Alp Laçin O, Kayıp Şahıslar Bürosu’nda komiser. Gizli görevdeyken, cazibeli bir kadına rastlar. Küçük bir maymun, kadının fotoğrafını çeker. Eski ‘hacker’ Merih Kızıl’a göre, kadın dünyadaki 1 milyar 800 milyon kameranın hiçbirine yakalanmamıştır: “Komiserim, bu kadın dünyada var değil!” Namevcut Hatun’dan Alp’e aşk mektupları, hediyeler gelir. Derbeder dedektif, acayip belalardan kurtulup, meçhul sevgiliyi bulabilecek midir?..
Afili Hafiye, Yalın Alpay’ın “Menteş Sistemi” dediği orijinal anlatı düzeniyle kurgulanmış bir roman. Akıcı, süprizli, komik ve derin. Evden kaçan şair Okan Yunus Okyanus, roman makinesi mucidi Yahya Hayhay, duvarlardan geçen dilber Yegane Yadigar, zihin okuyan aynasız Kâmi Koma, bedduacı Asuman, sıkı polis Perçin Çeper gibi ilginç karakterlerle dolu, görkemli bir macera.
İstanbul'da doğdu. Bisiklet tamiriyle uğraştı, ufak tefek sihirbazlık numaraları öğrendi ve amatör olarak boksla ilgilendi. Yediği yumruklar dayanılmaz bir raddeye gelince, ringlere veda edip şiir yazmaya koyuldu. Dergilerde, yayınevlerinde, gazetelerde çalıştı. Kaosa Mütevazı Bir Katkı'da [2001, Şûle Yayınları] medyanın bozucu ve yıkıcı tesirlerini konu etti; Aynalı Barikatlar'da [2003, Şûle Yayınları] ise terörün gündelik hayatlarımıza sindiğini öne sürdü.
Şiir yazmaya lise 1. sınıfta başladı. Şiirleri; Yedi İklim, Şehrengiz, Dergâh, Atlılar'da yer aldı. İlk kitabı Kuzgun'un Gölgesi [Şiir, Yedi İklim Yayınları] 1996'nın son günlerinde yayınlandı. İletişim Yayınları'ndan çıkan Dublörün Dilemması[2005] ve Korkma Ben Varım[2009] adlı romanları büyük ilgi gördü. Garanti Karantina [2010] ise Sel Yayıncılık tarafından neşredildi.
Menteş, Gerçek Hayat dergisinin Yazı İşleri Müdürü olarak görev yaptı. Halen Star Gazetesi için röportajlar yapıyor. Evlidir. İsmet Latif ve Kaan Cahit, Menteş'in ikiz oğullarının adlarıdır. Son Menteş ise Ruşen Ali diye tanınır.
Bitsin diye okudum. İlk kitapta hayranı olduğum Menteş’in üslubu artık bezdirici bir hal aldı. Kitap afili laflarla, felsefi çıkarımlarla, tuhaf benzetmelerle o kadar doldurulmuş ki hikayeye yer kalmamış. Üstüne bir de “bakın, postmodern bir şeyler de koydum” kabilinden üstkurmaca oyunları eklenince zaten belirsiz olan hikaye daha da solmuş, yok olmuş.
Roman kişileri birbirinin aynı. Eylemleri o kadar sıradan ki onları sadece konuşurken tanıyabiliyorsunuz ve hepsi aynı biçimde konuşuyor. Eğer isimleri olmasa hepsini aynı kişi sanabilirsiniz. Hadi bunu bu roman için affedelim ama Menteş ilk romanından beri aynı karakteri yazıyor. Bunun iler tutar yanı yok.
Roman boyunca kişiler roman sanatından bahsediyor ama romanın kendisi bu söylenilenleri boşa çıkarıyor. Sürekli ahkam kesen bir roman ama kendisi sınıfta kalıyor. Allahım o kadar sıkıldım ki.
Göndermeler kör göze parmak, okuyucu sürekli aptal yerine konuyor. Hikayeye hizmet etmeyen onlarca tirat var. Sanki yazar televizyon programlarında söylemeyi sevdiği lafları karakterlerine söyletmiş.
