Merak uyandırıcı komplolar, dünyayı yöneten gizemli güçler ve hiyerarşik yapılanmalar üzerine yer yer şok eden konuları ele aldığı bloguyla kısa zamanda ciddi bir hayran kitlesine ulaşan, neredeyse internetin “okült olaylar bilirkişisi” haline gelen Michael Sikkofield, uzun ve detaylı araştırmalarla olgunlaştırdığı birikimini, roman sayfalarına taşıyor…
Kendini gizli örgütler, zihin kontrol metodları ve subliminal mesajlarla iç içe bulan bir anti-kahramanın, komplo teorilerinin gerçeklerle atbaşı gittiği bu dünyadaki macerasını elinizden bırakamayacaksınız…
2 senedir düzenli olarak blog'unu takip ettiğim, takip etmekten ziyade hatim ettiğim Karagümrük Çocuğu'nun hiç hissettirmeden gelen, meteor etkili romanı.
Blog'a göz atacak olursanız (www.michaelsikkofield.blogspot.com) gizli örgütler, yeni dünya düzeni, zihin kontrolü vb. envai çeşit delillerle donatılmış yazıya rastlayabilirsiniz. Romanı elime ilk aldığımda şöyle bi' kurcaladım ve gördüm ki; içinde görseller var. Aklımda da romanın blog'un derlenip toplanmış ve yayımlanmış hali olduğu fikri gelişiverdi haliyle.
Değilmiş.
Hayattan bu denli tiksinen, gerçekleri genç yaşta görmesini sağlayan ve "asla bizim başımıza gelmez" sınıfındaki ölüm gerçeğiyle en sevdiği insanı kaybetmesi yoluyla tanışan bir adam. Çok farkında. Fark ettiklerini nakletmekten başka bi' amacı da yok.
Ama daha da önemlisi, deli gibi aşık. Aşkı, hayata tutunduğu tek dal.
Tüm kitabı alıntılamak isterdim, ama öyle bi' şansım yok maalesef.
"Bütün dünya hasta. Artık bu dünyada, yanlışlıkla arabanın camından içeri girmiş bir sinek gibi boğulduğumu hissediyorum. Aynı anda güneşin tam tepende olduğunu, kravatını boğazına kadar çektiğini, karşında ağzı kedi ölüsü gibi kokan bir adamın esnediğini, annenin "Oğlum niye çalışmıyorsun" diye söylendiğini, tükürüğünün nefes boruna kaçtığını, bir örümceğin kolunun üstünde yürüdüğünü, bir sineğinin tam kulağının etrafında vızıldadığını, ayağının serçe parmağını masanın bacağına vurduğunu, kötü el şakaları yapan arkadaşının ensene tokat attığını, bu sırada yanından geçen mahallenin en güzel kızına hoş görünmeye çalıştığını, ucuz tişörtünün ensene değip durduğunu ve ağzında çocukluk kabusun olan antibiyotik şurubunun acı tadının olduğunu hayal et. İnsanların arasındayken hissettiklerim de buna benzer bir şey işte."
-----
"...Yeni bir telefon almak istediğimi söyleyince dükkandaki genç bir çocuk lafa atıldı: 'Abi paran varsa Samsung al, IPhone'a her türlü takar.' Bir de böyle tipler çıktı amına koyayım. Hayvanat bahçeli haberlerde bir panda yavrusunu sahiplenip emzirdiği için görenleri şaşkına çeviren dişi maymun gibi bir telefon markasını sahipleniyor amına koduğumun çocuğu. Kalk bir bardak su getir desen getirmez ama Samsung'un fedailiğini yapıyor lüzumsuz pezevenk. İnsanlar kendilerini çıplak hissetmemek adına daima kendilerini bir şeye ait olmak zorunda hissederler. Bu güdü yüzünden öyle saçma şeylerin fanatikliğini yaparlar ki, savundukları değerin aslında ne kadar anlamsız olduğunu fark edemezler bile. Bu kimi zaman bir futbol takımı olur, kimi zaman bir siyasi parti, kimi zaman bir müzik grubu, kimi zaman bir fikir... Hatta bir elektronik cihaz markası bile olabilir."
