Sinem Sal'ın son romanı Behice'nin Yarım Kalan İşleri kendine Kadıköy sokaklarını mekan tutmuş bir hikaye.
Bir yayınevinde editörlük yapan Ayşe Püren'in annesi Behiye ölür. Hani ne kadar üzülünse de, ardından "iki iyilikten biri, sonunda kurtuldu kadın" denilen bir hastalıktan. Ayşe Püren kendini, aslında beklediği, provasını ister istemez zihninde pek çok kez tekrar ettiği bir cenaze töreninde bulur. Annesinin kaybının ardından hem kendisiyle, hem ailesiyle bir hesaplaşmaya girerken, özel hayatında da işler pek yolunda gitmez.
Ayşe Püren, annesinin, evinin bahçesindeki gül ağacının altına, Hızır ve İlyas peygamberler gerçekleştirsin diye gömdüğü yapılacaklar listesini bulunca, kendine yeni bir amaç edinir ve annesinin yarım kalan hıdrellez listesini onun yerine tamamlamaya karar verir. Ve macera bu minvalde gelişir.
Yazarın mizahi bir dili var. Anne kaybı gibi travmatik bir olayı ajitasyon yapmadan, hatta yer yer komik bir şekilde anlatmış. Kitapta erkek ve kadın kahramanlar birbirinden net bir çizgiyle ayrılıyor. Şöyle ki, erkekse kötüdür, kadınlar yanıma doğru toplaşsın.
Yazar aslında güzel bir konu yakalamış ama hakkını verememiş, hikayeyi ıskalamış gibi geldi bana. Behice çıktığı bu yolculukta annesini tanımalı, onunla farklı bir bağ kurmalıydı ama günün sonunda ne o ne de biz Behice hakkında ilave bir bilgi edinemedik. Miras hukuku etrafında anlatılan kısımın çala kalem, gerçeklikten uzak yorumu da beni benden aldı. Keşke bir avukatla konuşup öyle yazsaymış o bölümü.
Neyse, hikayede boşluklar, atlamalar, tutarsızlıklar olsa da, çok fazla beklentiye girmeden, kafa dağıtmak için okunabilecek bir kitap Behice'nin Yarım Kalan İşleri. Bir de ben öyle ya da böyle, bir kitapta Kadıköy varsa, okuduğuma pişman olmuyorum.
Kitaptan bana kalan genel kültür bilgisi: İstanbul'un en yaşlı ağacı Sarıyer Bahçeköy'deki 1300 yaşındaki Doğu Çınar ağacıymış. Gidilecek yerler listesine ekledim.