Daha söyleyecek çok şey var ama bu kadar hızlı okuduğum bir kitaptan bu kadar çok sıkılmam bence devrim niteliğinde bir tekniğe işaret. Menteş’i bu açıdan tebrik ediyorum.
Bir gün sonra gelen ek: Düşündükçe canım sıkılıyor. Aklıma geldikçe sinirleniyorum. Saatlerim boşa gitti. İnsanın aklında okuduğu kitaba dair hiç mi bir şey kalmaz?
Murat Menteş'in yeni romanı "Afili Hafiye," sıradışı bir anlatı düzeni ve zengin karakterlerle dolu ilginç bir macera ve okuma deneyimi sunuyor. Roman, Kayıp Şahıslar Bürosu'nda Komiser Alp Laçin'in, hayvanat bahçesindeki bir görev sırasında karşılaştığı gizemli ve cazibeli bir kadının etrafında gelişen olayları anlatıyor. Ancak burada sıradan bir aşk hikayesi ya da bildik bir polisiye macera yok. Hikâye, Yalın Alpay’ın "Menteş Sistemi" adını verdiği orijinal anlatı düzeniyle kurgulanmış, akıcı, sürprizli, komik ve giderek karmaşıklaşan bir yapıda ilerliyor. "Menteş Sistemi" deyimini kitabın arka kapak yazısından öğrendim. Tabii merak ettim ve internette arattığımda bu deyimin Yalın Alpay’ın Politik Yol sitesinde yer alan “Murat Menteş’in Antika Titanik’inde Trans-Gerçeklik” yazısında geçtiğini öğrendim. Yalın Alpay şöyle yazmış; “Her şey, bakıldığı yere göre değişiyor, ölüm görünen ölümsüzlüğe, güzel görünen çirkine, zeki görünen aptala. Bakılan yerin konumu kadar, ilerleyen zaman da gerçekliği bir transformasyona sokuyor. En vurucusu da ben’in kendi dönüşümü. Dışta her şey konum ve zamana göre değişirken, konumu ve zamanı kendi zihninde tartıp ona göre gerçekliğe uygun yargılar üretecek ben’in kendisi de değişiyor. Bu bir Menteş Sistemi.” Murat Menteş sürekli yapıyı bozarak geliştiriyor anlatılarını. Anlatılar değişiyor, yeni boyutlar, yönler kazanıyor ve gerçeklik de bu değişimle birlikte farklılaşıyor. Hiçbir bilgiye, olguya, kahramana güvenemiyorsunuz. Bir kahramanın bedeni iki kez, diğerinin adı üç kez değişebiliyor. Anlatının yarattığı fantastik dünyada bu değişimleri garipsemeden okumaya devam ediyorsunuz çünkü polisiye temelli, yüksek tempolu bir olay örgüsü var. Tabii anlatının gidişatını etkileyen ya da bağını kuramadığınız alıntılarla metinler arası göndermeler yapılırken kahramanların uzun diyaloglarında kendinizi varlık, yokluk, dünyanın gerçekliği, roman sanatı, roman gerçekliği gibi felsefi ya da estetik olgular ve tartışmalar içinde de bulup romanı tamamen unutmanız da mümkün. Afili Hafiye’nin kahramanı Alp Laçin O, adını Türk edebiyatının en ilginç ve gizemli kişilerinden birinden, “Hayalet Oğuz” diye bilinen Oğuz Alplaçin’den alıyor. Komiser Alp Laçin’le de daha sonra onu yarattığını anlayacağımız yazar Alp Laçin O’yla da Hayalet Oğuz’la tek benzerlikleri adları gibi görünse de Oğuz Alplaçin yaşasaydı Alp Laçin O’nun Roman Fabrikası adlı yayınevinde hayalet yazar olarak çalışabilirdi diye düşünmeden edemedim. Komiser Alp Laçin'in gizli görevdeyken dünyada varlığından haberdar olunmayan bir kadınla tanışması, hikâyenin temel merak unsuru oluyor. İlk önce Namevcut Hatun ismiyle anılan anlatıdaki değişimlerle daha sonra Gül Esin ve nihayet Yegâne Yadigâr adını ve kimliğini alan bu kadın, dünyanın her yerindeki 1 milyar 800 milyon güvenlik kamerasına yakalanmamış bir şekilde kahramanımızın hayatının içine girer ve Alp