Çıkmazda, önünü kimi kez insan selinin, kimi kez yalnızlığın tıkayıp bir çıkmaz sokağa sürüklediği yaşamın öykülerinden oluşuyor.
Necati Tosuner bu öykülerde insanın öfkesinin kabardığı, sonra yılgınlığa teslim olduğu, ardından direncin yeniden güçlenip o yargıya ve yazgıya başkaldırdığı dönemeçleri anlatıyor. Çıkmazda'nın satırlarında hüzün ve kaçış gelgitlerinin fısıltıları arasından umuda övgünün sesi yükseliyor.
Bir yan sokağa saptım. Ayaklarımdı beni buraya sürükleyen.
Ya da caddenin o yalancı aydınlatılmışlığından ve insanların bencil kalabalığından kurtulmak için attım kendimi buraya. Bir karanlık sokaktı. Daracık ve korkulu... Barların, kırmızılı, yeşilli, morlu ışık yazılarını ve kapı önlerine asılı soyunuk kadın resimleri yanında bekleşen, asık yüzlü erkeklerini geçtim, yürüdüm.
"İki Gün" adlı öyküsüyle 1970 TRT Sanat Ödülleri Başarı Ödülünü, Sancı... Sancı... adlı romanıyla 1978 Türk Dil Kurumu Roman Ödülünü, "Armağan" adlı öyküsüyle 1997 Haldun Taner Öykü Ödülünü, Güneş Giderken adlı öykü kitabıyla 1999 Sait Faik Hikâye Armağanını, Kasırganın Gözü adlı öykü kitabıyla 2008 Attilâ İlhan Roman Ödülünü ve Susmak Nasıl da Yoruyor İnsanı! adlı romanıyla 2014 Ebubekir Hazım Tepeyran Roman Ödülü, Salgında Öyküler kitabıyla 2023 yılında Yunus Nadi Öykü Ödülü kazanmıştır.
Necati Tosuner’in hikâye kitabı (1969) • İçindeki sekiz hikâyenin hepsinde yazar, bir eksik adam saplantısı içinde, çocukluk yıllarından gençliğine doğru, yaşama gücünü parça parça nasıl yitirmiş olduğunu; isyandan tevekküle, ya da aksi, geçerek ne gibi bunalımlar duyduğunu anlatır: İkinci Dünya Savaşı başlarken, bir kentin dış mahallelerinden birinde küçük bir eve, ufak bir memur oğlu olarak doğmuş, üç yaşındayken sahncaktan düşüp sakat kalmış, liseyi bitirip yüksek öğrenim yapmaya İstanbul’a gelince kamburluğunun bilinci, aşksızlıklarla, onda gitgide bir azap halini almıştır (Eksik Adam Çizgileri). Yirmi yaşında, koltuk değneği kullanmaya mecbur ve mahkûm, sakat bir kızla karşılaştırır kendisini. Benzerlerini, daha kötü durumda olanları düşünmek bile teselli edemez onu; tedavi için yabana bir ülkeye gitmişse de, sonuçtan ümitsizdir (Kurtulmak). Üç gün önce geldiği yabancı kentte bir köprü üstünde (Font Marie Üstünde) çaresizliğini olanca boyutlarıyla yaşar. Ağabeyi hikâyesinde gene İstanbul’dadır; bir cami yanındaki çınar altında, yazlık kahvede, insanlardan uzak, boşlukta, münvezi saatlere gömülür. Ayakkabılarını boyattığı bir boyacı "Abim de senin gibiydi" diyerek para almaz ondan. Bir geneleve gitmesi, bunalımlarından biraz olsun kurtarır onu (Düğüm). Sevilmeyecektir, sevmeye özenir, deniz kıyılarında kendi kendine dertleşir hep (Çıkmazda). Kendisini, yirmi beş yaşının keskinleşen duyarlığında "sakatlığını, sırtındaki çıkıntıyı" unutamadığı için Çamura Yatmış Biri olarak görür. Sonuncu hikâye Birtakım Şeyler Gibi’de içinden bir ses onu boyuna, odun depoları önünde vırıltıyla işleyen bıçkılara doğru iter: Kendini bıçkıya atıp, kamburunu kesebilse rahatlayacak, acınmaktan, hor görülmekten kurtulacak, herkeslere "Ben de sizin gibiyim!" diyebilecektir.
Necati Tosuner'den okuduğum ilk kitap "Özgürlük Masalı" idi. Nedense benim için pek bir şey ifade etmemişti. Ama "Çıkmazda"nın her bir sayfası derinden etkiledi beni. Kendi yaşamından esintiler taşıyan, belki de düpedüz kendisini anlattığı kısa hikâyeler vardı kitapta. Sahip olduğu bedensel bozukluk nedeniyle yaşama başkaldıran ama yaşamaktan da vazgeçemeyen bir adamın öfkesi, düşleri, umutları, aşkı... Her bir duygusunu içimde hissettim. Tosuner'le henüz tanışmayanlar için tanışma kitabı olarak çok isabetli bir seçim olabilir.