1959 yılında doğdu. Sankt Georg Avusturya Lisesi'ni bitirdikten sonra Viyana Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi, Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı okudu. 1987'de Sabah Dergi Grubu'nda başladığı gazeteciliğe çeşitli gazete, dergi ve TV kanallarında muhabir, yazar ve yönetici olarak devam etti.
-Henüz Zaman Var, 2013 Roman -Çocuklar ve Canavarları, 2012 Roman -Diller, Çehreler, Barış, 2010 Yazı -Birbirimize, 2009, Hikaye -Ben Onlardan Biriyim, 2007 Yazı -Volkan'ın Romanı, 2006, İlk romanı -Ne Olmuş Yani? Korsan Yazılar, 2005 ---Yazı -Tam Yakalandığımız Yerden, 2004, Yazı -Mahallede Herkes Kahramandır, 2004, Röportaj -Evsiz Ülke Hikayeleri, 1989, İlk öykü kitabı
Romanda Volkan'ın başına gelenlere üzüldüm. Eşcinsellerin düştüğü ve düşeceği durumların çok dışında bir hikaye. Volkan bir değil birçok komplonun kurbanı. Kitap bittiğinde Volkan bu şartlarda gerçek bir aşk yaşabilir miydi , başka bir mesleği seçse daha farklı bir hayatı olur muydu bu soruların cevabını aradım. Biraz polisiye olmakla birlikte akıcı bir roman.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Siyasi polisiyeler, derin devlet, devlet mafya/suç örgütü ilişkilerini, buna bağlı işlenen suç ve cinayetleri konu alan, politik eleştiri amacı güden metinlerdir. Volkan’ın Romanı’ndaki başkarakter sıradan bir polis, İstanbul’da görev yapıyor, babası ünlü bir emniyet müdürüymüş zamanında, bu nedenle amirleri tarafından korunan, ayrıcalık tanınan bir polis. Ancak Volkan bir eşcinsel, cinsel kimliğinin kabul görmediği bir toplumda yaşamasının, cinsel kimliğini mutlak surette saklaması gereken bir mesleği yapmasının bedelini iç dünyasına hapsolmakla ödeyen, zaten çocukluğunda da babasının otoritesiyle ezilmiş, silik ve edilgen bir karakter. Volkan’ın babasıyla ilişkisi, ailesindeki sorunlar romanın ilk kısmında ayrıntılı geriye dönüşlerle anlatılıyor. Ancak Volkan yanlış zamanda yanlış yerde bulunması nedeniyle bazı siyasi komploların kurbanı olacak, bir yere kadar edilgen kalmaya devam ederken bir yerden sonra hayatının iplerini eline alma cesaretini göstermeye çalışacaktır.
Romandaki komplo oldukça ilginç; Avrupa’daki önemli bir başarıdan ülkeye dönen bir futbol takımının yedi oyuncusu, takım otobüsüne düzenlenen silahlı saldırıda öldürülür. Büyük bir infiale neden olan ve medyaya PKK tarafından yapıldığı duyurulan olay, emniyet güçlerinin geniş çaplı operasyonlarıyla karşılık bulur. Bu operasyonlarda Volkan da şüpheli duruma düşer, çünkü kamera kayıtlarında örgüt üyeliği nedeniyle ceza almış bir banka güvenlik görevlisi ile konuştuğu tespit edilir. Üstelik kısa süre sonra otogarın altındaki dehlizlerde işlenen bir cinayet sırasında yakınlarda olduğu da anlaşılmıştır. Bunun üzerine belki babasının hala geçerliliğini yitirmeyen hatırı, belki de başka hesaplar nedeniyle yakalanıp yargılanmak yerine Siverek’e, bir ağanın tuhaf evine gönderilir. Ancak basına kaçtığı ve henüz bulunamadığı haberi verilir. Romanın ilerleyen bölümlerinde futbol takımına düzenlenen saldırının derin devletin Avrupa Birliği’ne üyelik konusunda sıcak duygular besleyen halkı bu düşünceden uzaklaştırmak amacıyla düzenlenen bir komplo olduğu, Volkan’ın bu komploda basit bir piyon olarak seçildiği, saklanması için gönderildiği yerde başka bir derin devlet operasyonuna alet edilmek üzere korumaya alındığı anlaşılır.
Siyasi polisiye açısından oldukça zengin bir içerik söz konusu romanda. Ancak yazar bu zengin içeriği, karakterin bireysel dünyasına ağırlık vermeyi tercih edişi nedeniyle layıkıyla kullanamıyor ve polisiye bir kurgu bekleyen okuyucu hayal kırıklığına uğruyor.