Laçin'e aşk mektupları ve hediyeler göndermeye başlar. Bu tuhaf gelişmelerle Murat Menteş sürekli geliştirip değiştireceği alışılmadık bir serüvene çeker okurları. Tabii tek ilginç kahraman duvarlardan geçebilen dilber Yegâne Yadigar değil. Afili Hafiye, karakterlerinin zenginliği ve ilginç özellikleriyle dikkat çekiyor. Evden kaçan şair Okan Yunus Okyanus, roman makinesi mucidi Yahya Hayhay, zihin okuyan komiser Kâmi Koma, bedduacı eş Asuman ve sıkı polis Perçin Çeper gibi karakterler bu farklı ve renkli bir dünyada bize yeni yeni kapılar açıyor. Afili Hafiye, baş kahramanı sandığımız Komiser Alp Laçin’in maceraları ile "Pulp Fiction" tarzıyla benzerlikler taşıyarak başlıyor ve bu başlangıç Kemal Tahir, Afif Yesari gibi Türk yazarlarının çeviri diye sunulan aslında birer parodi olan ünlü Mayk Hammer romanlarını anımsatıyor. Tabii Murat Menteş, oyunbaz bir romancı olarak pulp fiction parodisinde kalmayacak H.G. Wells’i selamlayarak bilimkurgudan geçip fantastiğin uç noktalarına varacaktır. Murat Menteş, Menteş Sistemi’ne uygun olarak iç içe geçmiş anlatılarla sarmal bir kurgu yaratıyor ve böylece okuyucuyu romanın içine çekmeyi başarmakla kalmıyor, anlatının içinde kendini kaybetmesini de sağlıyor. Sabit bir gerçeklik yok, gerçeklik sürekli değişiyor ve bakış açısına göre farklı şekiller alıyor. H.G. Wells'in zaman makinasının yerini roman makinasının aldığı bu yapı, okuyuculara yaratıcı ve heyecan verici bir okuma deneyimi sunuyor. Romanı oluşturan güvenilmez metinler ve sürekli değişen anlatılarla okuyucuları merak içinde bırakıyor. Okur hikâyenin seyrini izlemeye çalışırken “hah nihayet bir yere vardık, mantıksal bir açıklama yapabileceğim” dediği anda olayın yönünü değiştiriyor. "Afili Hafiye" alışılmışın dışında bir anlatı yapısı sunması ve fantastik öğelerle dolu dünyasıyla edebiyat severleri heyecanlandıracak bir eser. Murat Menteş bir karnaval havası yaratan üslubu, sürükleyici kurgusu ve değişken, güvenilmez karakterleriyle unutulmaz bir okuma deneyimi yaşatmayı başarıyor. Tabii bu anlatım biçimi ve alışılmadık anlatı düzeninin karmaşıklığı doğrusal, düz anlatılara alışmış bazı okurlar için zorlayıcı olabilir. Bu yüzden "Afili Hafiye"yi okumayı düşünenler, farklı ve yenilikçi bir okuma deneyimine açık olmalılar.
Şunu söyleyerek başlamalıyım bence. Eğer keyif almasını bilirsen sana çok şey vadeden bir kitap Afili Hafiye. Gerçeklik ve boyutların sürekli değiştiği, hiçbir şeyin kesin olmadığı -yine!- çok çılgın bir Menteş kitabı.
Açıkçası son iki kitaptır (Afili Hafiye ve peşine Ucuz Romancılar) ipin ucunu kaçırmakla aklımı kaçırmak arasında gittim geldim. Keyifli fakat bir noktada her okura hitap etmeyen bir üslup. Dolayısıyla başta söylediğimi tekrarlamakta beis görmüyorum. Keyif almasını bilene dolu dolu bir okuma şöleni garantiliyor. Ama zaten Ruhi Mücerret’le tanışmamızdan bu yana aynı şeyi düşünüyorum. Menteş’in herkese hitap etme gibi bir derdi hiç olmadı.
Hikaye Kayıp Şahıslar Bürosu komiseri Alp Laçin O’nun (O kısaltma değil:)) hayvanat bahçesinde gizli görevdeyken bir kadını görmesiyle başlıyor. Kadın da kadın ama tabii! Neyse bizim komiser kadının peşine düşer tabii hemen. Fakat kadının yeryüzündeki hiçbir kamerada görüntüsü yoktur. Namevcut Hatun!
