Jump to ratings and reviews

Yatar Bursa Kalesinde

Nâzım Hikmet'in çok güç koşullarda korunmuş, elden ele geçmiş, bazıları sağlığında basılamamış, bazıları özen gösterilmeden basılmış olan yapıtları, bu işe gönül vermiş eleştirmenlerin çabalarıyla, içeride ve dışarıda, yıllardır derlenip toparlanmaya çalışılmış, ama çeşitli nedenlerden kaynaklanan yanlışların, karışıklıkların, tutarsızlıkların bir türlü önü alınamamıştır. Bu yolda daha önce yapılan bütün olumlu çalışmalar, Nâzım Hikmet'in kitaplarının ilk basımları, arkasında bıraktığı müsveddeler -mekanik yaklaşımlara düşmeden, durumlara, türlere göre ayrı değerlendirmelere gidilerek— büyük bir özen ve duyarlıkla yeniden gözden geçirilmiş, konunun uzmanı eleştirmenlerin özverili katkıları ve ortak çabalarıyla, sanatçının özellikleri, kendine özgü kullanımları gölgelenmeden, yanlışların düzeltilmesi, karışıklıkların, tutarsızlıkların giderilmesi sağlanmıştır.

Nâzım Hikmet'in toplu yapıtlar derlemesinin 4. cildini oluşturan, Yatar Bursa Kalesinde, şairin 1929-1935 yılları arasında yazdığı, ama sağlığında yayımlanan kitaplarına almadığı şiirleri ile 1937-1951 yılları arasında yazdığı, ama sağlığında kendi derlediği -ve ancak ölümünden sonra basılabilen- kitaplarına almadığı şiirlerini içeriyor.

215 pages, Paperback

First published December 1, 1988

Loading...
Loading...

About the author

Nâzım Hikmet

265 books809 followers
Nazim Hikmet was born on January 15, 1902 in Salonika, Ottoman Empire (now Thessaloníki, Greece), where his father served in the Foreign Service. He was exposed to poetry at an early age through his artist mother and poet grandfather, and had his first poems published when he was seventeen.

Raised in Istanbul, Hikmet left Allied-occupied Turkey after the First World War and ended up in Moscow, where he attended the university and met writers and artists from all over the world. After the Turkish Independence in 1924 he returned to Turkey, but was soon arrested for working on a leftist magazine. He managed to escape to Russia, where he continued to write plays and poems.

In 1928 a general amnesty allowed Hikmet to return to Turkey, and during the next ten years he published nine books of poetry—five collections and four long poems—while working as a proofreader, journalist, scriptwriter, and translator. He left Turkey for the last time in 1951, after serving a lengthy jail sentence for his radical acts, and lived in the Soviet Union and eastern Europe, where he continued to work for the ideals of world Communism.

After receiving early recognition for his patriotic poems in syllabic meter, he came under the influence of the Russian Futurists in Moscow, and abandoned traditional forms while attempting to “depoetize” poetry.

Many of his works have been translated into English, including Human Landscapes from My Country: An Epic Novel in Verse (2009), Things I Didn’t Know I Loved (1975), The Day Before Tomorrow (1972), The Moscow Symphony (1970), and Selected Poems (1967). In 1936 he published Seyh Bedreddin destani (“The Epic of Shaykh Bedreddin”) and Memleketimden insan manzaralari (“Portraits of People from My Land”).

Hikmet died of a heart attack in Moscow in 1963. The first modern Turkish poet, he is recognized around the world as one of the great international poets of the twentieth century.

Ratings & Reviews

What do you think?

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
205 (66%)
4 stars
79 (25%)
3 stars
22 (7%)
2 stars
1 (<1%)
1 star
1 (<1%)
Displaying 1 - 11 of 11 reviews
Profile Image for Baris Ozyurt.
967 reviews31 followers
February 15, 2019
"Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi meselâ,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından." (s.164)
Profile Image for Efe Karabulat.
305 reviews41 followers
February 7, 2017
Şiirselliği yakalayabilmek adına neredeyse tamamen anlamsız (ya da anlamı beyin çatlatacak bir jimnastikle çözülebilecek kadar derine gizlenmiş -halbuki zihninizin şiirin tadını çıkarması gerekiyordu o an-) şiirler yazan şairlerden sonra Nazım Hikmet'in dupduru, pırıl pırıl kalemi ruhuma ilaç gibi geldi. Nazım Hikmet'in şiiri başucunuzda radyo, nükteli bir tiyatro, bitmeyen bir şarkı gibi okunuyor. Ezgisi içinde gizli, okumaya başladığınız anda kendiliğinden ortaya çıkıyor. Yalnızca kağıt kalemle bu kadar duyu ve zevke hitap edebilmek dünya üzerinde çok az insana nasip olmuş bir yetenek.

