progress in two directions, albeit vaguely. In the first, the anonymous narrator's youthful memories and dreams are given with the cultural accumulation of an uncertain time. In the second, we see a character trying to write a book. The main point in both narratives is structured on alienation. The characters find themselves questioning the dead ends they have fallen into at length. The general atmosphere of the novel is dominated by gloom, inner distress, and being stuck.
Profile Image for Mesut Bostancı.
293 reviews35 followers
November 13, 2020
reaching the almost complete crystallization of the precise elements which go into the long Turkish tradition of literary explorations of men being bored and having literary aspirations and meandering the streets of Istanbul. If you love novels about nothing, with no plot and almost no dialogue, then this one is for you! (I'm not being sarcastic)
Profile Image for Aykabo.
30 reviews2 followers
November 4, 2024
Umutsuz bir roman. Gençliğin vaatlerinin boşa düşmesine bir ağıt denemez belki ama yazmak üzerine bir roman denebilir. İnsanda yazma isteği uyandırırken bir yandan da hayata tutunmayı zorlaştırıyor. Arada bir umut ışığı parlayıp sönse de şu zamanlarda okumak iyi bir fikir olmayabilir. Şu zamanlar: ahir zamanlar.
Profile Image for Librater.
5 reviews
February 5, 2023
Ankarada ogrencilik nasil olur , okul bitince yol bulunurmu bulunamazmi , bulunsa ne olur bulunmasa ne olur? gibi sorulara cevaplar var:)
9 reviews1 follower
June 29, 2022
Gençlik Düşü iki anlatıcısı ile ilginç bir roman. Hatta anlatıcılardan biri "sen" anlatıcı. Ağırlıklı olarak, İstanbul'dan Ankara'ya gelen bir üniversite öğrencisinin hayatı, şehri, üniversiteyi ve kendini keşfini okurken bir yandan da diğer anlatıcı bize romanını yazamayan Fikret Ali'yi anlatıyor. Üstkurmacanın güzel örneklerinden birisi. Yazarı Ayhan Geçgin ODTÜ Felsefe bölümü mezunu. Dolayısıyla okuyucuyu felsefi açıdan, özellikle varoluş konusunda, düşündürecek bir roman. Edebi olarak da çok doyurucu, üslubunu çok beğendim. Üniversite öğrencisi karakter şehirde sürekli yürüyor ve benim aklıma sık sık Aylak Adam geldi okurken. Onu sevenler sever diye düşünüyorum. Fakat daha karanlık bir atmosferi var çünkü ölümü de konu ediniyor.
Displaying 1 - 8 of 8 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.