Yanına kalem kâğıt alarak şehir şehir gezen ve kendine “yüce karalamacı” diyen Amerikalı yazar Sherwood Anderson, gördüğü her yüzü anlatabilecek bir adam olması yönüyle bir hikâye anlatıcısı, kelimeleri kullanma şekliyle bir öykücüydü. Bu seçkideki öyküler ise Anderson’ın vurguladığı temaların ve kullandığı üslubun en iyi temsilleri olması iddiasıyla bir araya getirildi.
Okuyacağınız öyküler, Anderson’ın yarattığı grotesk insanları ve bu insanların yaşadığı sıradan Amerikan kasabalarını resmediyor. Onun öykülerinde karakterlerin kurtuluşu değil kırılması gösterilir; bunu da şiddet anları, ölümler, sinir krizleri takip eder. Mutluluk ancak yanlış anlaşılmalara, tesadüflere ve hayallere bağlıdır. Onun kurgusal evreninde fiziksel deformasyonlara, çirkinliklere, ucubelere rastlamak mümkündür. Delilikler, türlü çarpıklıklar, vahşi sahneler hikâyenin görsel açıdan groteskliğini tamamlar. Okur, zihninde canlanan vahşet yüzünden yazarı suçlayamaz. Onun pek bir suçu yoktur. Asıl cani olan, içinde unuttuğu, kıyıda köşede kalmış vahşeti kendiliğinden dirilten okurun kendisidir. Anderson’ın hikâye anlatıcılığı ise sadece ormana giden yolları gösterir.
Often autobiographical, works of American writer Sherwood Anderson include Winesburg, Ohio (1919).
He supported his family and consequently never finished high school. He successfully managed a paint factory in Elyria before 1912 and fathered three children with the first of his four wives. In 1912, Anderson deserted his family and job.
In early 1913, he moved to Chicago, where he devoted more time to his imagination. He broke with considered materialism and convention to commit to art as a consequently heroic model for youth.
Most important book collects 22 stories. The stories explore the inhabitants of a fictional version of Clyde, the small farm town, where Anderson lived for twelve early years. These tales made a significant break with the traditional short story. Instead of emphasizing plot and action, Anderson used a simple, precise, unsentimental style to reveal the frustration, loneliness, and longing in the lives of his characters. The narrowness of Midwestern small-town life and their own limitations stunt these characters.
Despite no wholly successful novel, Anderson composed several classic short stories. He influenced Francis Scott Key Fitzgerald and the coming generation.
Sherwood Anderson ismini ilk kez Bukowski ya da Hemingway'den duyduktan sonra tanıdım. Amerikan edebiyatına yön veren bir yazar. Nitekim Faulkner'ın da etkilendiği bir isimmiş.
İlk okuduğum Winesburg, Ohio kitabından sonra bu kitabı beğenmemek değil de biraz daha az beğendiğimi söyleyebilirim. Daha çok cümleleriyle görkemli bir hâl alan bir eser. Grotesk bir edebiyat Anderson'unki ve şiirsel bir yazı tipiyle görkemli bir hâl alıyor elinizdeki. Önceki kitapta yer eden kısa öyküleri de var yani biraz gölgeli ama Türkçeye kazandırıldığı düşünüldüğünde heyecanınızı gölgeleyemiyor.
Irwing Howe’un biyografi niteliğindeki 10 sayfalık sunuş yazısıyla zenginleşen kitapta evvel olarak, yazarın Şikago Rönesansı akımına dahil olmak adına karısını ve çocuklarını terk ettiğini ve bu vicdan yükünün, ilk başarısını takiben gerisi gelmeyen yazınlarında sık sık kendini gösterdiğini ve hayranlıklarını sunan Faulkner, Steinbeck gibi yazarlarla sonradan arasının açıldığını öğreniyoruz. Üslubundaki kabalığı atamadığı gibi görüşler de yer alıyor -ki önceki kitapta kimi öykülerde bu hissediliyordu.
Kitabın Yumurta ile paylaştığı iki ortak öyküsü var: Yumurta ve Biraderler. Bunlar o kitapta beğendiğim dört öykünün içindeydi. Kalanlar arasında ise, bir sonraki durağım olabilecek başyapıtı Winesburg, Ohio öykülerinden bölümler yer almakta. Yani Anderson kitapları da, tıpkı O Henry ve Maupassant gibi, dağınık dağınık ve ortak kümelerle basılmış. Hepsi bir kitapta toplansa da raflarımızla birlikte rahat etsek çok daha güzel olacak. Neyse.
Bu kitap çok daha dengeli bir seçkiden oluşuyor. Sunumda zaten bahsi geçilen Ormanda Ölüm, Yumurta, Kayıp Roman ve (Tohumlar’ı andıran) Serüven yanı sıra, dedektiflik macerası “Heh İşte Buradaymış, Banyo Yapıyormuş”, “Eller” ve birbirini tamamlayan “Tanrı’nın Gücü”, “Öğretmen” ve “Yalnızlık” sağlam öyküler olarak öne çıkıyor.
Bu üçlü yanı sıra, Eller ve Serüven’in de dahil olduğu sekiz öykü, on beş öykülük bu derlemenin Ohio kitabından ödünç aldığı bölümler oluyor. Yumurta ve Biraderler’i de katarsak, on beşin onunun diğer iki kitapta yer aldığını söyleyebiliriz. Hem Yumurta hem bu kitap, diğerlerinden bağımsız ikişer sağlam öykü barındırıyor.
Benim için işin kötü tarafı, beğenmediğim birkaç öykünün Ohio’da beni bekliyor olması. Sanırım onları da tekrar okuyacağım ve üçlüyü kesişen Weinbaum kitapları gibi yan yana dinlenmeye koyacağım.
Şu ana dek hem Vacilando hem Ketebe iyi iş çıkarmışlar, Yedi ile güzel bir turu tamamlamış olacağım öyküsever bir mahlûkat olarak.
Raymond Carver’ın tarzını sevenlerin kolaylıkla adapte olacağı kitapların her eve lazım olduğunu söylemeye gerek bile duymuyorum. Karısını, çocuklarını terk edip kendini içkiye veren kalemlerimizi saygıyla selamlayıp, aynı haltı yememek üzere, hanemizdeki sevdiklerimize sıkıca sarılmayı hiçbirimiz ihmâl etmiyoruz.