Bei diesem Werk handelt es sich um eine urheberrechtsfreie Ausgabe. Der Kauf dieser Kindle-Edition beinhaltet die kostenlose, drahtlose Lieferung auf Ihren Kindle oder Ihre Kindle-Apps.
Lou Andreas-Salomé (née Louise von Salomé or Luíza Gustavovna Salomé) was born in St. Petersburg, Russia to parents of French Huguenot and northern German descent. Her diverse intellectual interests led to friendships with an astounding array of luminaries, including Nietzsche, Wagner, Freud, and Rilke.
Andreas-Salomé was a prolific author, writing several plays, essays and more than a dozen novels. It was Andreas-Salome who began calling Rilke "Rainer" instead of "René." Her Hymn to Life so deeply impressed Nietzsche that he was moved to set it to music. She was one of the first female psychoanalysts (a career she maintained until a year before her death) and also one of the first women to write on female sexuality. Her book, Lebensrückblick, written toward the end of her life, is based on her memories as a liberated woman.
"Bahçıvanın elinde böyle bir ağaç olmak ister miydin Ruth?" diye sesini yarı alçaltarak sordu. Kız derin bir nefes aldı. "Ben bahçıvan olmayı yeğlerim," dedi beklenmedik bir biçimde, "ama belki ikisi de aynı şeydir."
Döneminin önemli kadın figürlerinden olduğu, Nietzsche, Rilke, Freud gibi şahsiyetlerle yakın bağları bulunduğu anlaşılan Lou Andreas-Salome’den okuduğum ilk kitap. Aslında konusu klişe denilebilir; lisedeki öğrencisine (kitaba adını veren Ruth) aşık olan, ancak yatalak eşini de terk etme cesareti gösteremeyen, aynı kıza aşık olan oğluna karşı pek sıcaklık göstermeyen orta yaşlı bir adamın hikayesi. Ruth’un yaşının ötesinde cesur bir düşünsel ve duygusal gelişim göstermesi, genel olarak karaketerlerin iç dünyaları güzel anlatılmış. Kısaca, psikolojik yönü öne çıkan bir klasik roman, okunmaya değer.
Nietzsche'nin evlenme teklifini reddeden kadın. Yazar bir psikanalist ve kitabın karakterlerinin iç dünyasını bu ölçüde ele alıp bizi insanın doğası üzerinde düşünmeye yönlendiriyor. Örneğin normalde çok kızıp belki okumayı bırakmama sebep olacak durumları karakterlerle empati kurmaya çalışarak anlamaya çalıştım. Bu bir başarıdır bana göre.
Kitap ile ilgili de Ruth'un kafasında kurup inandığı hayal dünyası ve gerçeklik arasındaki farkı anlamasına sevindim ve Erik'e zerre üzülmedim.
Bir edebiyat teorisyeni, eleştirmeni ya da tarihçisi değilim. Şimdi yazacaklarım sıradan bir okurun duygularıyla yazdıkları olacak. Öncelikle şunu söylemeliyim ki kitabın son 30-40 sayfasını okumak gerçekten yorucuydu ve neredeyse bitiremeyecektim. Erik'in iç dünyasını duymaktan çok yoruldum. Ruth'u mu anlamak istedik, Erik'i mi karar veremedim çoğu zaman. Üstelik Ruth o kadar yüceltildi ve yüceltildi ki bi' süre sonra buna dayanak bulamaz hale geldim kendimce. Birtakım kalıpları aşan kadınların böyle göklerden inmiş ya da zaten çocukluğundan beri "bir tuhaf" kadınlar olması fikri beni rahatsız etti. Ruth ile etrafındaki kadınların -mesela okuldaki diğer kız öğrenciler- kıyası temelde feminizm için neye karşı olduğumuz konusunda hedef şaşırttı kafamda. Klara-Bel'i bambaşka bi konuma getiren olaylar silsilesi de sinirlendirdi beni. Söylediğim gibi tüm bunları duygularımla yazıyorum. Ruth'un "eşsiz"liği hissi bana geçmedi, açıkçası Jonas bile daha istikrarlı ve güvenilir bir karakter. Ruth ile eşleşmek isterdim kafamda fakat başaramadım. Kate Chopin'in Uyanış romanı bir arayışı kadınların gözünden yapmak açısından Ruth'a göre daha olgun gibi geldi bana. Daha doğrusu yerini bulan bir tercih diyelim, anlatım açısından. Sanıyorum Ruth'un kendini gerçekleştirme şımarıklığının Klara-Bel'in yıllardır kurduğu hayatına mal olması canımı sıktı epeyce. Biraz komiklik olsun diye şöyle bitirmek istiyorum: Başka bir feminizm mümkün!