Yine Nazım Hikmet'e özgü şiir formatında uzun hikayelerin de bol miktarda bulunduğu (tam da bu yüzden uyduruk İnstagram hesaplarından şiir kültürü edinilmez hanımlar beyler!), ilginç bir şekilde sağlığında kitaplarına almadığı şiirlerden oluşsa da ''Dünyanın En Tuhaf Mahluku'', ''Yaşamaya Dair'', ''Beş Satırla'', ''Tahirle Zühre Meselesi'' gibi en meşhur şiirlerinin de yer aldığı bir derleme.
Çoğu yazarın başına geldiği üzere kendi beğenileri ile halkın teveccühü uyuşmamış görünüşe göre. Belki de başka bir sebebi vardır, bilemem.

İşte böyle.

İşte böyle şekerim,
hep içimden ''işte böyle'' demek geliyor.
Ne tuhaf değil mi?

Ellerinden öperim.
Profile Image for raShit.
378 reviews1 follower
February 11, 2016
"Bu günlerde belki gelirim sana.
Konuşmak için değil
sadece yüzüne bakmak için.
Belki senin yüzünde bulurum aradığımı.
Bütün gördüğüm yüzler lakayıt
hissiz.
Senin yüzün nasıl?"
Profile Image for Koray.
341 reviews61 followers
April 23, 2020
Jandarma Onbaşı Koray Biber, Ayvalık
Profile Image for tyranus.
110 reviews312 followers
October 5, 2018
Ben Senden Önce Ölmek İsterim
Ben 
senden önce ölmek isterim. 
Gidenin arkasından gelen 
gideni bulacak mı zannediyorsun? 
Ben zannetmiyorum bunu. 
İyisi mi, beni yaktırırsın, 
odanda ocağın üstüne korsun 
içinde bir kavanozun. 
Kavanoz camdan olsun, 
şeffaf, beyaz camdan olsun 
ki içinde beni görebilesin... 
Fedakârlığımı anlıyorsun: 
vazgeçtim toprak olmaktan, 
vazgeçtim çiçek olmaktan 
senin yanında kalabilmek için. 
Ve toz oluyorum 
yaşıyorum yanında senin. 
Sonra, sen de ölünce 
kavanozuma gelirsin. 
Ve orda beraber yaşarız 
külümün içinde külün, 
ta ki bir savruk gelin 
yahut vefasız bir torun 
bizi ordan atana kadar... 
Ama biz 
o zamana kadar 
o kadar 
karışacağız 
ki birbirimize, 
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz 
yan yana düşecek. 
Toprağa beraber dalacağız. 
Ve bir gün yabani bir çiçek 
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse 
sapında muhakkak 
iki çiçek açacak: 
biri sen 
biri de ben. 
Ben 
daha ölümü düşünmüyorum. 
Ben daha bir çocuk doğuracağım. 
Hayat taşıyor içimden. 
Kaynıyor kanım. 
Yaşayacağım, ama çok, pek çok, 
ama sen de beraber. 
Ama ölüm de korkutmuyor beni. 
Yalnız pek sevimsiz buluyorum 
bizim cenaze şeklini. 
Ben ölünceye kadar da 
bu düzelir herhalde. 
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde? 
İçimden bir şey: 
belki diyor. (1945)

Yani övünmek gibi olmasın ama,
ben bir çırpıda bir kurşun gibi delip geçtim on yılını esirliğimin.
Ve karaciğer sancısını bırakırsak bir tarafa,
gönül yine o gönül,
kafa yine o kafa. (1947)

Sultan Hamit Devrinde
Sultan Hamit devrinde, Yemen'de on yıl askerlik etmemiş babam,
yüksek memur sınıfından, paşazadeymiş kendisi.
Ben sınıf değiştirip komünist oldum, dokuz yıl hapislik ettim
- hem de yalnız bu sefer -
devri dilarayı Cumhuriyet'te,
ve bu vatan hizmeti
daha ne kadar sürer
belli değil. (1947)