Polisiye romanlarda kullanılan dilin akıcı ve sade olması, abartılı, aşırı şiirsel ifadelerden, kelime oyunlarından, uzun ve karmaşık cümlelerden uzak durulması gerektiğini düşünüyorum. Ancak elbette her yazar hikâyesini nasıl anlatacağı, nasıl bir üslup benimseyeceği konusunda özgürdür. Bununla birlikte yaygın kabul görmüş dil kurallarına uyulmayan, uzunluğu nedeniyle anlaşılması zorlaşan cümlelerin romanı zayıflattığı, okumayı güçleştirdiği de bir gerçek. Dil işçiliğinin ayarının kaçıp, gereğinden uzun ve yoğun cümlelerin kullanıldığı, olup biteni bir sis perdesinin arkasından görüyormuş gibi bir hisse neden olan kısımların haricinde zengin ama çok dikkat isteyen, yorucu bir anlatımı var yazarın.
Son olarak, Volkan’ın Romanı’nda Ahmet Tulgar sanki bir siyasi polisiye/polisiye kurgu yazmak istememiş de polisiye kurguyu, anlatmak istediği hikâye için bir bahane ya da araç olarak kullanmış. Bireysel mesele fazla öne çıktığı için politik kurgu ve dolayısıyla eleştiri daha geri planda kalıyor, böylece iyi bir siyasi polisiye olmaktan uzaklaşıyor roman. Volkan’ın Romanı kaçış zevkini en yoğun şekilde yaşatan türde polisiyelerden değil, ama yine de farklı bir dil, farklı bir anlatım arayanlara hitap edebilir.
Roman özgün geldi. Cümlelerin ilk bakışta lüzumsuz görünecek biçimde tekrarlanmasının yanı sıra anlaşılırlığı düşük cümlelerin kullanımı da ilgi çekiciydi. Bu gibi cümlelere en ekstrem örnek belki de şudur: "Sanki sıcağın boğuculuğu değil, en eski evlerin cephelerindeki kurşun izlerinde, bahçe duvarlarına dizili ta Amerikan yardımı dönemlerinden kalma, üzerinde bayraklı bir el sıkışma amblemi olan çuvallardan yapılmış kum torbalarında bu ilçede nicedir hüküm süren bir gerilim bu ilçeyi bütün o yaygın evlere, İzzet'in evinin olduğu Ağalar Caddesi'ndeki İzzet'inki dışında hepsinin, Songül Keklik onu doğrudan İzzet'in evine gönderdiğine, İzzet'in evini tavsiye ettiğine göre, aynı teknikle inşa edildiğini tahmin ettiği bütün bu evlere, başta ama tek başına bile bu ilçeyi harekete geçirmeye yetecek bir ölçüde durmaksızın geriye çekilen, yaygınlaşan evine Hacı'nın, kendisini şimdi artık İzzet gibi birini tanıdıktan sonra sofasında, odalarından birinde tasavvur edemediği Yaygın Ev'e rağmen böylesine daraltıyordu." (syf. 196). "Gerilim" özne, "daraltıyordu" yüklem... denileni anlamak için emek talep eden bu cümle gibi, romanın meselesini anlamak için de çaba göstermek gerekiyor galiba. Çalakalem ya da bilinçakışı hissi veren cümlelere rağmen dil işçiliği var diyebilirim. Olay akışını, (ihanet, yolculuk, kendini gerçekleştirme çabası vb.) gibi meselelerini az buçuk anladım. Aslında romanın bende yarattığı duyguyu tam tespit edemedim.
Dil dışında hikayenin aktarılma biçimi de orijinal geldi. Perspektifi, roman tekniği açısından olayı geliştirişi ya da geliştirmeyişi keyifliydi. Bazen duygusal olarak da bir esrime yarattı (örn. Ciwan Haco'lu bölüm romantik açıdan güçlü geldi). Birbirimize adlı kitabında, bazı öykülerde anlatılan durumlardan bu romanda da bahsediliyor (örneğin, aşağı düşerek ölen inşaat işçisi, futbol/futbolcu fetişizmi, vb.).
Romanı yazılan Volkan'ı temel alırsak, queer karakter gelişimi açısından bir özgünlüğü var mıdır? Kararsız, kolay vazgeçen, maceraperest, belli bir utanç duygusuna sahip, umutlu, baba ile sorunları olan, yakışıklı, kendini kabullenme konusunda sıkıntıları olan, başına kötü şeyler gelen, komplolara maruz kalan vb. bir karakter diye özetleyebiliriz.
Okuduğum diğer şeylere benzemediği için 5 yıldız verdim.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Yıllar önce köşe yazılarından bildiğim Ahmet Tulgar'ın okuduğum ilk romanı oldu Volkan'ın Romanı. Açıkçası köşe yazılarının tadını bulamadım romanda. Ayıla bayıla okuduğum bir kitap olmadı ama okurken baygınlık geçirten kitaplardan da değil. Başkahramanın polis olması nedeniyle sürükleyici bir polisiye bekledim ama beklentimi o yönde karşılamadı. Buna rağmen yer yer akıcı ve etkileyici olduğunu da ekleyeyim. Konusunu doğrudan ele vermeyen, konusunu bulutların arasından gösteren bu romanında Ahmet Tulgar Volkan yani Barış'ın kendini arama kurtarma serüvenini anlatmış.