This entire review has been hidden because of spoilers.
Lou Andreas-Salomé'nin İş Bankası tarafından yayımlanan iki kitabını keyifle okumuş, özellikle Arayışlar'ı çok beğenmiştim. Ruth'u da büyük bir merakla okumaya başladım (arka kapak yazısında Rilke'nin kızına romandan çok etkilenip Ruth adını vermesi beni iyice heyecanlandırmıştı); fakat ne yazık ki kitap benim için bir hayal kırıklığı oldu. Bana fazla "dramatik" geldi. Karakterleri okurken gözümün önüne hep abartılı jestler, mimikler kullanan oyuncular geldi. Zira tüm karakterler aynı onlar gibi hareket ediyormuş gibi hissettim. Bu kitaptaki hiçbir karakterin Salomé'nin diğer iki kitabındaki karakterler kadar incelikli çizilmediğini hissettim. Bir de hiçbir karaktere ısınamayınca benim için maalesef umduğum kadar keyifli bir okuma olmadı.
Bu kadının okuduğum her kitabı bir öncekinden hep daha güzel oluyor. Ama Ruth harbiden zirveye çıktı benim için, eğer ki Lou'nun bundan daha iyi yazdığı bir kitap varsa onu kesinlikle üstat olarak kabul ederim!
Bu kitapla ilgili ne hissettiğimden tam olarak emin değilim. Beğendiğim noktalar da vardı ama beğenmediğim noktalar da çok fazlaydı. İlk olarak şunu söyleyeyim ki Ruth karakteri tarihe geçecek, iz bırakacak bir karakter değildi benim için.
Erik karakteriyle ilgili yazmak istediğim çok şey var. Çocuğuna davranışı ve baskısı, Klara-Bel gibi bir kadının duygu durumunu önemsemeden kendi duygularının kölesi olması, öğrencisi olan bir kız çocuğuna 'çocuğum' sıfatıyla yaklaşıp, değişik duygular beslemesi ve normal görmesi... Bunun gibi özellikler benim için bu karakteri leş bir karakter saymak için yeterli. Ruth'la olan diyalogları ve etkileşimleri, bulantı yaratarak okumama sebep oldu ne yazık ki.
Bu kitapta elle tutulur ve 'güçlü kadın' , 'güçlü insan' tabirlerinin atfedilebileceği tek bir karakter vardı, Klara-Bel. Akıllılığı, onurlu ve gururlu oluşu, duygularına ket vurarak mantığıyla kendisi için doğru olanı seçmesi; bende hayranlık uyandırdı. Tek unutamayacağım karakter de kendisi oldu.
Sözün özü okumasam da olurdu diyebileceğim bir kitap oldu. 'Arayışlar' ve özellikle 'Feniçka' ile kıyaslamam mümkün değil.
Salome'nin daha önceki kitabını beğenmiştim bu yüzden burda ki ruhsuzluğu çevirenin hatası olarak düşünmek isterdim ama tabiki bilemiyorum. Feniçka yıda aynı çevirmen yapmış dolaysıyla çevirmenin hatası olması imkansız .Feniçka oldukça güzel bir eserdi. Bildiğim kadar zaten yazar değil mesleği, bir psikanalist bir felsefeci olsada yazar olarak demek ki o kadar başarılı değil. Mutlaka okunması gerekir diyeceğim bir kitap değil kesinlikle.