Sonra sırayla birbirinden ilginç karakterleri çıkarır sahneye Menteş. Okan Yunus Okyanus, Yahya Hayhay, Yegane Yadigar, Kami Koma, Perçin Çeper, Merih Kızıl, Nihat Nohut…
Çok çalışılıp çok özenildiği o kadar belli ki insan bir noktada hızlı okumaya kıyamıyor. Fakat yavaş okumak da mümkün olmuyor. Aksiyon dozu yüksek, fakat bu hıza aldanan okurların ayağının altındaki zemini bir anda çekiveriyor yazar. Ciyup! Sonuçta tam her şeyi çözdüğünüzü sanırken bir anda kendinizi de kaybediveriyorsunuz hikayenin içinde.
Bu arada Okan Yunus’la Alp Laçin O’nun sohbetleri bana Sofi’nin Dünyası’nı hatırlattı nedense. Pozitif manada söylüyorum bu benzetmeyi. Hem ruhumu hem aksiyon ihtiyacımı doyurdu. Tekrar tekrar okumalık kısımlardı benim için. Hem eğlendim hem keyiflendim.
Tanrı’nın meslektaşı, muzlu pasta yapmayı öğrenmiş maymun gururu, üç A kuralı (okuyunuz:)), zırtullahi kirmani gibi tamlamaları da ayrıca kendim için not aldım:)
Son olarak epigraflara her zamanki gibi dibimin düştüğünü belirtmeme gerek yok sanırım artık.
“Teslim olarak” okuyunuz.
“Karakterimiz, davranışlarımızdan ziyade reaksiyonlarımızdan belli olur. İşte, roman bize bir ‘reaksiyon repertuarı’ sunar. Sözgelimi, senden yüz çeviren evladını yıllar sonra dönüp af dilediğinde ona ne söyleyeceksin? Charles Dickens okumadıysan işin zor. İnsan ‘Ben kimim?’ sorusuna tam bir cevap veremez. Dolayısıyla bizler gerçek kişiler değiliz. Gerçek kişiler romanlardadır.”
“Evlendirme dairesine müracaat etmek için nüfus müdürlüğünden kayıt örnekleri aldık. Yegane Yadigar 1926 doğumluymuş! 2033 senesindeyiz... Evleneceğim kadın 107 yaşında! Okan Yunus Okyanus, eşi Asuman'ın bir zamanlar erkek olduğunu bilmiyordu. Okan Yunus'a sersem nazarıyla bakmıştım. Gülme komşuna, gelir başına. Şimdi şapşallık sırası bende. Romanda 29 yaşındaydım. Gerçek Alp Laçin O ise 39'undaydı. Benden 78 yaş büyük bir kadınla yuva kuruyorum. Tarihi bir şahsiyetle. Sevgilim, Cumhuriyet'le akran! Peki nasıl bu kadar genç görünüyor? Günde üç öğün plasenta mı yiyor? Plastik cerrahi uzmanlarının marifeti mi? Belki de müstakbel eşim yaşlanmıyordur. Süper-güçlerinden biri de budur?..”
Murat Menteş’in absürd ve yapıbozumcu tarzını sevdiğim için merak ettiğim bir kitaptı. Yüksek beklentiyle başladığımdandır belki ( ilk başta akıcı ve eğlenceli gelse de) zorlama ve yorucu buldum. Trans-gerçeklik üzerinden kurgulanan hikayede karakterler, zaman, mekan kavramları sürekli kaygan bir zeminde eriyip gidiyor.
Yeni ve hatta kendine rağmen benzersiz bir okuma deneyimi yaşatmış olması sürpriz olmadı. Zaten farklı bir şey sunmak için çabalıyor ve sırf bu yüzden de takdiri hak ediyor. Ancak o şarkı girişleri, bir yerden sonra görgüsüzlerin dolabını açıp bak bende neler var diye gösterircesine göze sokulan “şeyler”, okuyuca laf sokup, sonra da kendine garanti (karantina) alanları yaratması… fazlaca “üstünlük duygusuyla” yazılmış olması, biraz işin tadını kaçırıyor ne yazık ki.
