Falih Rıfkı Atay'ın Ateş ve Güneş adlı kitabında, bir subayın kendisine yönelttiği şu eleştiriyle Çanakkale direnişine hak ettiği değeri vermeyişimizin çok eskilere dayandığını görebiliriz: "Siz gençler ne tembelsiniz? Hiçbir şey yazmıyorsunuz. Çanakkale'ye bir torpido şair ve ressam gitti. Daha bir kitap bile görmedik."
Oysa Çanakkale'yi ziyaret ederek, izlenimlerini aktarmaları istenen sanatçı heyeti, 11 Temmuz 1915'te Sirkeci'den trenle yola koyulur. Davete, aralarında İbrahim Çallı, Enis Behiç, Hamdullah Suphi, Ömer Seyfettin, İbrahim Alaattin, Nazmi Ziya ve Mehmet Emin'in de olduğu on yedi kişi katılır. "Heyet-i Edebiye" olarak anılan grup, bir İngiliz zırhlısı tarafından tahrip edilen Namık Kemal'in Bolayır'daki mezarını da ziyaret etmeyi unutmaz.
Davete katılamayanlar arasında öyle güçlü bir kalem vardır ki, eğer heyette o olsaydı Çanakkale Savaşı hakkında elimizde harika bir eser olabilirdi. Ancak gidemez, çok önemli bir mazereti vardır, ölüm döşeğindedir. Tevfik Fikret, başucunda duran Çanakkale'deki savaş alanlarına ziyareti içeren davetiyeye bakarak verir son nefesini…
Ve Sunay Akın, Çanakkale'den bindiği gemisiyle, dünyanın gizli kalmış pek çok kıyısına uğrayarak sürdürür yolculuğunu. Hiç anlatılmamış öyküler fısıldar kulağımıza, Geyikli Park subaya geç kalmış bir özürdür adeta. (Tanıtım Bülteninden)
Şükrü Sunay Akın (d. 12 Eylül 1962), şair, yazar, gazeteci, araştırmacı, tiyatro oyuncusu.
12 Eylül 1962 tarihinde Trabzon'un Maçka ilçesinde doğdu (bu yüzden 18 yaşından beri doğum gününü kutlamamaktadır). Ailesi, onun daha iyi eğitim görebilmesi için, 10 yaşındayken İstanbul'a taşındı. Lise öğrenimini İstanbul Haydarpaşa Lisesi'nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Fizik Coğrafya Bölümü'nden mezun oldu.
İlk şiirini, Meteoroloji Müdürlüğü'nde çalışan bir memurun kızına yazar. Henüz 9 yaşındadır. Kızın isminin baş harflerinin dizelerini oluşturduğu şiiri, evlerinin terasında bulunan odunluk kapısının iç kısmına yazar. Kız, balkona geldiğinde odunluğun kapısını açar mahsusçuktan!. Ama şiir kızın gözüne hiçbir zaman takılmaz. Sunay Akın yıllar sonra (ki bir şairdir artık) çocukluğunun geçtiği Trabzon'a gittiğinde, sert geçen bir kışta, içindeki odunlarla birlikte kapının da sökülüp yakıldığını öğrenir. Şairin ilk şiiri "hava muhalefeti" nedeniyle kayıptır!.. 1984 yılında yayınlanan ilk şiiri de bir sobanın içinde kütürdeyen odunu anlatır! İlk şiir kitabı 1989'da "Makiler" adıyla yayınlanır. Arkadaşlarıyla birlikte 1989'da Yeni Yaprak şiir dergisini ardından, 1990 yılında da Olmaz adlı şiir dergisini çıkardı. Adını Cemal Süreyya'nın koyduğu bu kitabı "Antik Acılar, Kaza Süsü, 62 Tavşanı" izler.
1987 yılında Halil Kocagöz Şiir Ödülü’nü Noktalı Virgül adlı dosyasıyla aldı. 1990 yılında ise Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü'nü Makiler[1] şiiri ile kazandı.
