Ümitsizlik insana en unutulacak, unutulması en gerekli, en acı hatıraları hep hatırlatır. Mesela bir zavallı Esat Bey'den nasıl böyle bahsolunabilir? Neveser Reşat, bu meçhul isme dair bulanık bir şeyler hatırlıyordu; şimdi hatırlamaya başlamıştı.
Bir çevirmen, kendi toplumsal cinsiyetini "yeniden yazabilir" mi?
Mabeyn mütercimi torunu, mütercime Neveser Reşat bununla sınırlı kalmayıp anılarını, muhatap olduğu insanların kişilik özelliklerini ve nicelerini, hem meslek hem de hayat gereği kaleme aldığı eserler gibi kendi dünya görüşüne uygun şekilde uyarlıyor. "Buna mesleki hastalık/deformasyon denir mi?" şeklinde okuru sıklıkla sorgulamaya davet eden bu tutumu, aynı zamanda içinde bulunduğu "kafesten" de bir kaçış yolu olurken çevirmenlik mesleğinin sorunlarını ve toplumdaki tezahürünü gözler önüne seriyor. Bilinç akışından epey yararlanan bu romanda söz konusu kısımları okumak zaman zaman yorucu gelse de (ki bu yoruculuk aslında başkarakterin iç dünyasına kuvvetli bir ayna tutuyor) bunları birer yapboz gibi işlemek, Neveser Reşat'ı daha iyi tanımak büyük bir keyifti.
Çevirmenliğe ilgi duyan veya bunu meslek edinen okurların es geçmemesi gereken bir eser. Türünün tek örneği denilebilecek bu romanla beni ve nice meslektaşımı tanıştırdığı için Doç. Dr. Mehmet Büyüktuncay hocama bir teşekkürü borç bilirim.
Selim İleri'nin Cemil Şevket Bey, Aynalı Dolaba İki El Revolver adlı kitabı beni çok yükseltmişti. Tanıtımlardan yola çıkarak, bu kitapta da yazarımızın hassas ama mizahi bir yönünü göreceğim için heyecanlıydım. Deneysel diyebileceğim kadar iç içe geçmiş ve benim açımdan çözülmesi yer yer zor bir metin olması dışında bana pek geçmedi. Çevirmen baş karakterin çevirdiği kitaplardaki baş kadın karakterlerle kurduğu özdeşim ve hayattaki delüzyonları aşırı dramatik geldi. Ve en büyük beklentim karşılanmadı, tebessüm ettirmedi. Anlatının Her Gece Bodrum'daki gibi karanlık, kabusvâri hali ağır bastı. Transseksüellik "gender dysphoria" bağlamında ele alınmış, hüzünlü bir yersiz yurtsuzluk seviyesinde kalmış. Yine de heteronormativite dışında varlığını sürdüren bir karakteri edebiyatımıza kazandırdığı için memnunum. Bir de bir röportajında İleri, bu kitap hakkında kendi üslubunda olmak üzere "en underrated eserim" tarzı bir şey diyor, daha çok okunmasını, çözümlenmesini istiyor, istemiş, bunu biliyorum. Yazarın genel dünyasını, resim ve sinema sanatı ile ilişkilendirerek okumak için de bir işlevi var.