3,5. Murat Menteş'ten beklentim fazla yüksek olduğundan mıdır bilmiyorum biraz hayalkırıklığı oldu bu kitap. Ruhi Mücerret kitabından sonra ivme giderek düşmeye başladı. Yeni bir şeyler denemeye çalışıyor gibi, ama fazla zorlama geliyor artık. Umarım Dublörün Dilemması ve Korkma Ben Varım kitaplarındaki Murat Menteş'i yeniden görebiliriz.
“Teori öğretir, hikaye kavratır. Geleneksel anlatılar yani kıssalar, menkıbeler, destanlar, masallar, nükteler… pedagojik bir işleve sahiptir. Roman ise hayatın belirsizliğiyle yüzleştirir bizi. Ve her eylemin, her karşılaşmanın, her ifadenin biricikliğini vurgular.”
Okumaktan çokça keyif aldığım çağdaş yazarlarımızdan Murat Menteş ve yeni çıkan romanı Afili Hafiye. Yine absürt isim ve soy isimlere sahip karakterler, kurmaca içinde kurmaca ve muhteşem diyaloglarla klasik bir Murat Menteş kitabı.
Yazarın metinlerini oluşturmakta kullandığı benzer bir matematik var. Eğer daha önce bir metnini okumuş ve sevmişseniz, yazarın kaleminden çıkmış tüm metinleri de muhtemelen seversiniz. Konunun, kurgunun ne olduğundan bağımsız bir anlatımı var yazarın. Türkçe ile oynuyor, şekillendiriyor ve yeni yeni kalıplar yaratıyor.
Afili Hafiye anlatması zor ama okuması çok keyifli bir metin. Temelde bir dedektiflik hikayesi okuyoruz. Kurgu içinde her araladığınız kapının sizi yanılttığı, sürekli merak duygunuzun taze tutulduğu ve hayata karşı bolca sorgulamanın yer aldığı, yer yer komik ve absürt olaylarla bütünleşmiş bir polisiye.
Bence Murat Menteş’in kalemiyle herkes tanışmalı. Bu veya başka bir kitabı fark etmez, önemli olan “Menteş Sistemi” ile buluşmak. Okuyacak olan herkese şimdiden keyifli okumalar diliyorum.
Murat Menteş’ten delice bir polisiye. Felsefi kimi meselelerle, insanın varlığı ve bitmeyen kendini arama çabasıyla bezeli bir orijinal anlatı. Mucizevi suçlar ve görkemli kahramanlar da cabası…
Menteş’in okuduğum ilk kitabı. Okuma ile beraber izleyebileceğiniz iki film var: Kahire’nin Mor Gülü ve Stranger Than Fiction. Üstkurmaca üslubu ile modernist bir tavır takınan Menteş sonrasında üstkurmacanın üstkurmacasını anlatarak post-modernist bir anlatı da kuruyor. Polisiye okumayı zerre sevmeyen biri olarak polisiyenin sadece bir yan ürün olarak kullanıldığını söyleyebilirim. Kitabın temeli varoluşçu bir yeraltı felsefesinden oluşuyor. Gerçeklik algısını sorgulatarak okuru “absürd” kavramı ile başbaşa bırakıyor. Bunun için öncelikle Camus ve Heidegger’i okumanız iyi olacaktır. Fantastik bir örgüye de sahip olan anlatılar olsa da post-modernizm kavramıyla kurgu felsefi bir hal alıyor. Uzun lafın kısası her şeyin gibisi ve birazı olan bu kitap birçok yan ürünle beraber okunmalı.
Muhteşem Murat Menteş cümleleri var ama yazarın kendi ortalamasının altında bir kitap. Antika Titanik faciasından sonra Fink ile biraz toparlamıştı ama çıta yine o civarlarda kalmış, daha yukarı gidememiş. Hatta burun farkıyla da olsa Fink önde diyebilirim.