Anlık ilhamlara dayanan ve genellikle kısa olan şiirleri, Orhan Veli'nin şiirindeki bazı özelikleri günümüzde sürdüren bir yapıya sahiptir. Ayrıca, bu tür şiirlerde genellikle rastlanmayan, yumuşak, lirik bir tonu vardır. Şiirlerinde özellikle ince yergi ögelerini kullanmadaki rahatlığı ile dikkat çeker. Cemal Süreyya'nın etkisinde sürdürdüğü şiirlerde, dil oyunlarına dayalı yoğun bir alaycılık ve şaşırtma; çocuklar ve hüzünle birlikte şairin ilgi ve duyarlılığını göstermektedir.
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde ders verdi, Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde 5 yıl boyunca hem ders verdi hem ders aldı. Bu deneyimin de yardımıyla, tek kişilik oyunlar hazırlayıp oynamaya başladı. Türkiye'nin çok sayıda merkezinde ve yurtdışında (Frankfurt, Nürnberg, Londra) sayısız kez tek kişilik oyunlarını sergiledi. Halen Sunay Bey Tarihi adlı gösterisini sunmaya devam etmektedir.
23 Nisan 2005 tarihinde 11 yıldır dünyanın dört bir yanından topladığı oyuncaklarla, yıllardır hayalini kurduğu İstanbul Oyuncak Müzesi'ni Göztepe, İstanbul'da ailesine ait dört katlı tarihi bir konakta açtı. Müze, Türkiye'de türünün ilk ve tek örneği olup, Avrupa Konseyi'ne bağlı Avrupa Müze Forumu (European Museum Forum) tarafından verilmekte olan Avrupa Yılın Müzesi Ödülü'ne 2010 yılı için aday olmuştur.
TRT 2 ve CNN Türk'de "Stüdyo İstanbul", "İzler", "Akşama Doğru", "5N 1K" gibi kültür sanat programları ve belgeseller hazırlayan, katkıda bulunan Sunay Akın, TV 8'de de "Gezgin Korkuluk" ve Ramazan Ayı boyunca Mahya Işıkları adlı programı hazırlayıp sundu.
Yaşam Radyo, Radyo Kent, Best FM'de radyo programları yaptı. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde öğretim görevlisi olarak ders verdi.
Sunay Akın'ı ve anlattığı hikayeleri bilmeyen yoktur, bu kitap da standart Sunay Akın tarzı hikayelerin toplandığı bir kitap. Her hikayede çok ilginç kimi zaman güldüren kimi zaman düşündüren detaylarla karşılaşıyorsunuz. Akıcı ve okuması zevkli bir kitap, tarihin arka planda kalmış az bilinen noktalarına ışık tutuyor. Kitabın belki de tek eleştireceğim noktası son bölümdeki Tokyo cami mevzusunun hikayeden ziyade Sunay Akın'ın kendini kanıtlama çabası nedeniyle bir cevap yazısına dönmüş olması, kitaba sonradan mı eklendi bilemiyorum ama diğer bölümlerdeki üslup ile bağdaştıramadım.
Geyikli Park,yine çok faydalı detay bilgilerle dolu tipik bir Sunay Akin kitabi.İnsanlık örnekleriyle dolu, hiç değilse okurken kendinizi bambaşka bir dünyada hissediyorsunuz.Olması gereken bir dünyada ki,yazılanların hepsi yaşanmış şeyler.
Kitapta kırkyedi tane farklı yazı var.Hepsinden çok etkilenerek okudum.Ama bir tanesinin küçük bir bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum.Sayfa 80 ve 82.
II.Friedrich,Berlin’de yazlık bir saray yaptırmak istemiş,ancak arazide sarayın daha büyük olmasını engelleyen bir değirmen varmış.O değirmenin derhal satın alınıp yıkılmasını emretmiş.Ne var ki,sahibinin satmaya niyeti yokmuş.Kral,adamlarıyla değerinin çok üstünde para vereceği haberini gönderse de,değirmenci teklifi reddetmiş.Bunun üzerine II.Friedrich,değirmencinin yüzüne kendisinin kral olduğunu,istese değirmeni para vermeden de elinden alabileceğini haykırmış.Değirmenci,büyük bir soğukkanlılıkla,bunu yapabileceğini söyledikten sonra insanlık tarihinin en unutulmaz yanıtlarından birini vermiş: “Ama unutmayın ki,Berlin’de hakimler var.” Hiçbir güç,hiçbir iktidar,kral dahi olsa adaletten üstün değildir.Bir değirmencinin Alman Kralı II.Friedrich’e söylediği bu söz,adaletin karşısında herkesin eşit olduğu gerçeğini taçlandırmış ve totaliter rejimlerin yıkılmaya başlayacağı dönemin habercisi olmuştur.
