Talât Paşa, küçük bir posta memuruyken İttihat ve Terakki örgütü içinde yükseldi, örgütün sivil kanadının lideri oldu. Türkiye, tarihinin en çalkanlıtı ve bunalımlı dönemini onun iktidarda bulunduğu yıllarda yaşadı. Ve O, Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar uzanan bir dizi siyasal gelişmenin merkezinde yer aldı.... Talat Paşa'nın son yıllarında Berlin'de kaleme aldığı, günümüz Türkçesiyle sunduğumuz anıları çok yakın tarihin serpinlitleri bugüne kadrar uzanan en önemli olaylarına ışık tutuyor. Kitapta ayrıca, Talât Paşa'yla ölümünden kısa bir süre önce üç gün boyunca görüşen İngiltire Gizli Haberalma Servisi elemanlarından Aubrey Herber'in bu görüşmeyle ilgili anı ve notları yer alıyor.
Mehmed Talât, Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'nin kurucu lideri ve İttihat ve Terakki’nin kurucularından ve önde gelen liderlerinden olan Osmanlı devlet adamıdır. 1908 ihtilâlinin hazırlanmasında önemli rol oynayan Talat Bey, 1908-1918 arasında Osmanlı Devleti siyasetine yön veren en önemli aktörlerden biri olmuştur.
“Ermenilerin bu isteklerini haklı gösterecek tarihi hiçbir hakları yoktur. Osmanlılar doğu illerini Ermenilerden almadılar. Ermeniler ise Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşundan bugüne kadar sınırlarının güvenliği ve bağımsızlık konusunda hiçbir çaba harcamadılar. Osmanlılara sığınmış olan bu halk, iyi kabul ve daima vatandaş muamelesi gördü. Ermeniler bütün ülkeye yerleştiler. Kürtlerle komşu oldukları bölgeler sayılmazsa, her tarafta kendilerine iyi davranıldı. Bu bölgelerde hükümet, düzeni sağlayamadığından, Türk ve Kürt köylerinde durum, Ermenilerinkinden farksızdı. Anadolu’da, çeşitli illerde ve İstanbul’da Ermeniler, öteki milliyetlere göre daha tasasız ve mutlu bir hayat sürüyorlardı. Vatanın bütün yararlı şeylerini paylaşan bu halk, onun kederlerine ve yüklerine asla katılmıyordu. Ülkenin mutluluğundan da, ıstıraplarından da çıkar sağlıyorlardı; vatan için hiçbir savaşa katılmadılar ve bu uğurda bir damla kan dökmediler. Tersine, savaş zamanlarında ticaretlerini sürdürüyor ve taahhüt işlerine girişiyorlar, çok para kazanıyor ve iyi y ada kötü günlerde rahat ve huzur içinde yaşıyorlardı. Bu lütuflara teşekkür olarak şimdi çoğunluğu oluşturan nüfusu kovmak ve bağımsızlıklarını elde etmek üzere Osmanlı vatanının bir parçasını koparmak istiyorlar.”(s.57)
Paşa’nın anıları oldukça kısa ve yüzeysel, neredeyse hemen hiç yeni bir husus yok, çoğunlukla Ermeni Meselesi ve Büyük Harbe girişe odaklanmış bir kendini temize çıkarma gayreti...
Erzurum’daki Rus işgal ordusu subaylarından Yarbay Klebov’un Ermeniler aleyhindeki uzun tanıklığı ve Herbert’in Paşa’yla sohbetine dair notları, anıların kendisinden daha ilgi çekici.
Bir de Talat Paşa’nın, Enver Paşa’ya dair Herbert’e naklettiği, ‘gözüpek ve vatanseverdir, ama zeki ve akıllı olduğu söylenemez’ tespiti oldukça yalın ve gerçekçi...
Bir hatırattan çok kendi ve İttihat ve Terakki kabinesine yöneltilen ithamlara verilen cevaplar niteliğinde. Açıkcası büyük harbe böyle traji komik bir şekilde girilmiş olması beni şaşırttı. Bunun gibi şaşırtıcı bazı şeyleri görmek mümkün kitapta. Röportaj kısmı dışında yorumlarına pek rastlamıyoruz. Daha çok olaylar ve olayların oluşmasındaki nedenler üzerinden gidiyor kitap. Sadece bu kitap ile Talat Paşa hakkında fikir edinmek pek kolay değil elbet. Ancak her halükarda Talat Paşa'nın bir vatan sever olduğunu görmek mümkün bu kitap sayesinde. Atatürk'ün de dediği gibi "Vatan büyük bir evladını, inkılap büyük bir teşkilatçısını kaybetti".