Menteş, her kitabında kendini biraz daha aşıyor! Onun romanları, bir çizgi romanı hayal ettiren yazılı metinler gibi. Bu kez roman ve romanın insanlık tarihindeki izleri üzerinden, romanın içinde yaşayan bir roman karakteri ile başımızı döndürüyor! Her bölümde bir alıntı paylaşması bir Menteş klasiği ama bu kez her bölüme çift başlık yazarak çoktan seçmeli hale getirmesi, okuyucuya sorular yöneltip bırakılan boşluklara cevaplar beklemesi, yani romanı interaktif hale getirmesi çok keyifliydi. Soruları düşündürdü, eğlendirdi ve okuyucu olarak bana misafirlikten fazlasını sundu. Kitap içinde bahsedilen şarkıları bir Spotify listesi yapıp bir qr kod ile kitabın sonuna eklemek de harika bir fikir. Yine çok güzel alıntılar yapmıştı ama kendi de hem roman yazımı üzerine hem de hayat, varoluş, aşk üzerine hayli afili laflar etmişti! Macerası yine beni peşinden sürükledi, romanın amacı üzerine ancak romanı bitirdikten sonra kafa yorabildim. Kendi türünde diyeceğim ama kendine has bir tür icat ettiğini söylersem abartmış olmam sanırım emin adımlarla ilerliyor ve yeni kitaplarını bekletiyor. Korkma Ben Varım’da sevgilisine seslenen karakter gibi göz kapaklarından, diz kapaklarından, kalp kapakçıklarından öperim Menteş demek istiyorum. Allah, aklına kalemine zeval vermesin!
Pavyonla ilgili altkültürü anlatan bir makale yazarken Blu Tv deki belgeselde müzikolog Zeliha Yiğit’in fikirlerinden faydalanmıştım. Kaşık ile ilgili demişti ki “Pavyonda insanlar müzik dinlemiyor orkestranın bir parçası olarak müziğe eşlik ediyorlar müziğin bir parçası oluyorlar” Murat Menteş bu romanın da diğerlerinden farklı olarak bizlerin doldurması için bazı boşluklar bırakmış. Böylece bizi romanı pasif bir okuyucu olmaktan çıkarıp romana müdehale eden bir özne haline getiriyor. Ben de bunu memnuniyetle kabul ettim ve gelecekteki Alper fikir değiştirir diye kurşun kalemle romana katıldım. Bunun dışında bir Menteş romanı olmazsa olmazı kafiyeli isimler, anti kahramanlar, sosyal hayatta yüzüne bakmayacağımız insanların derin entellektüel bilgileri ile antikahramandan kahramana dönüşmesi ve tabii ki cinayet var. Roman içinde hayat, hayatın içinde roman var teması ile çoklu evreni romancı ile Tanrı arasındaki benzeşmeyi yoğurmuş bu sefer Menteş ve bu kitap çıkmış ortaya. Bu sefer pes ediyorum Menteş gerçekten inanılmaz bir roman yazmış.
Murat Menteş’in bu kitabını okurken yine diline, teşbihlerine ve edebiyatındaki kıvraklığa hayran kalacaksınız. Fakat diğer yandan hikayenin kurgusunda bilinçli bir dağınıklık var. Bu dağınıklık, kitabın amacının da bir parçası biliyorum ama zaman zaman sanki yazarın kendisi de bu karmaşanın içinde kaybolmuş gibi hissettiriyor. Ortalarında heyecanla okurken, sonlara doğru “artık bitsin” duygusuna kapılmak mümkün. Çünkü kurgunun enerjisi biraz düşüyor. Yine de her sayfası altını çizdiğim cümlelerle dolu; Menteş’in benzersiz dili, teşbihleri ve sözcüklerle kurduğu oyunlar kitabı değerli kılıyor. Kısacası, roman bazen etkisini kaybetse de, edebiyatın gücü ve yazarın dildeki ustalığı kitabı yine okunmaya değer bir yerde tutuyor.
Mentes Sistemi'nin zihin zorlayici fantastik kurgusunun okurken beni zorlamasi hosuma gitti acikcasi. Eser okuyucu icin degil, yazarin anlatmak istedigi bir hikayesi oldugu icin yazilir kanaatindeyim. O nedenle sirf okuyucu daha kolay anlasin diye dilinden taviz vermemesini, aksine okuyucuyu da kendi girift anlatisina cekerek yukseltme cabasini okuyucu acisindan cesaret verici ve kiymetli buldum.
