Kitaplar, kaçmaya çalıştığı dünya kadar gerçekti.
Kitap, bu anın ve buranın ötesinde bir şeyler olduğuna dair ümittir.
Kitaplar, bir cankurtaran, inanmamız için bir sebep, daha özgürce nefes almak için bir yoldur.
Yazılan herşey, okurun cömertliğine bağlıdır.
Onlarınkinin (yazarların) bittiği yerde, bizim bilgeliğimiz başlar.
Kitap dünyaya gelir gelmez kendi hayatını yaşamaya başlar, yazarların bebeği artık bizimdir.
Okumak; heyecanı taşıyor olmanın, yoğun bir biçimde zihnen ve sessizce yaşıyor olmanın en tekinsiz yanlarından biridir. Ve bu heyecan; zihnin en akışkan ve kişisel alanında, bir başkasının varoluşunun ürettiği, yakalanması güç yoruma anbean tepki göstermektir.
Kitaplar, insanlar gibidir, kimisi uzaktan yanıltıcı bir şekilde dikkat çekici görünür. Kimisi aldatıcı şekilde zevksizdir. Kimisi zahmetsiz bir eşlikçidir, kimisi de karşılığını alma garantisi olmasa da fena halde çaba talep eder, bazıları arkadaş olur, bunu ömrü boyu sürdürür, bazıları yokluğumuzda değişir ya da biz onların yokluğunda değişiriz.
Aynı zamanda, mucizevi bir şekilde beni de anlayan romanlar okumak istiyorum.
Bir insan olmanın ne demek olduğunu tam anlamıyla anlayan ve ifade eden romanların arayışı içindeyim.
Romanı filmin yanına koyun, filmler her şeyi vadeder,
neyi yapamayacağını bile unuttuğumuz sınırsız bir bolluk.
Romanlar dayanacaktır, filmelere, televizyona, sansüre, siyasi zulme, ikinci el kitaplara, online satışa, butik kitapçıların ölümüne ve amazonun yükselişine dayandıkları gibi.
Kitabın, özel güçlerden bazılarına, özellikle de dertle dolu zihinleri yatıştırma yetisine sahip olduğunu söylemek isterim.
Okumak bir şey daha sağlar, hayali bir dünya. Hayali dünya, bütün bir dünyadır, parçalanmış, ya da bölümlere ayrılmış değil.
Okumak daha derine dalmaktır. Ya da yükseğe tırmanmaktır.
Eğitimli bir akıl, konsantre olabilen akıldır. Dikkat eksikliği, bir hastalık değil, okumamanın bir sonucudur.
Hiç bir zaman okumak ya da yazmak için doğmamışızdır. Her yeni okurla birlikte yepyeni bir devre inşa edilmesi gerekir.
Suzan Sontag: Bir sanat eseri sadece bir şeyle ilgili değildir, bir şeyin ta kendisidir.
İçinde his olmayan bir düşünce söz konusu değildir. Hissetmemek imkansızdır.
Şiir, yüzleşmeye ödümüzün koptuğu şeylerle yüzleşme meselesidir.
Söylememeyi tercih ettiğimiz, umutsuzca paylaşma ihtiyacı hissettiğimiz şeyleri söylemektir.
Şairin, acıyı, dünyanın geri kalanı ile uzlaştırma girişimidir.
Şiir, derinlikle ilintilidir. Gözyaşlarıyla akıtmak için, derinlerde duran düşüncelerin dışavurumudur.
Mısraların kısalması koşuşturmamızı azaltmak gerektiğine dair bir işarettir.
Kederdir öngören
Koca bebeklerin ne kadar uçarı olduklarını
Ve etraflarında nasıl akılçelenler barındırdıklarını...
Ah şu zihin, zihnin de var dağları, yarları,
Dibini kimsenin görmediği dehşetli uçurumları,
....
John Clare:
Varım ben.... lakin kimse, ne umursar
Ne de bilir beni....
...
Yine de varım ve yaşıyorum, savrulan bir
Buhar misali.....
Ezilmişliğin ve gürültünün hiçliğinde,
Uyanık düşlerin dirimli denizinde,....
....
İtibarımın devasa enkazı içinde ..
.....
Bir yer arzuluyorum, insanlığın ayak basmadığı
Kadınların hiç gülmediği ya da ağlamadığı
.....
Ne rahatsız edeyim, ne de edileyim
Uzandığım yerde
Altımda çimen, üzerimde gök kubbe.