Zor kitap. Ne hissedeceğimi ne düşüneceğimi bilemedim. Yani aslında basitçe koskocaman bir öğretmen çocuğu yaşında ki kuz öğrencisine aşık oluyor. Bu basitlikte bakarsanız durum iğrenç. Zaten öğretmen olacak Erick denen tipi hiç sevmedim. Kasaba okulunda edebiyat öğretmeni. Ama okulun en sevilmeyen hocası. Çünkü çok öfkeli çocuklara karşı. İşte Ruth’ta zaten bu orta okulda öğrenci. Erick sayfiyede bir müstakil evde eşi ve oğluyla yaşıyor. Zavallı eşi Clara-bel tekerlekli sandalyeye mahkum bir engelli. Daha doğrusu hasta. Hastalığı onun ayağa kalkabilmesine izin vermiyor. Tam olarak nasıl bir hastalık öğrenemiyoruz ama uzun zamandır bu şekilde olduğunu biliyoruz. Ailenin tek çocuğu Jonas ise babasının çalıştığı okulda pekte parlak olmayan bir öğrenci. En büyük tutkusu doktor olup annesini iyileştirmek. Erick ise ailede söledikleri tartışılmayan kendisine asla itiraz edilmeyen ve sürekli minnet duyulan baba. Çok despot bi adam diyemem. Eşini ve çocuğunu çok seven bi baba o ama yinede ailede kendisinden başka kimsenin pek bi söz hakkı yok. Ruth ise çok küçükken anne babasını kaybetmiş bir kız. Amcası ve amcasının eşiyle yaşıyor o sırada ancak başka ailelerin yanında ve başka başka şehirlerde çom bulunmuş. Asi ve özgür ruhlu bir ergen. Bir gün amcasının yanından öğretmeni Erick’in evine taşınıyor. Kız hemen yakışıklı güçlü ve buyurgan hocasına aşık oluyor. Her ne kadar cocukça gelsede kulağa Ruth oldukça olgun düşünebilen biri. Yaşıtlarından çok farklı. Mesela anında kendisine aşık olan saftiril Jonas daha bahçede çelik çomak oynayamazken, o kompozisyonlar şiirler yazıyor. Zaten hocayıda bu çalılmalarıyla etkiliyor. Zavallı clara-bel. Olanlardan tamamen habersiz. Hiç konduramıyor ki kocası olacak hayvanın böyle bir şeye kalkışacağına. O hala bu durumda olmasına rağmen kendisine bakan ve onu sevmeye devam eden kocasına aşık. Erick ise büyük bunalımlarda. Aynı evde hasta karısı, büyük aşkı küçük Ruth ve oğlu Jonas ‘la kafayı yemek üzere ve üstelik salak Jonas’ta Ruth’a aşık. Ruth’u hemen evden uzaklaştırıyor. Bir kaç seneliğine lise eğitimi için Almanya’ya eski bir arkadaşının yanına gönderiyor. Ve bu süre boyunca bağrına taş basıyor. Tabi Jonas’ta aynı aşktan musdarip. Derken bir gün Ruth çıkageliyor. Ardan yullar geçmiş, tabi kız serpilip güzelleşmiş. Erick hala aynı aşkla bağlı Ruth’a ama maalesef Ruth bıraktığı aşkı bıraktığı yerde bulamıyor ve aynı gün Erick’i terkediyor. Ve tabi salak Jonas’ı da:)
This entire review has been hidden because of spoilers.
Lou Andreas-Salomé'un Arayışlar'dan sonra okuduğum ikinci kitabı oldu Ruth.
Ruth, biraz dağınık bir kitap gibi geldi bana. Yer yer ileri sarılmışçasına ilerleyen yer yerse fazlasıyla monotonlaşan akış kitaptan aldığım zevki azalttı diyebilirim.