"Bazen mehtaplı gecelerde yataklarımızda uyurken, meşum bir uğultu veya kulakları parçalayan seslerle uyanırdık! Tayyareler gelmiş ve bomba atmaya başlamıştır. O zaman biz vücutlarımıza giyebildiğimiz şeylerle dışarıdaki bahçelere kaçar, asker battaniyelerine sarılarak küçük kardeşimle bekler dururduk."
Bu sözler kimin mi Ali 'nin, 8 yaşındaki Ali'nin... Ali kim mi? Hani şu çocuk yaşta iki çocuğu olan, sarsıcı savaşın ölümcül etkilerine dayanamayan iki kez intihar girişimde bulunan Hüsnüye Hanım'ın oğlu Ali, yani Sabahattin Ali... Şimdi S.Ali'nin o yüreklere dokunan tüm sözleri daha çok anlam kazanıyor bende... Savaşı yaşamış , hasta annesi ile sevgiye aç büyümüş bir çocuk... Daha bu kitapta ne çocuklar var, o çocuklar ki hepsi büyüyünce ilkleri başaran çocuklar...
Sunay Akın’ın okuduğum ilk kitabı. Okuduğum sürece “bunu araştırmalıyım!” dediğim bir sürü kişiye ve bilgiye sahip oldum. Çoğu zaman akıcı ilerledi fakat bazı bölümleri beni çok içine çekmedi, okurken sıkıldım. Özellikle son kısımda bulunan Tokyo camii olayının gereksiz uzatıldığını düşünüyorum. Bu yüzden son 4 bölümü okumadan kitabı bitirsem daha iyi olacakmış..
Her bir başlığı altında bir konudan diğer konuya referans verip geçen, tarihsel yönleriyle eğitici bu kitap, okunması gereken kitaplar listesine alınmalı. Her yerinden alıntı yapılabilecek bu kitaptan, şu an içinde bulunduğumuz döneme en uygunlarından birisi olduğu için aşağıdaki kısmı seçtim:
Alman Ortadoğu uzmanı Kurt Ziemke’nin 1930’da yayımlanan Die Neue Türkei (Yeni Türkiye) adlı kitabında yer alan şu değerlendirmesidir:
“Yapılması gereken, Kemalist Cumhuriyet’in hem din düşmanı hem de Kürt düşmanı olduğu temasını ortaya atıp işlemektir!...”
benim için hala en güzel Sunay Akın kitabı kesinlikle Ay Hırsızı’dır. haliyle onunla bu kitabını karşılaştırdığım zaman, daha yavan ve daha yüzeysel hikayelerle karşılaştığımı itiraf ediyorum. ama hakkını yiyemem Sabahttin Ali’nin hikayesi beni çok duygulandırdı. kitaptaki en güzel hikaye o diye bilirim.
Yer yer üslubu sahne halini alıyor, klasik Sunay Akın: Ünlemler,kurmaya çalıştığı bağlantılar abartılı vs.
Ama hakkını vermek lazım, yaşananları kaydetme, anıları kaleme alma yetersizliğimize karşı, üzerine düşeni yerine getirmiş. Kendi araştırmaları ile derlediği 150 yıla yaygın Türkiye anektodlarını uç uca dizmiş, unutulmasın diye bilinçli bir çabayla. Sağolsun.
