İlk öykü toplamı Hammurabi’yle 2020’de KKTC’nin en çok okunan yazarları arasına giren Ahmet Şimşek, Ada’dan üfürdüğü yeni öykülerini Midas’ta topluyor. Sıcağın kavurduğu sokaklardan, hamamdan, hırdavatçı dükkânından, karakoldan, yüz caretta caretta yumurtalı bir sahilden; barışık halkları ikiye bölen sınırın kuzeyinden sesleniyor okura. Hem nahif hem sert, kalemini daha sağlam tutuyor; yalnızca çocukluk ve ilkgençlikte yaşanan tecrübelere, özlemle olgunlaşan hatıralara, zulme uğrayan göçmenlere, kabuğundan çıkmayı bekleyenlere, sınır kanunlarıyla ayrılan ailelere dair dünden, bugünden, “biz”den hikâyeler anlatıyor. Bilge Karasu, kendimizden olmayanın, kendimiz gibi olmayanın bakışını kendi gözümüzden silip atmadıkça, kendimize kendi gözlerimizle bakmadıkça kurtulmamız şöyle dursun, kendimizi tanıyamayacağımızı yazdı. Şimşek’in öyküleri, kendine kendi gözleriyle bakanlara selam veriyor. “Kafesinin kapısını kapatıyorum, demire asma kilidi vuruyorum ve kereste fabrikasından bozma bu evleri, seni geride bırakıyorum, komşu. Caddede gri giyinmişler var, bu insanlar gündüzleri bizim komşularımız. Ama gece çökerken hep olduğu gibi, gizlenmeliyim, diye düşünüyorum. Çocukluğumun sonu ve öfkem yalınayak.”
1994 İskenderun doğumlu. Hacettepe Üniversitesi’nde Fransızca eğitimi aldı. İlk öykü kitabı Hammurabi, 2020’de KKTC’nin en çok okunan öykü kitabı olduktan sonra Vacilando Kitap tarafından Türkiye’de yeniden yayımlandı (2021). Aynı sene Alfred Dreyfus’ün otobiyografik romanı Ömrümden Beş Sene’yi Fransızcadan Türkçeye çevirdi. Avrupa Parlamentosu destekli Untold Stories: Cyprus adlı projede Kıbrıs’ın genç kuşağının etkili seslerinden biri seçildi ve Ada’nın göçmen durumuna dikkat çekti (2022). Maurice Maeterlinck’den çevirdiği denemeler, Çiçekler ve Ayrıkotları adıyla yayımlandı (2023). Şimşek, Lefkoşa’da yaşıyor.
“midas”ı okurken kıbrıs’ı ne kadar bilmediğimi fark ettim. kıbrıslı yazarları da. koca bir adanın trajedisini, 50’ler nato sonrası kaşınan kuzey ve güney meselesini, ortadan bölünen halkı, sonradan yerleştirilen ve göçen türkleri, şakır şakır ingilizce konuşan (ayşaba’dan biliyorum) ada yerlilerini, o nefis diyalektlerini, şimdi geldiği mafyatik durumu, kimsenin tanımadığı kuzey devleti ve madde 22’yi vs… ahmet şimşek de kıbrıs’a sonradan göçmüş bir aileden anladığım ama şimdiden kıbrıslı ve kıbrıs edebiyatının sesi olmuş, gencecik bir yazar. üstelik gayet cesur bir biçimde kıbrıs edebiyatında lgbti+’yı temsil ediyor. ikinci öykü kitabı “midas”ta pek çok şeyden beslenen, farklı tekniklerle kurulmuş, birbirine benzemez pek çok öykü var. kıbrıs güney ve kuzey ayrımıyla, nefis diliyle hep ön planda. “kral midas’ın hikâyesi” sanırım kitapta en sevdiğim öykü oldu. kısa, vurucu ve sert. hiç dağılmadan. “lefkoşa’da gerçekleşmesi…” öyküsü de hem birbirinden kıllanan iki halkı, hem o masalsı doğa olayını hem de çocuk davranışını çok doğal anlatmış. sondaki “caretta caretta camus ve 99 kardeşi” kıbrıs ağzıyla konuşan caretta yavruları ve kakafonisiyle en çok güldüğüm öykü oldu. onun dışında ilk öykü kıbrıs’a, ayrıma ve sınıfsallığa dair pek çok şey söylese de benim için biraz fazla şiirseldi. “maria ve madde 22” aslında 22. maddeyi anlatması bakımından önemli ama bir öykünün anlatması gerekenden çok daha fazla şey anlatıyor, hayat hikayesi değil de maddenin saçmalığına odaklanan küçük bir kesit bence daha etkili olurdu. “sinek kan derdinde” ve “gorkak keglig” de güzel öyküler ama bence ahmet şimşek’in biraz dağınık bir tarzı var. anne ve canan ablayla başladığımız öykü bambaşka yerlere savruluyor. öykünün matematiğine, ilk cümlenin neden önemli olduğuna ve oraya geri dönülmesi gerektiğine dair biraz çalışmak gerek. aynı şekilde gorkak keglig’de verdiği fazla detaylar yüzünden kurulmak istenen analojiyi gözden kaçırtıyor. okula gitme hazırlığı, beslenmede ne olduğu, bunlar olmasa, sadece osman dayı, keklik ve radyo muhabbeti olsa yetmez miydi diye düşündüm açıkçası. ama bilmediğimiz bir yerden, bilmek istediğimiz hikâyeleri anlatma çabası çok kıymetli. eminim ahmet şimşek gittikçe daha iyi yazacak.