Kitaptaki ruhsal çözümlemelere eşlik eden benzetmeler etkileyiciydi. Ancak bunların da kitabın genel dağınıklığından nasibini aldığını düşünüyorum.
Detaylı bir inceleme/değerlendirme yapmak için vaktim yok (mesela buraya bir atıf var mı araştırmak isterdim https://incil.info/kitap/rut/1 ) ancak Lou Andreas-Salomé'un 2 kitabında da en hoşuma giden şeyin, dürüst ve özgür bir değerlendirme çabası ve gerçeğin peşinde bir yolculuk olduğunu söyleyebilirim.
Öğretmenlik kisvesiyle bir genç kıza aşık, eşi hasta Erik’in hazin öyküsü. Hadiselerin sonunda eşini, oğlunu, oğluyla aynı yaştaki flörtünü hepsini kaybediyor. İhaneti ağırbaşlılıkla karşılayan Klara-Bel’in güzel duası sf. 234’ten. “Yüce tanrım, merhametli ulu tanrım, sen ki göklerdesin ve hepimizin yüreğinin içini görüyorsun, sevgimi çıkar al yüreğimden.”
This entire review has been hidden because of spoilers.
Kitapta geçen sözde aşk beni çok rahatsız etti. Gerçekten midem bulandı. Bundan kaynaklı bir müddet elimde süründü bu kitap çünkü gidişattan dolayı okumaya katlanamadım. Bunun dışında sade, anlaşılır bir dil olduğundan dolayı okuması kolaydı.
Kitabın başından sonuna kadar okurken insanı şüpheye düşüren ve rahatsız eden bazı düşünceler şekilleniyor. Kitap akıcı, ancak betimlemeler kimi zaman sizi yorabilir. Buna rağmen diğer modern klasiklerle karşılaştırılınca çok daha hızlı okunabilecek bir kitap olduğunu söylemek mümkün. Yine kadınların özgür olmak ve birey olmak için verdikleri çabalara güzel atıflar var kitapta (yazarın diğer kitaplarında olduğu gibi). Ruth'un da sevdiğim karakterlerden birisi olarak aklımda kalacağını söylemek mümkün.
köhne bir kasabada yaşamını sürdüren egoist bir öğretmen, tanrılık elbisesini giyip ruth nezdinde insanları şekillendirmeye çalışmaktadır. Başardığı şey sadece ve sadece yumuşak bir hamurdan güzel bir heykel yapan sanatçıdan farklı değildir. Eserine aşık olan öğretmeni dağıtan onu tanrı koltuğundan indiren eseri Ruth olacaktır. Yazarın kitabında anlatmak istediği ve verdiği mesaj, yaşamının da geçtiği 19. Yy ın sonu ve 20. Yy başlarında toplumda kadının yerinin olması gereken yerden çok aşağıda olduğu, ona vaadedilen geleceğin sadece nişanlanmak olmadığı, her zaman seçim hakkının kadında olduğu, bir kadının nefreti, öfkesi, ihtirasına bile kalmadan sevgisinin bile karşısındakini, tanrı rolüne sahip olan biri bile olsa mahvedebileceğidir. Asıl tanrı Ruth nezninde kadınlardır...
This entire review has been hidden because of spoilers.
Eine bewegende und schön geschriebene Geschichte über eine unkontrollierbare Leidenschaft, die die Einstellungen und Feingefühle einer zivilisierteren Ära ergibt.
illegal hissettirdi bu kitap biraz bana, yas farki falan aman aman yani. ayrica bolca manipulasyon ve gaslight ornegi icerdigi icin de fazla sinirlenmis olabilirim.
It is of raw emotion and pure passion for another being, therefore full of everlasting pain because of what seems to be the impossible.
Erik and Ruth are both deep characters, easy to love and live the story through them.
Personally, I decided that the two lovers are twin flames. They both describe this connection as an all consuming love, a highly passionate fascination with the being of the other.