Michael Sikkofield'ın blog yazılarını seviyorum ve neredeyse 3 yıldır takip ediyordum zaten. Neredeyse her hafta blogu açıp yeni post var mı diye bakardım, bir süre sonra bu aralık aylara dönüşmüştü zira eskisi kadar aktif değildi. Bunun üstüne kitabın çıkacağını öğrendiğimde de gereksiz bir heyecana kapılmıştım - ki hayal kırıklığına uğramadım. Sikko abinin yazış tarzını da severim, ayrıca bana çocukluğumdan beri dayatılmış çoğu görüşü sorgulamamı sağladı bir yerde. Zaten çoğu blog yazısını okumuştum, bu nedenle kitapta okuduklarım pek de bilmediğim şeyler değildi (sayesinde). Ama zaten kitabın bir roman olduğunu, tespitlerle dolu olmadığını söylemişti bize. Ki kitabı aldığımın üzerinden 24 saat geçmeden de bitti, öyle de akıcı bir üsluba sahip. Yine de, karakterlere çok ısınamadığım gerçeği de var. Belki Arya'ya sinirlenmişimdir, istediğim o toz pembe son olmadığındandır falan - ki sığ yaklaşmak istemiyorum bu kitaba. Neyse, nedenini tam olarak ben de bilmiyorum, belki sorun bendedir, olabilir. Güzel kitaptı. En çabuk bitirdiğim kitap ünvanına yakıştı bence, yihu!
Elime geçti bir yerden başlamış bulundum. Blog yazıları meşhur biri kitabın yazarı. Berbat bir kitap olduğu ilk sayfalarından belli olmasına rağmen, blogundan gelen ününden dolayı devam ettim hazır da tatilde iken. Sözü uzatmayacağım; hayatımda okuduğum en kötü 2 kitaptan biri ( diğeri de ; adam fawer - empati ; 500. sayfa civarında bırakmıştım o derece kötüydü). Nacizane önerim; yanlışlıkla merak filan ederseniz, etmeyin !!!
Korka korka da olsa doya doya okuduğum bir kitap oldu. Düşüncesizliğimizi ve ilgisizliğimizi yüzümüze vuracak bir kitap. Okuduğum için pişman değilim, düşünemediğim/araştırmadığım için pişmanım. "Uzun süre hafızalarda kalacak bir kitap" derler ya, bence bu onlardan biri. En sevdiğim kitaplar arasına kolayca girer.
"Bu dünyada insanların gözünde başarılı olmanın yegane sırrı, tüm bildiklerini anlatmamaktır". (sy-62)
"İnsanları tek bir amaç altında birleştirmek zordur; fakat tek bir düşmana karşı birleştirmek kolaydır". (sy-70)
"Zira insanlar adalete değil, güce tapıyorlardı". (sy-201)
Blog yazılarının gölgesinde kalmış amatör bir çalışma. Şahsın blog yazıları bir erkek aslansa bu kitap süt çağındaki bir dişi yavru kedidir.
Beklentim daha yüksekti. Bu kitaptan "feyz alacak", gözü açılacak insanın ömrü boyunca kapalı bir kutuda yaşamış ve hiçbir şeyden haberi olmayan bir kara cahil olması gerekiyor. Bunun birkaç tık üstüne çıkabilmiş herhangi bir insan zaten bu "kurgunun" bin bir çeşidiyle önceden karşılaşmıştır. Kitabın sonundaki minik manifesto 250 küsür sayfalık kitaptan daha vurucu bir içeriğe sahip.
