Eserlerinin çevirileri ve hakkında yazılanlarla son yıllarda Türkiye edebiyat tarihindeki yerini alan, özellikle kadın hareketi için geçmişten gelen taze bir ilham olan Zabel Yesayan, çocukluğunun Üsküdar’ına, unutulmuş payitaht İstanbul’a ve onun insanlarına tutku ve özlemle baktığı Silahtar Bahçeleri’nde bizi kendi hikâyesini biraz daha yakından okumaya davet ediyor. 1878’de, tam da Rus ordusunun İstanbul’un kapısına dayandığı günlerde gözünü açtığı evden başlayarak, ona en zengin insan malzemesini sağlayan ailesini, mahallesini, hiç unutamadığı Silahtar Bahçeleri’ni, sonra giderek ufukta belirmeye başlayan İstanbul’un o aşina silüetini büyük bir maharetle işleyen, çocuk gözüyle zihnine kaydettiklerinden yola çıkarak dönemin toplumsal yapısındaki çelişki ve gerilimleri şaşmaz bir netlikle tahlil eden Yesayan, bizlere eşsiz bir İstanbul hatıratı emanet ediyor. Yazarın Sovyet Ermenistanı’nda yaşadığı dönemde kaleme aldığı ve ilk kez 1935’te yayımlanan Silahtar Bahçeleri, Türkçede ilk kez özgün Ermenice metninden yapılmış tam çevirisiyle sunuluyor.
"Bağların ötesinde, göğe uzanan beyaz minareleri selvilere dostluk eden görkemli camileriyle Türk semtleri vardı. Uzaktan Boğaz’ın parıldayan mavi şeritleri, daha da ötede sabahları pembe, gün içinde altın rengi ve akşamüstü mavi sisler arasında buğulanan bir rüya şehri olan İstanbul’un silueti görünüyordu.
O bağların, Silahtar Bahçeleri’nin, bahar sabahları alevli gülistanlara dönüştüğünü hatırlarım. O güller evlere taşınır, beyaz badanalı süssüz odalara renk ve burcu burcu koku getirir, çocukların elinde oyuncak olur ve yaprakları herkesin ve her şeyin üstüne yağmur olur yağardı.
Morsalkımların görkemli kaftanlar misali asma çardakları üzerinden yuvarlanıp yıkıldı yıkılacak haldeki evlerin perişanlığını gizlediğini hatırlarım. Güneş ışığı, sık ağaç yapraklarının arasından süzülerek firari baloncuklarla yere dökülür, ferah bir esinti insanların ve bitkilerin üzerinden bir okşayış gibi geçer, yeni filizlenmiş dallar bu esintiyle nazlanarak oynaşırdı.
Ömrüm boyunca çok ülke gezdim, doğanın türlü güzelliğinin tadını çıkardım, fakat Silahtar Bahçeleri’nin hatırası hiç silinmedi. O bahçeleri beraberimde her yere götürdüm, kara ve tehditkâr bulutlar hayat ufkumu her sardığında oralara sığındım."
Zabel, born in the latter part of the 19th century, grew up in a large Armenian family in Constantinople. Her fascinating memoir is a portrayal of life in an urban Armenian community prior to the Genocide of 1915. She and her younger sister were raised in a household filled by her large extended family. The adults lived beyond their financial means and were emotionally mercurial, some affected by alcoholism and mental illness. Zabel coped through strong willfulness and unpredictable behavior. She grew into a passionate independent woman and an articulate writer with a remarkably detailed and nuanced recall of her childhood.
Առաջին անգամ էի կարդում Զաբել Եսայանի գործերը և շատ տպավորված եմ: Մանկության ու պատանեկության տարիների հուշերն ամփոփող պատմվածքներում հստակ երևում են նրա մարդ տեսակը, իր ու մյուսների իրավունքների համար պայքարելու մեծ ջիղը, հարազատ ու սիրելի մարդկանց հանդեպ գորովանքը: Եվ, կարծում եմ, հենց այդ տարիների իրադարձություններն են արմատ ու հիմք դարձել նաև հետագայում նրա ստեղծագործությունների ու պայքարի համար:
A fresh, lovely memoir about growing up in Constantinople's Armenian community in the late 1800s. Zabel Yessayan, a fiercely talented writer and activist, recreates her childhood with the wide and observant eyes of a child, without judgment or analysis. She vividly depicts her engaging, eccentric family; the larger community of which they are a part; and her own passionate engagement with the world around her, now long vanished.
Պարտադիր կարդալու գրքերից է: «Սիլիհտարի Պարտեզները» կազմված է փոքրիկ ինքնակենսագրական պատվածքներից, որտեղ հեղինակը պատմում է իր մանկության ու պատանեկության հույզերի, անհանգստությունների եւ ուրախությունների մասին: Այս գիրքը օգնում է հասկանալ, թե ինչպես է ձեւաորվել Զապել Եսայանի արիական ու պայքարող խառնվածքը: Չնայած, որ նրա «Ավերակներուն մեջ» վիպակը իմ ամենասիրելի գործերից է, հենց «Սիլիհտարի պարտեզները» օգնեց ինձ ավելի լավ առաջինն հասկանալ։ «Սիլիհտարի Պարտեզները» բավականին կարճ գիրք է, այնուամենայնիվ այն չի ներառում իր մեջ միմիայն հեղինակի ներաշխարհի ձեւավորման պատմությունը, այլ նաեւ մի ամբողջ ժամանակահատվածի մտածողության բնութագիր, իր խրախուսելի եւ քննադատական կողմերով:
Bizim Zabel'imiz, Doğduğu Üsküdar'ı, Alemdağ yolculuklarını, küçülen bir imparatorluğun Ermeni toplumunda yarattığı travmaları, 1909 Adana katliamlarını anlatıyor "Silahtar'ın Bahçeleri"nde. Herhangi bir milliyetçilikten uzak, emekten ve ezilenden yana, o yüzden de bizim. Kitabın tek eksisi Elif Şafak'ın Zabel'i "sahiplenen" önsözü.