Ahmet Şimşek, ikinci kitabı Midas’ta 11 hikaye anlatıyor. Tamamı Kıbrıs’ta geçen öyküler gerek anlatım gerekse dil olarak birbirlerine benzemiyorlar. Üstelik farklılıkları bununla da sınırlı değil; ton olarak da birbirlerine hiç benzemiyorlar. Bazı öyküler tebessüm ettirirken, bazıları daha şiirsel, bazıları ise oldukça sert. Bu çeşitliliğin öykü kitaplarını çok zenginleştirdiğini düşünüyorum. Üstüne bir de Kıbrıs gibi yakın ama bir o kadar uzak bir coğrafyanın getirdiği ayrı bir hava var kuşkusuz. Kıbrıs’ın “kimlik” sorunu Ahmet Şimşek’in “öteki” karakteriyle çok güzel uyuşuyor. Eşcinsel erkekler, Afrikalı göçmenler, Güney Kıbrıslılar vs. derken hepsi bu ruhtan fazlasıyla yararlanıyorlar. Ve tabii Akdenizlilik kimliği de tüm bunlara ekleniyor. Böylece ortaya ruhu olan, okuyucuda iz bırakan kuvvetli bir derleme çıkıyor. Tabii az sevdiklerim oldu, daha çok sevdiklerim oldu ama bütününü sevdim ve başarılı buldum. Ahmet Şimşek’in okumadığım ilk kitabını da sonraki kitabını da şimdiden merak ediyorum.
Favorilerime gelirsek “Hoşça Kal Komşum, Hoşça Kal Sevgilim” (kalbimi deldi geçti!), “Kral Midas’ın Hikayesi” (birçok okuyucuya sert gelebilir, ben de tam da o yüzden sevdim), “yevmiyelik zeytin” (bence her şeyiyle bir yazarlık becerisi), “Gorkak Keglig” (biraz daha kısa olsa dedim ama çok sevdim) ve “Sinek Kan Derdinde” (cenaze evinin ruh halini çok iyi yansıttığı için) benim için öne çıkan öyküler oldular.
Hemen hemen tüm hikayeleri beğenerek okudum, bazı yerlerde ufak tefek kopukluklar vardı sanki. Ya da dağılmalar diyebilirim. Her hikayenin birbirinden farklı şeyler anlatması ama hepsinin ortak noktasının Kıbrıs olması hoşuma gitti. Hikaye severlere tavsiye ederim.
Aldığımda ilk başta tek öyküden oluşuyor zannetmiştim ama bir sürü kısa kısa öyküler var. Bazıları düşündürüyor, bazıları şaşırtıyor, bazıları çarpıyor, bazıları ise sanki günlük bir olayın kâğıda geçirilmişi gibi. Bir kaç tane beğendiğim öykü oldu ama tabi ki bütün öyküler 5/5 değil ama 3/5 altında bir öykü de okumadım. Kısa bir kitap zaten 2 oturuşta hatta bir pazar gününde bitirilebilir. Hikayelerin yazım türü bazılarında birbirinden ayrılmış ve bu da bana güzel geldi, Kitap boyunca tekdüze bi yazım yerine bunu tercih ederim.
Sadece editöryel bir tavsiyem var. 2. öykü de olması lazım, Fransızca, İngilizce ve Kıbrıs Jargonuna ait bazı ifadeler var, bunların altta çeviri ya da ne anlama geldiği eklenebilirdi.
Adalı öyküler. Dil oyunlarının olmadığı, atmosferini yaşamın kendinden alan bir tarafı var. Yazarın anlatısında, kendisine görünür olan bazı şeyleri yoğun olarak okuyoruz. Başka biri olmak, ırk, queer, çocukluk, kent. İlk gençliğin bitimine benzer bir hava taşıyor. Hala renkler ve anılar canlı, dış dünyanın zamanından uzak daha yavaş akan bir ritim.
hepsi birbirinden ayrı öykülerin olduğu bir kitap midas. her öykünün öznesi başka, anlatmak istediği başka. yanı başımızda geçen hikayeler bunlar. çok yakın, tanıdık. pek aklımıza gelmiyor ya orası, o küçük ada, kıbrıs… neler yaşanmış olduğunu da düşünmüyoruz pek. yanı başımızda olan biteni anlatmış ahmet şimşek. okumuş olduk sayesinde.
en çok “peter pan’nın askerleri”ni sevdim ben. çocuklar ve savaş. ince ince anlatılmış bu öyküde. maria ve madde 22 de çok güzeldi. hepsi derinlikli öyküler. ama yine de bir cümle ile gülümsetmeyi hatta güldürmeyi başarmış sevgili yazar.
okuru çok, okuru bol olsun.