Dunyanin En Tuhaf Mahluku
Akrep gibisin kardeşim, 
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi. 
Serçe gibisin kardeşim, 
serçenin telaşı içindesin. 
Midye gibisin kardeşim, 
midye gibi kapalı, rahat. 
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim. 
Bir değil, 
           beş değil, 
                      yüz milyonlarlasın maalesef. 
Koyun gibisin kardeşim, 
gocuklu celep kaldırınca sopasını 
sürüye katılıverirsin hemen 
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye. 
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani, 
hani şu derya içre olup 
                            deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf. 
Ve bu dünyada, bu zulüm 
                                    senin sayende. 
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer 
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak 
                      kabahat senin, 
                                     — demeğe de dilim varmıyor ama — 
                      kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!  (1947)


Ben İçeri Düştüğümden Beri
Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
Ona sorarsanız: ’Lafı bile edilemez, mikroskopik bi zaman...’
Bana sorarsanız: ‘On senesi ömrümün...’
Bir kurşun kalemim vardı, ben içeri düştüğüm sene 
Bir haftada yaza yaza tükeniverdi
Ona sorarsanız: ’Bütün bi hayat...’
Bana sorarsanız: ‘Adam sende bi hafta...’
Katillikten yatan Osman; ben içeri düştüğümden beri 
Yedibuçuğu doldurup çıktı.
Dolaştı dışarda bi vakit, 
Sonra kaçakçılıktan tekrar düştü içeri, altı ayı doldurup çıktı tekrar.
Dün mektubu geldi; evlenmiş, bi çocuğu olacakmış baharda...

Şimdi on yaşına bastı, ben içeri düştüğüm sene ana rahmine düşen çocuklar.
Ve o yılın titrek, uzun bacaklı tayları, 
Rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldu çoktan.
Fakat zeytin fidanları hala fidan, hala çocuktur.

Yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde, ben içeri düştüğümden beri...
Ve bizim hane halkı, bilmediğim bir sokakta, görmediğim bi evde oturuyor

Pamuk gibiydi bembeyazdı ekmek, ben içeri düştüğüm sene
Sonra vesikaya bindi 
Bizim burda, içerde
Birbirini vurdu millet, yumruk kadar simsiyah bi tayin için
Şimdi serbestledi yine, fakat esmer ve tatsız

Ben içeri düştüğüm sene, ikincisi başlamamıştı henüz
Daşov kampında fırınlar yakılmamış, atom bombası atılmamıştı Hiroşimaya
Boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman
Sonra kapandı resmen o fasıl, şimdi üçünden bahsediyor amerikan doları
Fakat gün ışığı her şeye rağmen, ben içeri düştüğümden beri
Ve karanlığın kenarından, onlar ağır ellerini kaldırımlara basıp doğruldular yarı yarıya

Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
Ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine
‘Onlar ki; toprakta karınca, su da balık, havada kuş kadar çokturlar.
Korkak, cesur, cahil ve çocukturlar, 
Ve kahreden yaratan ki onlardır, 
Şarkılarda yalnız onların maceraları vardır’

Ve gayrısı
Mesela, benim on sene yatmam
Laf’ı güzaf...



Ben Beni Bir Daha Ele Geçirsem
Ben beni bir daha ele geçirsem,
Ab-ı hayat içersem demiyorum.
Kapılar açılsa bir daha,
ben bu haneye bir daha girsem...
Yaşardım yine böyle kan revan içinde,
yine böyle aşk ile sersem,
ben beni bir daha ele geçirsem.

Hoş Geldin
Hoş geldin, kadınım benim, hoş geldin. Yorulmuşundur,
nasıl etsem de yıkasam ayacıklarını,
ne gül suyum, ne gümüş leğenim var. Susamışındır,
buzlu şerbetim yok ki, ikram edeyim.
Acıkmışındır,
sana beyaz keten örtülü sofralar kuramam
memleket gibi esir ve yoksuldur odam. Hoş geldin, kadınım benim, hoş geldin! Ayağını bastın odama
kırk yıllık beton çayır çimen şimdi. Güldün,
güller açıldı penceremin demirlerinde. Ağladın,
avuçlarıma döküldü inciler;
gönlüm gibi zengin
hürriyet gibi aydınlık oldu odam.
Hoş geldin kadınım benim, hoş geldin.