Kitapta Talat Paşa gibi bir kişinin bile kurtuluşu başka devletlerin himayesinde görmesi bana Mustafa Kemal Atatürk'ün iradesinin ve milletine olan güveninin ne kadar büyük olduğunu gösterdi. Atamın dediği gibi ""Zafer, Zafer benimdir‟ diyebilenindir. Başarı ise, Başaracağım‟ diye başlayarak sonunda Başardım‟ diyebilenindir."
20 yil kadar Istanbul’da Talatpasa caddesinde oturduktan sonra 1. Dunya Savasi Osmanli’sinin bu onemli karakterinin anilarini okumak ancak Hollanda’da kismet oldu.
Talat Pasa’nin anilari kisa olmakla beraber kitaba eklenen, Erzurum’u isgal etmis bulunan Rus subaylarin ani ve gozlemleri ile surgundeki Talat pasa ile Almanya’da gorusen Ingiliz A.Herbert’in raporu ve keza Said Halim Pasa dahil donemin nazirlari hakkindaki davalar ve savunmalari kitaba butunluk katmis.
Ülkemizin ve zaman zaman da nedendir bilinmez tüm dünyanın fazlasıyla ilgisini çeken tarihi bir olaydır Ermeni meselesi. Herkesin konuştuğu ama yine nedendir bilinmez sadece tarafları olan Türk ve Ermeni tarihçilerin bir araya gelip konuşamadığı bir olaydır aynı zamanda. Soykırım kelimesi bu konuyu uzaktan yakından bilmeyen kimi Batılı fırsatçıların diline pelesenk olsa da sanırım gerek Ermeni gerekse de Türk halkı olaya veriler ve kayırlarla yaklaşmaktansa duygusal kapıdan bakmaya daha bir gayret ediyorlar. Sanırım gerek devrin Dahiliye Nazırı olması gerek İttihat ve Terakki içindeki konumu sebebiyle dönemin en önemli aktörlerinden Talat Paşanın bu konuda öldürülmeden hemen önce Almanya'da yazdıkları bu olayları anlamak isteyen herkesin belki de ilk başvuracağı kaynak olmalı. Mesela ben kendisinin tehcir istemine ikincisi Van'da Türk tebaaya yapılan büyük zulümden sonra olmak üzere iki defa karşı çıktığını bilmiyordum. Kendisi anılarında tehcir sırasında iş bilmez, yer yer yetkisiz ve kabiliyetsiz memurlarla yapılan bu zorunlu göç sonucunda yaşanan trajedileri de alçakgönüllülükle kabullenir ancak tüm bunlar onu aklamaya yetmeyecek olsa gerek bugün hala bu konuda eleştiri oklarının hedefi olmaktan kurtulamaz. Tehcirin ne kadar elzem ve kaçınılmaz bir son olduğunu anlatmak için Erzurum'da bulunan 7. Topçu Alayına mensup Rus bir subayın tanıklığına da yer verir ki ben şahsen başıma ağrılar girerek okudum bu bölümün her bir satırını. Ardından savaş sonrası Divanı Harpte yargılanmasını ve son olarak da bazı iddialara göre kendisini öldürmekle görevli İngiliz tarihçi ile Almanya'da gerçekleştirdiği 3 günlük kısa söyleşiyi buluruz kitapta. Elbette alın okuyun ve bu mesele hakkında kararınızı verin diyemem. Ancak Talat Paşa'nın olaya yaklaşımını anlamak açısından, ruh haline az da olsa ayna tutması açısından son derece kıymetli en azından bu hususta fikir beyan ederken bu eserden bihaber olmak bence hiç saygıyla karşılanacak şey değil. Dönemin en önemli ismince yazılmış olması bu konuda fikir beyan etmeden okumanız için yeterli olmalı, elbette diğer kıymetli kaynaklar ve resmi belgelerle beraber. Keyifli okumalar
Talat Paşa, savaş ve Ermeni "meselesi"ndeki rollerini temize çıkarmak için hazırlamış kitabı. Enver Paşa'nın anılarına saygı duymuştum çünkü muazzam yanlışları olsa da asli hedefi ülkesini aydınlığa çıkarma ülküsü güden bir vatanperveri günlüğünde görebilmiştim. Fakat -yanlışları bir kenara- Talat Paşa ne kadar vatansever olduğunu göstermeye çalışsa da ben bir türlü inanamadım. Yapay geldi. Bir siyasiyi okuduğumu hissettirdi.