“sahte güneşler seni yanıldmasın.”
This entire review has been hidden because of spoilers.
Öykü okumayı çok sevsem de çok kolaylıkla okuması keyifsiz olacak bir türe dönüşebiliyor benim için, aynı şeyi şiir için de düşünüyorum. Sevdiğim yazarlardan öykü okumayı çok seviyorum ama özellikle yeni yazarlarda da seçici olmaya çalışıyorum. Sanki kolayca çok arabesk, çok havada, çok basite kaçabiliyor, bir romana kıyasla.
Ahmet Şimşek, benim hem instagram hem de buradaki yorumlar sayesinde karşılaştığım genç bir yazar. Midas adlı öykü kitabı da Kıbrıs’ta geçen neredeyse beş benzemez diyebileceğim 11 öyküden oluşuyor. Arka planda Kıbrıs olan, bir derdi olan, ama bunu anlatırken de okuyanın gözüne sokmayan “öteki” öyküler bunlar. Ben beğenerek bir günden kısa bir sürede bitirdim. En beğendiklerim de Sinek Kan Derdinde, Maria ve Madde 22, Gorkak Keglig, ve yevmiyelik zeytin oldu.
Yalnız belki çok şaçma olabilir ama ufak bir şeyi merak ettim. Tüm öykü isimlerinin baş harfleri büyük harfle yazılmışken, yevmiyelik zeytinde hepsi küçük harf kullanılmış, bilerek verimiş bir karar diye düşündüm hem içindekilerde hem de öykünün başlığında aynı şekilde olunca. Sebebi var mı, varsa nedir merak ettim 😁 Ahmet Şimşek’in diğer kitaplarını da okuma listeme ekleyeceğim, yeni bir öykü yazarına şans vermek isteyenlere de önerebilirim😊
Ahmet Şimşek, Hammurabi’den sonra çok daha vurucu bir öykü kitabıyla yeniden karşımızda. Kalemi daha cesur, kelimeleri daha keskin.
Yaz miskinliğinde ele alınıp, bitirene kadar yerinizden kalkamadığınız bir öykü kitabı. Hatta daha fazlası. Tam 11 öykü içerisinde sahiden de “Çocukluğun Sonu” teması kendini belli ediyor. Öykülerin özüne sinmiş; masumiyet, acı ve yalnızlık , en nihayetinde dolu dizgin ilerleyen bir öz yıkım hikayesine dönüşüyor. Belki de yeniden doğmak için geçmişi küle çevirmekten korkmayan birinin öyküsüne.
Kıbrıs’a dışarıdan bakarken ne kadar çok şeyi göz ardı ettiğimizi göstermesi yönüyle de ayrı bir takdiri hak ediyor. Yabancı düşmanlığının, iki yüzlülüğün, yer yer şehvetin egemenliğindeki bu küçük ada yüreğinde saflık taşıyanlara acımıyor. Ezip, geçiyor. Öylesine kanıksanmış ki tüm bu olanlar, anlayabilmek için sahiden satır aralarını dikkatle okumak gerekiyor.
Pek tabii akla iç sıkan bir kitap gelmesin, bitirdiğinizde yüzünüzde tebessüm bırakacağı kesin.
Daha önce çevirilerinden tanıdığım Ahmet Şimşek’in kendi kalemini çok merak ederek ve içeriğinden bihaber kitabı elime aldım, üstelik Midas topraklarında. Kıbrıs’ta hiç bulunmadığım halde Kıbrıs ağızıyla lezzetlendirilmiş her bir öyküde adanın savaşla, bölünmeyle, zulümle yoğrulmuş havasını soludum, suyunu tattım. Böylesi bir toplumsal-siyasal arka planın üstüne çizilen LGBTQ temsilini ise kitabın heteronormatif kurguların dışına çıkmayı başarıp kimlik ve aidiyet meselelerini çok katmanlı hâle getirmesi açısından özellikle değerli buldum. Kurmaca alanında dikkatimi çeken eksiklikler olsa da, Ahmet Şimşek’in yazarlık yolculuğunun güçlenerek devam edeceğine eminim.
hikayeler birbirinden çok farklı, hem konu olarak hem de yazım şekli olarak. bu hoşuma gitti açıkçası. sanırım en çok ilk 3 hikaye ve yevmiyelik zeytin’i sevdim. kıbrıs’la alakalı çok bir bilgim yok, yevmiyelik zeytin’de bahsi geçen google aramasını yaptığımda olayın gerçek olduğunu öğrendim o yüzden daha çok içine çekti hikaye beni. son hikayeyi de kafamda pozitif olarak sonlandırdım
Kibris’in icinden gecen oykuler. Asina oldugunu sandigimiz cografyanin aslinda hic oyle olmadiginin altini ciziyor. Bazi oykuleri cok etkileyici bazilarini ise okurken keske bir kac sefer daha yazilip cizilseymis daha iyi olurdu hissi pesimi birakmadi.