Hapiste Yatacak Olana Bazı Öğütler
Dünyadan, memleketinden, insandan 
umudum kesik değil diye 
İpe çekilmeyip de 
Atılırsan içeriye, 
Yatarsan on yıl, on beş yıl 
Daha da yatacağından başka, 
'Sallansaydım ipin ucunda 
Bir bayrak gibi keşke'' 
Demiyeceksin, 
Yaşamakta ayak direyeceksin. 
Belki bahtiyarlık değildir artık, 
Boynunun borcudur fakat, 
Düşmana inat 
Bir gün fazla yaşamak. 

İçerde bir tarafınla yapayalnız kalabilirsin,
Kuyunun dibindeki taş gibi. 
Fakat öbür tarafın 
Dünyanın kalabalığına 
Öylesine karışmalı ki, 
Sen ürpermelisin içerde, 
Dışarda kırk günlük yerde yaprak kımıldasa. 
İçerde mektup beklemek, 
Yanık türküler söylemek bir de, 
Bir de gözünü tavana dikip sabahlamak 
Tatlıdır ama tehlikelidir. 

Tıraştan tıraşa yüzüne bak, 
Unut yaşını 
Koru kendini bitten, 
Bir de bahar akşamlarından; 
Bir de ekmeği 
Son lokmasına dek yemeği, 
Bir de ağız dolusu gülmeyi unutma hiçbir zaman. 
Bir de kimbilir, 
Sevdiğin kadın sevmez olur, 
Ufak bir iş deme, 
Yemyeşil bir dal kırılmış gibi gelir, 
İçerdeki adama. 
İçerde gülü, bahçeyi düşünmek fena, 
Dağları, deryaları düşünmek iyi. 
Durup dinlenmeden yazmayı, 
Bir de dokumacılığı tavsiye ederim sana, 
Bir de ayna dökmeyi. 
Yani içerde onyıl, on beş yıl, 
Daha da fazla hatta 
Geçirilmez değil, 
Geçirilir, 
Kararmasın yeter ki 
Sol memenin altındaki cevahir!
This entire review has been hidden because of spoilers.
159 reviews
January 19, 2021
"Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani, bu koskocaman dünyamız.

Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
'Yaşadım' diyebilmen için ..."
Profile Image for Bahadir.
20 reviews1 follower
August 26, 2019
Nazım Hikmet’in tüm şiirleri bir evren yaratıyor. Hatta bu şiir evrenini üzerine çalışılabilir bir konu olarak görüyorum. Bu kitap da yayınlanmamış, belki de beğenmediği şiirlerini içeriyor ancak aynı evrenin ürünü, aynı duru, doğal evrenin... Üstelik okurların en sevdiği şiirlerden birkaçı da bu kitaba dahil.
Profile Image for Cihat Deveci.
15 reviews12 followers
October 13, 2019
Öyle bir havası var ki şiirlerinin, iç sesimi susturup, ellerimle, mimiklerimle ve en güzel sesimle dışımdan okumak istedim.

Uludağ'ın eteklerinde büyümüş, ona bakarak hayal kurmuş, karla kaplandığı zaman onu hayran hayran incelemiş birisi olarak Nazım'dan Uludağ'ı okuduğum için kendimi şanslı sayıyorum.
Profile Image for Aras  9¾.
153 reviews23 followers
Read
October 9, 2018
Kaç sene evvel okuyum diye düşünmüştüm nasip bugünlereymiş.Bundan başka galiba 5 kitabını daha okumuştum biri de romandı,hepsinin yeri ayrı bende bu kitabın da öyle.
Kitabı okurken Fazıl Say’ın besteleri kafamda döndü durdu,Yatar Bursa Kalesinde şiirinde hepten ayyuka çıktı😊
Kitapta hem özlem var hem aşk var hem de umutlar var,bu şiirler ülkemiz için birer değer elbette ama bunları bilmek,okumak da bu değerin hakkını vermek demek sanki...
Kitabın bir bölümde de mektuplar var ki gerçekten çok güzel yazılmışlar.Nâzım Hikmet’in okuduğum her kitabını çok sevdim,tekrar ne zaman Nâzım okurum heyecanla bekliyorum😊
Displaying 1 - 11 of 11 reviews