Okan Yunus ve Yahya Hayhay agzindan roman icin cok da gerekli olmayan bazi felsefi incilerin dokulmesi zaman zaman sıkıcılık yaratmis. Yine de Antika Titanik'ten sonra kendini ispat cabasindan uzaklasmis, cesur ve daha rahat, daha ozguvenli bir kalem gormek oldukca guclu bir geridonus bana gore.
Metafiction yani üstkurmaca'nın okumadaki zorlayıcığını hissettiğim bir roman oldu. Doktora tezimle beraber okuduğumdan mı anlatımdaki kopukluktan mı bilmiyorum ama Menteşin okurken en çok bu kim, kimi anlatıyorki, kimle konuşuyor sorularını sorduğum ve okurken en çok zorlandığım kitabı oldu. Tam odaklanarak okunması gereken bir kitap ancak Menteş'e veya romana başlamak için uygun bir kitap olmadığını düşünüyorum. Okurken hep aklımdan Yalın Alpay bu romana bayılmıştır dedim. Acaba Menteş de yazarken Yalın bayılacak diye mi yazmış. :)
Murat Menteş ile tanışma kitabı olarak yanlış bir seçim mi yaptım bilemiyorum fakat kitabın başlarında olan merakım ortalarda sönmeye, sonlara doğru da yok olmaya başladı. Sonlara yaklaştıkça 'hadi artık bitsin' diye okuduğum bir kitap oldu. Kitap konusu itibariyle karmaşalarla dolu, ne olduğunu anlayamadığım, bir yerinden yakalayıp diğer yerinden kaybettiğim diyaloglarla dolu. Lafın özü ben beğenmedim. Okumak isteyen olursa da keyifli okumalar dilerim. Murat Menteş'e başka bir kitapta yeniden şans vermek istiyorum çünkü bu kitabı benim için hayal kırıklığıydı. Bakalım artık..
İnsanı okurken düşünmeye yönlendiren bir yazar Murat Menteş. Roman görünümünde bir felsefe kitabı. Fink kitabından sonra bir Ruhi Mücerret daha okuyamayacak mıyız diye hayıflanırken, Christopher Nolan'ın Inception filmi tadında bir romanla geri dönmüş.
“Cahil cesaretiyle başlayan süreç, yobaz özgüveniyle taçlanıyor. Sayılarının çokluğu, denyoların haklılık duygusunu pekiştiriyor. Aktif aptallık böylece dominant hale geliyor.“ Post modern Türk edebiyatına yapılmış bir şov💜
Kitap ve konu güzel lakin diyeceklerim.var. Yazar kitabı oluştururken okuyuculara sürekli olayın içinde yer vermeye çalışmaktadır. Ayrıca okuyucuya roman yazma tekniklerine dair ve felsefi anlamda bildiklerini aktarma çabası göstermesi zaman zaman anlatımı olayın kurgusundan koparmaktadır
3.5/5.0 Kitabın kırılma noktasıyla beraber ikinci yarısından itibaren temposu düşüyor. Yine de Murat Menteş'in tarzına aşina olanlar için akıcı olsa da hikaye ve kurgu ve bir yer yerden sonra dağılıyor. Diğer kitaplarına göre bence en zayıfı.
Menteş ne yazsa keyifle okuyorum. Bu kitap bana yazarın en sevdiğim kitabı olan ‘Korkma Ben Varım’ı anımsattı, bunu da çok sevdim. Yazarın diğer eserleri gibi çok akıcı, film havasında.
Murat Menteş en sevdiğim yazarlar arasında yer alıyor ve en sevdiğim kitabı da Korkma ben varım isimli kitabı. Bu kitabını da büyük bir hevesle okumaya başladım ama hem olay örgüsü biraz karışık geldi hem de önceki kitaplarının çok iyi olmasından dolayı bu kitap biraz daha beni şaşırttı diyebilirim. Son olarak bu kitapta aralarda bizlere soru sorularak doldurmamız istenilen boşluklu alanlar bence kitabın akıcılığını büyük anlamda zedeliyor diyebilirim.
Sıkı bir Murat menteş hayranı olup bütün kitaplarını okudum ama bu seferki çok zorlama çok gerçekdışı ve okuması çok zor geldi. Çünkü çok dağınık. Her hali ile “çok” yani.