🌹 Վարդերի բուժող բույրի, ոսկի քաղաքի, արդարության, սեփական գույնի ու չլռելու մասին։ Եվ ինչպես իմ սիրելի հոգիներից հարգելի Արաքսն է ասել` էս էջերից վարդերի հոտն է գալիս։
Զապել սկսեք կարդալ հենց այս գրքից։
✅️ Ի դեպ, գիտե՞ք, որ Եսայանին վերագրված հայտնի «Կինը աշխարհ չէ եկած մինակ հաճելի ըլլալու համար....» միտքը իրականում ոչ թե իր, այլ այլ մտավորականի տողերն են, որը Զապելը մեջբերել է իր հոդվածներից մեկում, սակայն թյուրիմացության ու ոչ ուշադիր կարդալու արդյունքում ամենուր տարածվել է որպես Զապել Եսայանի հեղինակային միտք։
Ես էլ վերջերս իմացա այս մասին` հետազոտող ու ֆանտաստիկ մարդ Արփինե Հարոյանի հետ զրույցից։
Անգլիոյ մէջ կին վիպագիրները առաջնութեան կարգը սկսած են ունենալ, օրագրութիւնը եւ գրական ուրիշ ճիւղերն ալ կը վայելեն անոնց աջակցութիւնը։ Իրենցմէ Մէկը Մարի Վօլսթօնէքրաֆ իր նշանաւոր գործին մէջ կը յայտարարէ արդէն. «Կինը աշխարհ չէ եկած մինակ հաճելի ըլլալու համար, կինը ծնած է իր խելքը, մտային բարոյական եւ ֆիզիքական յատկութիւնները զարգացնելու համար։ Ինքզինքնին յարգող բոլոր կիներուն իտէալը մինակ հաճելի ըլլալը պէտք չէ ըլլայ այլ երկրիս վրայ բարերար տարր մը ներկայացնելը»։
ՄԵՐ ԿԻՆԵՐՈՒՆ - «Ծաղիկ» շաբաթաթերթ, 17րդ տարի, Թիւ 2 (586), 10 Յունվար, 1904, էջ 26-27
This book is interesting simply because of the subject matter. It's an autobiography of Zabel Yessayan during the years that she was growing up in Constantinople in the 1890s. What makes a book like that worth reading? First, just the personal comments of what it was like in Constantinople during that time period. A young girl doesn't hear that much about what's really going on, but what she is aware of makes it more interesting. For example, when she reaches a certain age she should start attending church, but if the Janissaries see her they may just decide to take her away and no one can stop them. If she doesn't attend the Armenian church, the church authorities might take somebody from her family and torture them. She includes descriptions of her family, the back-biting, the put-downs of neighbors and neighborhoods. She has stories of what she put up with in school. And then there's her language. She's a poet and some of her writing style and her descriptions of scenes are written with true poetic style. This book was well worth reading.
Կինն աշխարհ չէ եկած մինակ հաճելի ըլլալու համար: Կինը եկած է իր խելքը, մտային, բարոյական և ֆիզիկական յատկութիւնները զարգացնելու համար: Ինքզինքն յարգող բոլոր կիներուն իտէալը միայն հաճելի ըլլալը պէտք չէ ըլլայ, այլ երկրիս վրայ գործօն բարերար տարր մը դառնալը:
Զապէլ Եսայեան
Թերևս այսքանով ամփոփեմ Զապէլ Եսայեան կնոջ, գրողի փիլիսոփայությունն ու ոգին։
İstanbul’un farklı yönlerini okumak ben nerede yaşadığımı bilmiyormuşum gibi hissettirdi.Özellikle Üsküdar ın çeşitli mahallelerinin Ermeni bölgesi olduğunu öğrenince wow oldum
maltepe’nin eskiden KÖY olması beni şoka uğrattı, zabel hanımcığım bugünkü halini görse dehşete uğrardı herhalde. sadece bir günlüğüne bile olsa şu günlere gidip bi görüp gelsek ne olur yaaa 😭
As the author of the book said for the events she describes in the final act, there isn’t any concievable way for me to describe this book. It’s definitely one that must be read and experienced by the individual.
Spoilers Be prepared to feel heartbreak, joy, rage and disbelief; not necessarily in that order and sometimes at the same time.
This entire review has been hidden because of spoilers.
What a great read. A fantastic translation, and the first into English since Ara Baliozian's abridged version. Beautiful reflection of a pioneering feminist in Istanbul. This is a book that will only grow in reputation as time goes on.
Զապելի հուշերը ՝ շարադրված քնքուշ արևմտահայերենով, ընթերցողին տեղափոխում են 19-րդ դարի Կոնստանդնոպոլիս։ Չափազանց գեղեցիկ նկարագրություններ ու ստամբուլահայերի նիստ ու կացի մասին պատմություններ։ Կարճ ասած ՝«Սիլիտհարի պարտեզները» գեղագիտական հաճույք է արևմտահայերենը պաշտողների համար։