İlk defa Sunay Akın okudum. Kalemi ve dili belli ki zamanında programlarını da izlediğim için güzeldi. Bilmediğimiz küçük anekdotlar, unutulan bilgiler, bildiğiniz ama yanlış olan bilgiler bu romanda dile getirilmiş. Bazı şeyleri ilk kez öğrenince şaşırmamak elde değil. Bu yüzden de beni araştırmaya itti. Bir bakıma tarihi yeniden araştırtıyor. Öğrenmek süper bir duygu elbette ki. Ama nereden alıntı yaptığına dair hiçbir bilgi yok. İçeriğinde birçok konu var; Sabahattin Ali’den Mimar Sinan’a; Çanakkale Savaş’ından Taksim Meydanı’na… Bilinmeyen minik minik öykü tadında bilgiler. Zevkle okunan tarihimizi bize minik hikâyelerle anlatan bir kitap yararlı ve okunulabilir bir eser. Bilmediğim birçok şeyi öğrendim. Sizlere de tavsiye ederim.
Sunay Akin'in ilk okudugum romani olarak daha onceki kitaplarini bu zamana kadar okumadigima pisman oldum. Soyle kisaca soyleyeyim: Canakkkale Savasi'nin hic bilinmeyen kahramanlarini tanimamiza , Turkiye tarihindeki yanlis bilinen ya da yorumlanan yada hic bilinmeyen olaylarini, kisilerini, yeniden kaynakli, belgeleriyle dogru bicimde yazilmasina, yazarlarin, sairlerin hayatlariyla ilgili bilinmeyen gerceklere ve en son Gezi Parki'nin tarihi ve Tokyo Cami'si ile bitirmis. sahsen Mustafa Kemal'in Tokyo'da bir cami yaptirdigini buradan ogrendim. Cok faydali, cok zevkle okunacak bir kitap...
Sunay Akın kitabı okumak, sararmış gazetelerden, antika kitaplardan, ondan başka kimsenin çıkaramayacağı, unutulmuş isimsiz kahramanların romantik, insanın yüreğine dokunan hayat hikayelerini dinlemek demek.
Çanakkale Savaşı'nın garip ve gerçek hikayeleriyle başlayıp, Türk ve dünya tarihini birbirine harmanlayan son olarak da Japon Adaleti ile biten aşırı derecede okunası güzel kitaptır.
Kitabın bir diğer özelliği de okurken içten içe yazarı olan Sunay Akın'ın sesini duyuyor olmanızdır.
Geyikli Park |4/5| Taksim’e daha önce gittiniz mi? Gittiyseniz oradaki gezi parkına da bakma şansınız oldu mu? Eğer olduysa, o geyiğin hikayesini merak ettiniz mi? İşte o geyiğin hikayesini ve başka birçok şeyin daha hikayesini öğrenme şansınızı yaratabilecek bir kitap yorumu ile geldim bugün. Bir başka Sunay Akın kitabı olan Geyikli Park kitabını okudum ve yorumunu giriyorum şu an. Geyikli Park, diğer Sunay Akın kitaplarına nazaran daha kalın. Aralarından en uzunu hangisi bilmiyorum ama en fazla sayfası olan kitaplardan biri bu. Dolu dolu da bir içeriği var. Sunay Akın kitaplarını bilmeyenler için anlatmam gerekirse şöyle ki; Sunay Akın’ın kitapları deneme olarak kategorilize ediliyor. Ancak bir denemeden ziyade bir tarih yolculuğu gibi. Sizi olduğunuz yerden alıyor sayfanın başında, bölümün sonuna kadar dünyanın farklı zamanlardaki farklı bölgelerine gidiyorsunuz. Mesela bu kitap Çanakkale cephesi hakkında bölümlerle başlayıp, Tokyo’daki Tokyo Cami ile bitiyor. Oldukça geniş çaplı ve tahmin edemeyeceğiniz bilgilerle dolu deneme kitapları, diye tanımlayabiliriz Sunay Akın kitaplarını. Bu kitabın da bu açıklamadan geri kalır yanı yok. Gerek edebi anlatımı ile gerek sunduğu anlatının çarpıcılığı gerek de anlatımlar arasında kurduğu bağ gayet başarılı ve diğer kitapları kadar iyi. Kesinlikle tavsiye edeceğim bir yazar Sunay Akın. Eğer şu ana kadar kitaplarından herhangi birini almamışsanız, almanız durumunda seveceğinize emin olduğum bir yazar. İlk hangi kitabı ile başlanır pek bir fikrim olmasa da bence pek önemli değil. Herhangi bir kitabını alıp içeriğine girip, yazarın anlatım tarzının sizi alıp götürmesine müsaade ederseniz zaten sevdiğiniz takdirde diğer kitaplara da göz atarsınız. Mimar Sinan, Rıfat Ilgaz, Türkan Saylan, Orhan Veli ve Altar’ın Oğlu Tarkan gibi sevdiğimiz isimler hakkında bizlere öğretmek istediği etkileyici bilgileri olan bir kitap, Geyikli Park. Kütüphanede bulunmasının fayda sağlayacağı türden bir kitap. Parklardan geyiklerin eksilmeyeceği günler dileğiyle. Kendinize iyi bakın.