Bir diğer husus da şu ki savaşa giriliyor, kimsenin haberi yok veya zaten karşı çıkmış oluyor. Tehcir oluyor ve bir bakıyoruz ki yine kimsenin haberi yok veya herkes yine karşı çıkmış oluyor. İttihat ve Terakki bazı kaypak adamlara rağmen büyük işlerin altına girmiş, ancak başarısız bir girişim olarak tarihimizde yerini almıştır ne yazık ki.
Bu hatırat olmaktan ziyade, bir savunu olmuş ve Talat Paşa neredeyse kitabın yarısında alıntı yapmış savunu için. Bir nevi "Talat Paşa'nın Savunması" aslında "Hatıraları"ndan ziyade.
Bazı ilginç noktalar olsa da detay seviyesiyle, pek yeterli değil.
Cemal Paşa'nın hatıratını okuduktan sonra Talat Paşa'nın anılarını okumazsam olmazdı değil mi? Enver'i zaten üç beş sene önce okumuştum. Cemal Paşa'yı okuyalı da üç dört gün oldu. Geriye üçlüden yalnızca bir ayak kalmıştı ki o da Talat Paşa idi tabii. Söylemem lazım ki aradığımı bulamadım bu kitapta. Asker olan Cemal Paşa'daki düzen bir siyasetçi olan Talat Paşa'da yoktu. Cemal Paşa adeta bir yazar titizliğiyle yazmıştı anılarını. Refik Halid'in Minelbab İlelmihrab'ında aktardığına göre; Cemal Paşa yazacağı hatıralarını yazara incelemesi ve tespit edeceği hataları kendisine bildirmesi için göndereceğini söylemiş. Planladığı operasyonu yapabilmiş mi Cemal Paşa bilinmez ama yazacağı eserine verdiği önemi göstermesi açısından dikkate değer bir bilgi bence. Zaten Hatıralar'ı okurken Cemal Paşa'nın özenle hareket ettiğini de bütün okurlar fark edecektir. İşte, Talat Paşa da bu özen göze çarpmıyor. Lakin, Talat Paşa da ilerleyen tarihlerde anılarını daha detaylı ve uzunca kaleme alacağını bildiriyor bize. Belki de öldürülmeseydi bu kitap asıl anı kitabının sadece bir bölümünü oluşturacaktı. Kısmet olmadı ne yazık ki! Gelelim kitabın içeriğine... Talat Paşa dönemin birçok önemli mevzusuna yüzeysel olarak değinmiş. Adeta konuların üzerinden atlayarak geçmiş olduğundan dolayı hepsinden bahsetmeyeceğim. Benim ilgimi çeken iki husus var kitapta: birincisi Ermeni Tehciri meselesi. Bu konuda kendisi yine sözü uzun tutmuyor ama çok sayıda Rus belgesini kitabına aldığı için önemli! Rus subaylarının raporlarında geçen bilgiler yaşanan olayların vehametini gözler önüne seriyor. Türk köylüsüne, özellikle de Erzurum ahaline çektirilen zulüm insanı insanlığından utandırıyor. Sayıları az olan ve Ermeni çeteleri arasında kalmış Rus subaylarının, Türk ordusunun şehre gelişine sevindiklerini görüyoruz. Rus subaylarının Ermeni çetelerine hazırladıkları müsait ortamın vicdan azabını içlerinde taşıdıkları raporlarında belli oluyor. Yapılanlardan sonra bu vicdan azabı neye yarar ki? Kitaptaki önemli olan ikinci bölüm ise Talat Paşa'nın ve ileri gelen İttihatçı kadronun yargılanması hakkındaki bölüm. Yargılamaların en önemli kısmını maalesef ki tehcir meselesi oluşturuyor. Yargılayanlar İttihat ve Terakki yönetimin istifa etmesi ile işgal İstanbul'unda hükümeti devralan Hürriyet ve İtilafçılar. Ne kadar