Erik tried so hard to love Ruth the right way, that he pushed her away. He wanted everything that was part of her to be his, he wanted every thought of hers for only the two of them.
Ruth is a great pisces archetype, a daydreamer and a lover, an artist. But life managed to tear her fantasies apart and so she gave up her happiness, she gave up on Erik.
I do not believe this is a story of freedom. If the last four pages wouldn’t have completely shattered my heart in a useless way, then I could say this book is perfect.
The author wanted us to understand “the courage of setting yourself free”. But love is freedom, this unique love that Erik and Ruth share it’s alike the infinity of soul. Salome was probably trying to say that Ruth was always safe in her head and Erik wanted to tear down the walls she built around herself and her stories. Through this Erik allegedly wants to “own” her. I do not agree with this and because art is subjective, I will allow myself to say the following: Erik adores and loves Ruth, he wanted everything of her so that he could be one with her and nothing is greater than this kind of emotion.
But this book is indeed true art. Beautiful vocabulary, stunning described landscapes, but above all, this book has a heart of it’s own.
As a spiritual person, I strongly believe that somewhere in the 4th dimension Ruth and Erik ran back to each other and started truly living once their gaze met again.
As for the age gap and the teacher-student situation, if these bother you, then you clearly don’t understand what it’s like to love someone before you even get to be born. Erik was intrigued from the start by her poetry, by something that was Ruth at her very core.
With that being said, this is my favorite book I read so far and I’m honored that I could take part of their everlasting love story.
If you think that Ruth freed herself through running away, then you should allow yourself to feel the emotional turmoil experienced in this artistic book. She did nothing but burden herself while ripping her chest apart when she walked away, but her soul always lay with Erik.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Bir olay örgüsü beklentisiyle okumamak gerekiyor Salomé'u, arka kapakta da yazdığı gibi psikanaliz yapıyor belli durumlar üzerinde ama burda işlediği konu gerçekten zor bir konu.
Ruth'tan ziyade Erik'le ilgili çünkü himayesine aldığı öğrencisine aşık olan kişi Erik. O kadar karışık bir ilişkileri vardı ki tüm kitap boyunca bir sayfa okuduktan sonra diyorum ki 'bunlar buluştukları ortak noktada çok fazla şey paylaşan iki insan, öğretmen ve öğrencisi, ben kötü niyetli düşünüyorum', başka bir sayfadan sonra 'yok bunlar birbirini seven ve adam evli olduğu halde birbirine yakınlaşan iki insan, kötü olan ben değilim bu ikisi'... Kurguyu dışarıda bıraktığımızda yazar çok fazla şey söylüyor, o yüzden okuması zor değildi. Kendi dönemi içerisinde muhtemelen değerli bir kitap, o yüzden merak edenlere öneririm.
erik karakterinden nefret ettim. adam hiçbir fedakarlık yapmıyor kitap boyunca. kendi duygularının bu kadar kölesi bir insan görmedim😐resmen öğrencisine aşık oluyor, adamın oğlu da kendisi de aynı kişiye aşık bu nasıl normal olabilir ruth karakterinden de nefret ediyorum özür dilerim çok pick me. ama kitabın en sonunda doğru olanı yaptı klara bel tek sevdiğim karakter oldu mükemmel birisi👩❤️💋👩👩❤️💋👩
Hiç beğenmedim. Bir adamın çocuğu yaşında bir kıza aşık olmasını belki dönemsel olarak anlayabilirim ama bu zamandan bakınca tiksindiğim bir durum oldu. Lisedeyken benim bir öğretmenim bana o şekilde davransa polise giderdim. Beni çok rahatsız etti ve edebi kalem olarak beğenemedim.
Hayatımda okuduğum en sıkıcı 103 sayfaydı o kadar sıkıcıydı ki 103 sayfayı okumam neredeyse bir hafta sürdü devam falan da etmiyorum erik’de tam bir oe