Romandan ziyade bir otobiyografi kıvamında başlayan kitap, kurgudan ziyade yazarın yaşamını aktarıyormuş gibi hissettiriyor. Zaten okumaya başlama sebeplerimden birisi de buydu. Öylesine doğal betimlemeleri herkesin yapabileceğine inanmıyorum. Şahsın adını sanını saklama, mistik bir hava yaratma hevesini kendisini tanıyan herkes biliyordur. Biz buna bir kurgu roman diyelim ama ben hala daha bir ölçüde şahsın kendi yaşam öyküsünün kısa bir özetine erişmişiz gibi hissediyorum.
olacak sikko ama yayincilarin gazina gelip acele etme, 1,5 senedir yaziyorum deyip de bizi yeme, biz anlariz olm, biz okuruz, kacmaz. blogdaki uzun her hangi bir yaziyi roman diyen bassam cok daha saglam bir metin cikar ortaya ama sorun degil, olacak, daha yasin genc, uslup tarz oyle kolay oturmaz, strateji kolay cizilmez.. ha gayret
Kendisinin blog'unu bir zamanlar yakından takip eden birisi olarak araştırmalarına ve yazılarına hayranlık duyduğum kanımca harika bir kişilik olan adamın yine harika olan kitabı. Kesinlikle okumalısınız. --- Kitabı bir günde bitirdiğimi de eklemek isterim. Tabii bunu yanlış anlamayın burada övdüğüm şey kendim değil, kitabın akıcı üslubu.
Blog yazılarının aksine biraz edebi olmaya çalışmış, bu yüzden çok beğenmedim. Aynı tarzda araştırmalarını yazsa daha severek okurdum. Roman olarak başarısız diyemem aslında, hatta sıkılmadan okudum ama çıta yükseliyor bu adam söz konusu olunca.
keşke bloğundaki üslubunu kitapta kullanmasaydı. kitap değil de derlenmiş blog yazısı gibi olmuş. sonu biraz hızlı bitti ama mesaj açık. daha güzel kitaplar yazması umuduyla.
İslamcı komplocu. Lakin komplo teorileri cidden keyifli fakat bu adamı okuyup gerçekleri öğrendim arındım-bilgiliyim demek absürt olur. Şimdi bana entel ekşici diyecek ve küfürler edecek.
Blogger, din adamı, yarı-tanrı Cemre Demirel'in yarı otobiyografik romanı. Yüzeysel geldi ama cemreyi biraz daha tanımış oldum. Ters köşe yaptı ben komplo teorisi beklerdim kaynatasızdan vesselam
Blogunu da takip ettigim Sikko abinin kitabi tesadufen elime gecti, onu da bir okuyuvereyim dedim.
michaelsikkofield.blogspot.com
Ilk baslarda kitabin roman mi gercek hikaye olduguna bakmadan yumuldum okumaya. Daha sonra roman oldugunun farkina vardim ve oyle bitirdim :) Kitapta isaretlenebilecek ve hayata dair dersler cikartabilecek bir cok cumle veya paragraf var. Hepsini burda siralamiyacagim tabi. Yanliz 1-2 tanesine yer versem ilerde de kendim icin bir hatirlatma olur. Kisaca romanin neyle alakali oldugu: Herkesin gordugu yanliz dile getiremedigi bu modern kolelik hayatimizi tirajli bir gazetenin haftasonu ekinde dile getiren yazar ( Can Bulut ), daha sonra dunyayi yoneten gizemli gucler tarafindan yonetilmeye baslar ve onlarin istedikleri yazilari istemeye istemeye yazmaya devam eder. Yazari sevgilisi olan Arya ile tehdit ediyorlar ki sonunda emirlerine uymadigi icin Aryayi oldurup Can'la iliskiyi kesiyorlar.
*** Zira sen neyi goruyor ve yasiyorsan, hayatin da o olur. Hayatin senin yasadigin kadardir.
*** Insanlar harekete gecmek icin daima birilerinin bir kivilcim baslatmasini beklerler. Zira insanlar, tek baslarina yeni bir girismekten cekinirler.