Kitapçıya, özellikle de İş Bankası Yayınları kitap evine her gidişimde gözümün takıld��ğı, okumayı hep çok istediğim ancak bu kitaba kadar elime alamadığım yazar.
Kitabın arka kapağı benim gibi savaş tarihi ve onun. bilinmeyen anılarına meraklı insanlar için tam bir çekim merkezi. Kapağı okur okumaz almayı planladığım diğer kitapların arasına koydum Geyikli Park'ı. Kitap çok da güzel başladı. Çanakkale Savaşı ile alakalı bir çok anektod sonunda "vaaay demek bu işin arka planında bu çok meşhur şahıs varmış" dediğim üç-beş hikayeyi bir çırpıda okudum. Sonra konu Çanakkale Savaşı ile bağlantılı anı ve anektodlardan çıkıp genel konularda hatta her konuda anı ve hikayelere döndü. Keyif aldım ama nereden geçtik şimdi bu konuya hissini de inkar edemem.
Sunay Akın üslubunda sizinle konuşur gibi bir dil, hatta yer yer onun anlatımı gibi heyecanlandığımı dahi hissettim okurken. Tempolu ve keyifli hikayeler içermesine rağmen bitirmemin uzun süremesi sanırım çok fazla irili ufaklı hikaye içinde birini okurken ötekini unutmam oldu. Arada "ya şu tam nasıldı bir bakayım" diyip geri bile döndüm.
Herkes yakınmış ben de yakınayım: Sanki yer yer daha önce yazılan cümleler baştan kuruluyor kitapta. Özellikle nedense Tokyo Camii ile ilgili son üç hikayede çok var bu durum. Tabi baştan sona tekrar cümleler değil ama arada olmuş hatta bu son üç hikayede yazar baya bi coşmuş ortadaki haksızlığa ve cahilliğe karşı. Çok da haklı elbette.
Sunay Akın ve tarzına başka bir kitapla bir şans daha vereceğim hatta iki şans. Ama yine böyle aklımda kalmayacak seviyede irili ufaklı hikaye tarzında değil de mümkünse daha uzun hikaye ya da roman da deneyeceğim.