acı; batıdan azar işitileceği korkusuyla adeta Ermeni halk sistematik şekilde katledilmiş gibi bir iddianame hazırlamışlar. Yargılamayı yapma görevini üstlenenlerin hukuk tahsili olmadığı gibi ellerinde delil olabilecek hiçbir şey de yok. İşte bu duruşma metinlerine de kitapta yer verilmiş. Mütareke döneminde İstanbul'u idare edenlerin vehametini göstermesi açısından bu bölümü de önemli gördüm. Refik Halid'in anılarında da bu beceriksizlik ve korkaklık tüm açıklığıyla göze çarpıyordu. 1. Dünya Harbi dönemini ve öncesini okurken görüyorsunuz ki; kahve köşelerinde anlatıldığı gibi üç hayalperest paşa devleti savaşa sürükleyip yıkımına sebep oldular, tarzındaki laflar sadece saçmalıktan ibaret. Devlet zaten yıkılmıştı! Parçalanmış ve paylaşılmıştı... Gençliğe Hitabe'deki "Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş..." denilen durum zaten gerçekleşmişti. Talat Paşa'ların yapmaya çalıştığı ise yurdu bu esaretten kurtarmaya çalışmaktı yalnızca. Aziz ruhları şad olsun... Kitapla ve sağlıcakla kalın....
A.Kadir UYSAL - 19.01.2025
" En sonra eğildinse de kurşunla eğildin, Altınlar akarken de züğürt ölmeyi bildin. Neymiş sana heykel? Ne demekmiş sana türbe? Arkanda kalan tertemiz ismin yetişir be!"
Ermeni soykırımı hakkında okumalar yaparken okuduğum birinci ağız olması hasebiyle etkileyici bir kitap ve bence işlenen suçların bir delili. Talat'ın düşüncelerinin bugün kendine sağ ve sol diyenler içinde hala çok etkili olması ise talihsizlik ama bunu anlamak gerekiyor. Talat bunu kitapta bir yerde belirtiyor. Genel şöyle diyor "bizim memlekette sağcı solcu liberal filan vardır ama hepsi yurtseverdir..." ben de kısa siyasi tecrübem sonucu kendisine katılıyorum. Kendini solcu sananların birçoğu ne yazık ki en az Talat kadar ırkçı bir noktadan bakıyorlar. Kitabın sonlarına doğru bilmem kim rus generali filan ağzından ermeniler için yazılan şeyler gerçekten nefret suçu niteliğinde.
Osmanlı İmparatorluğu’nda yalnızca padişaha değil, tabanı olan bir örgüte dayanan ilk sadrazam oluyordu... Şark meselesi, gösterildiği gibi bir insanlık ve Hıristiyanlık meselesi değil; tersine, bir nefret ve çıkar sorunudur... Bir insan, doğduğu ve inandığı dine ve içinde büyüdüğü halka mensuptur. Din ve milliyet meseleleri yalnızca inanış ve anlaşı meseleleridir...
İnanılmaz bir hayat yaşamış, başarılar başarısızlıklar sürüsüne bereket ama kitapta bunları anlatamamışım ne yazık ki. O zaman başlayan ermeni propaganda makinesine karşı kendisinin savunmasını sunmuş daha çok
Vagon olayı üzerine aklama, Ermeni kışkırtılması, Ermenilerin işlediği katliamlar, paramaz olayı. Taşnak ve Hinçak çemiyetlerinin, Yerli Ermeni Gaztelerinin tehlikeli beyanları üzerine Ermenilerin göç ettirilmesi ve bu duruma üzülen bazı jön Türkler
Talat Paşa’nın anılarından çok Ermeni meselesiyle ilgili bir savunma metni niteliğinde. Sonda İngiliz bir ajanşa yapılan görüşme daha detaylı olsaydı başlığıyla uyum sağlayabilirdi