Okuyunuz zira hiç duymadığınız ve duyamayacağınız güzel hikayelerle dolu. Keyifli okumalar
SunayAkın’ın tarzını bilen bilir, “tarihi edebiyatla yamayan” bir şair, yazar, araştırmacı, gazetecidir kendisi. Geyikli Park kitabında da, Çanakkale Savaşı’nın seyrini değiştiren Pilot CemalYüzbaşı ile başlar. Mimar Sinan ile Don Kişot’un yazarı Cervantes’i birleştiren cami inşaatından, Tarkan Viking Kanı filmindeki ahtapot sahnesine, ilk kadın doğum hastanesini kurup ebeler yetiştiren Besim Ömer’den, Darwin’den önce evrim teorisini dillendiren Erzurumlu İbrahim Hakkı’ya, İstanbul camilerinin ramazan mahyalarından, minaresinin tepesine hilal yerine hokka ve kalem konulan Defterdar camiine, Vecihi Hürkuş’un James Bond filmlerini aratmayan hikayesinden, ilk çocuk mitingini düzenleyen Nakiye Öğretmene, gezi parkı direnişinden, parkın karşısındaki geyik heykeline ve Atatürk ile Tokyo camii arasındaki ilişkiye kadar hiç anlatılmamış öyküler fısıldar kulağımıza. Kimisi yazarı popülist olmakla suçlayıp, “efsane imalatçısı” der, fakat bende kredisi yüksektir. Zira kendisi, Göztepe’de ailesine ait 4 katlı bir köşkü dünyanın 40 ülkesinden topladığı 4 bin oyuncakla doldurup, Türkiye’nin ilk “oyuncak müzesi”ni kurar. Bu müzeye girenler bilir, bizim “laylon” bebeklerle oynadığımız dönemde, batılı bebeler uzay araçları ile oynamış, bugünün dünyasını şekillendiren mevkilere ulaşmışlardır. Çünkü: “Uygar ülkelerde oyuncak çocuklara hayalleri güçlensin diye alınırken, geri kalan ülkelerde oyalansın diye verilir.”
Sunay Akın'ın 2013 yılında ilk baskısını yaptığı bu kitabını ancak 2018 yılının ağustos ayında okumaya nail olabildim. Belirtmek isterim ki kitabı okuduğum her andan keyif aldım ve öğrendiğim birçok yeni bilgi sayesinde ülke tarihine bakış açım az da olsa değişti. Kitap bölümler halinde yazılmış olmasından ve Sunay Akın'ın sade ve duru anlatımından mütevellit hızlıca okunabilen bir yapıya sahip olduğunu söyleyebilirim. Ne var ki Sunay Akın'ın benim nezdimde yaptığı birkaç hata, kitabı yıllar sonra çok farklı hatırlamama sebep olacak. Öncelikle kendisini tarihçi olarak değil, bir edebiyatçı olarak tanıtan Sunay Akın'a katılmadığımı belirtmek istiyorum. Kendisi yalnızca tarih alanında kitaplar yazmıyor, aynı zamanda bu yazdığı kitaplar için araştırmalar yapıyor ve tarihi saptamalar yapmaktan da geri durmuyor. Bu nedenle iyidir veyahut kötüdür bilinmez fakat ben kendisini bir tarihçi olarak görüyorum. Durum böyle olunca kendisinin milliyetçi ve kemalist yanlı tutumu beni bir hayli rahatsız etti. Sunay Akın'a getirebileceğim bir başka eleştiri ise; kitabını bir reklam panosu olarak kullanıp, okuyucuya her fırsatta oyuncak müzesininin ne kadar şahane bir yer olduğunu hatırlatmasıydı. Yine de okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
alistigimiz ama sevdigimiz tarzda bir Sunay Akin kitabi. Canakkale savasindan gezi parkina uzanan ozgurluk mucadelesi hikayeleri okumak isterseniz cok dogru yerdesiniz. Canakkale zaferinin ve kurtulus savasinin onemini ve anlamini bize hatirlattigi icin Sunay Akin'a minnettarim. Gezi parki hakkindaki bolumler icin ise cesareti ve sagduyusu icin kutluyorum. Topcu kislasinin, taksim meydaninin ve parkin osmanlidan bu yana tarihini bu kitaptan ogrendim. Kitapla ilgili iki elestirim olabilir. Birincisi, bu kitapta bölümler arasi tam bir bütünlük yok veya ben cözemedim. Ikincisi, son bölümlerde tokyo camiisi tartismasini cok uzun buldum. Sonradan mustafa armagan oldugunu ogrendigim sahisla tartismaya giriyor ki bence hic degmezdi. Bu sahis daha sonra Atatürk'e hakaretten hapis cezasi aldi.
Klasik Sunay Akın tarzında, yine muhteşem öykülerle dolu bir kitap. Sunay Akın çakma tarihçilere bir güzel ders vermeyi de unutmamış. Özellikle Sabahattin Ali ve Babe Ruth öyküleri gerçekten etkileyiciydi.
Diğer Sunay Akın kitapları gibi güzel, akıcı bir kitap. İnsanı bahsi geçen konuları daha çok incelemeye, araştırmaya sevk ediyor. Kitaba dair bir eleştirim var, o da içinde geçen tarihsel olaylarla ilgili hiçbir kaynak bulunmayışıdır.
Sunay Akın bu kadar bilgiyi nerden buluyor? Nasıl aklında tutup toparlayıp başka hikayelerle harmanlıyor ve bunları yaparken aynı zaman da nasıl kendisine hikayeler uyduruyor diyen bir gazete yazarının hakkından geliyor :)) (Kim olduğunu ve hangi gazeteden bahsedildiğini merak etmedim değil)
Neden bilmem ama bu kitabı bitiremedim. Normalde Sunay Akın'ı çok severim ve bu zamana kadar 4-5 tane öykü 3 tane de şiir kitabını okudum ancak bu kitapta diğer öykü kitaplarındaki tadı alamadım
Sunay Akın’dan muhteşem bir eser...Ünlü edebiyatçılardan ,siyasetçilere ve birçok sanatçıya giden yolda onlarla birlikte yürüyüp onların bilmediğimiz yönlerini ve hikayelerini öğreniyoruz..
Sunay Akın deyince aklınıza ilk olarak yumuşacık, sevgili, saygılı, kararlı bir ses gelir ve o ses yüreğinize dokunur ve siz de o ses dokunursunuz. Isınırsınız, çoğalırsınız, mutlu olursunuz, ölüm ile yaşam arasındaki ince çizgiyi görür ve hissedersiniz. Onun sesi size geçmişi gösterir ve geleceği daha güzel, değerli ve mutlu yaşamak için sizin ellerinize bırakır…
Sunay Akın ile karşılaşmış biri olarak şunu söylemek isterim ki, tıpkı sesi gibiydi. Ne eksik ne fazla o sesi gibiydi. Şimdi ellerime bıraktığı GEYİKLİ PARK ‘ı sizlerle tanıştırmak istiyorum. Geyikli Park , Çanakkale zaferinde anlatılanlarında dışında tarihin tozlu raflarının altında kalmış, hiç duyulmamış kahramanların hikayeleri ile başlar ve Cumhuriyetimizin kuruluşu ile devam eder. Nazım Hikmet Kültür Merkezi bahçesinde çekilmiştir. Yolunuz Kadiköye düşerse mutlaka uğramanızı tavsiye ederim.
Sunay Akın, Geyikli Park da yer verdiği 46 hikayeyi o dönemin fotoğrafları ve belgeleri ile yayınlamasıyla sizi geçmişe götürmüyor resmen geçmişe uçuruyor.
Çanakkale Destanı bu topraklar da yaşayan herkese dokunur, herkesi etkiler. Anlatılan nice hikayeyi birbirinden ayırmak haksızlık olur ama aklımda kalanların en başında CAVİT CAV ‘ın hikayesi olmuştur. Gözlerim ağlamadı dese dilim yalan söyleme der. Bundan sonra nerede bir bisiklet görsem aklıma hep Cavit Cav gelecektir.
Geyikli Park kitabının giriş bölümlerindeki bir paragrafı sizinle paylaşmak istiyorum. Çünkü Sunay Akın’ın oyuncaklara, çocuklara olan sevgisini ve saygısını bu satırlarla daha iyi anlayacağınızı biliyorum.
“Gelişmiş ülkelerde oyuncak çocuklara hayalleri güçlensin diye alınırken, geri kalan ülkelerde oyalansın diye alınır. Oyuncakları çocuklarına hayalleri büyüsün diye alan ülkeler dünya yönetiminde söz sahibi olurken, oyuncakların önemini anlayamayan küçümseyen toplumlar onların kapılarında oyalanmaya mahkumdur.”
Francis Bacon der ki ;Bazı kitapların tadına bakılmalıdır. Diğerleri yutulmalıdır. Ve çok azıda çiğnenip hazmedilmelidir” işte bu kitap bu topraklarda yaşayanlar için yutulanlardan olmalıdır.