Rende binasının elinden çıkmış bir metinle aynı havaya sahip bu kitap. Devrime karşı, antikomünist, milliyetçi, küçük patronlardan yana, grevlere karşı, ruhbanlardan yana. Sol liberal saldırının olduğu dönemlerde "eleştiri" adı altında okunmasını önerenler bile olurdu. Birikim-Radikal 2 hattından beslenen sol liberaller kadar, o zamanlar yoğun anti-kemalist olan bugünün küskün AKP'li liberalleri ve Kürt hareketinin çeperindeki bazı solcularca da önerilirdi. Sanıyorum ki Kemalizmi kırmak, ezen ulus milliyetçiliğini ideolojik olarak bastırmak için her şey mubah diye düşünüyorlardı. Bunun karşısına da Marksizmde yeri olmayan, Fanon'dan çırpılmış azınlık milliyetçiliklerini çıkarıyorlardı. O dönemler estirdikleri rüzgarı ve etki alanlarını düşününce, bir Marksist olarak, teoriye sokulan çarpıtmalar aklımı çıkarıyor bugün bile.
Okuma aşamasına başlarken yazar bizi uyarıyor: "Eğer bu mektuplar bir mizah eseri olarak okunuyorsa, bunun suçlusu muhakkak ki yazarın kendisi değildir." Bu sözü mizahi bir yaklaşım olarak varsaymaya meyli olanlar varsa önceki paragrafta gayet ciddiyetle kitabın dili hakkında bilgi veren yazarın, burada, bu cümleyle meseleye "hınzırlıkla" yaklaştığını söylemek mümkün değil.
Pançuni'de cisimleşen şeye baktığımızda hemen bir anti-komünizm seçiyoruz. Kitap Ekim Devriminden önce yazılmış ama Bolşevik geleneğin izlerini 1890'lara kadar sürmek zaten mümkün. Dönemin diğer milliyetçi-sosyal hareketleri Taşnaklar ve Hınçakları eleştirdiği söyleniyor bazı eleştirilerde, oysa en azından bu kitapta Odyan'ın hedefi çok net bir şekilde bilimsel sosyalizm. Zaten çizimlere baktığımızda Pançuni'nin Trotskiy'e benzerliği dikkat çekici olacaktır. Diğer karakter Sarsapuni'ye bakın onda da Stalin'i görmek mümkün. Metinde bilimsel sosyalizm, Marx, Engels adlarını geçirerek asla soru işareti bırakmıyor buna. Dolayısıyla Taşnak falan nereden çıkıyor anlamadım. Entelektüel ezber herhalde. (Bir şey okurken önsözleri olduğu kabul etmeyin asla derim naçizane)
Hınç dolu olduğu sosyalistleri düzen bozucular, hayalperest katiller olarak görüyor belli ki. Pançuni'nin biyografisinin anlatıldığı kısımda sosyalistler hakkında düşündüğü her şeyi derleyip karakterinin üstüne yapıştırıyor. Doğruya yanlış, yanlışa doğru diyen bir adam. Oldukça ikiyüzlü ve bireyci, boş gezegenin boş kalfası. Bir tartışma olmasa şiddete, ama sinsice bir şiddete başvuruyor her seferinde. Pançuni'nin babası ona "bela olacaksın" dediğinde yazarımız şöyle diyor: "Zavallı adam iyimserliğine yanıyordu, Pançuni bela değil, devrimci olacaktı."
Ağabeyinden bahsederken işinde gücünde zenginleşmiş ve saygın bir adam olarak bahsediyor. Pançuni'yi okumaya da gönderiyor abisi, fakat bu hayırsız devrimci paraları yiyip geri dönüyor. Sonra kendisi aylak gezmesine rağmen kazanan ve zengin olan tüccar abisine kin duyuyor. Sosyalizmi seçiyor. Şimdi bu kurgudaki çocuksuluktan çok bahsetmeme gerek yok ama yazarın kafasındaki devrimci çok belli. Pançuni sosyalizm tiratları atarken, “korkaklar dehşet içinde,” “saflar şaşkın”, “akıllılar bıyık altından gülerek” dinliyor" diyor bir paragrafta. Bu, Pançuni'nin karakterinden ziyade, temsil ettikleriyle ilgili. Pançuni'nin konuşmadığı anlardaki anlatıcının tavrından bunu anlıyoruz: “Denize düşen yılana sarılır derler, biz de aç kalan devrimci olur.”
Pançuni bir köye göreve gidince, sınıfsal ayrımlar olmadığı için orayı karıştırıyor, sorunsuz yere sorun götürüyor yani. (Sanki öyle bir köy varmış gibi). Köydeki papaz varmış, gericiliği temsil ediyormuş. Burjuvazi ve yandaşlarıysa üç tarla, iki inek ve bir eşeğe sahipmiş. İlginç bir varlık tercihi... Sonra Pançuni grev örgütlemeye çalışıyor, işçilerin aleyhine işler yapıyor. Zavallı patron da her şeyi vermesine rağmen iflas ediyor. (Hay Allah! "Patronlar da o kadar kişiye ekmek veriyor sonuçta yavrıııımmm") Pançuni zavallı iyi niyetli, iyilik timsali papazın başına da acımasız belalar getiriyor, tüm zorlu anlarda saklanıyor, Kürtleri Ermenilerin üstüne salıyor, Özgür Aşk sloganıyla kadınların toplumun malı olduğunu söylüyor ("Komünistler karılarını paylaşıyor" diyen bir İslamcıdan farksız), okul yapılmasına burjuva eğitimi diye karşı çıkıyor ve daha bir sürü şey. Pançuni'nin yoldaşları Kürt eşkıya, haydut, tecavüzcü, deli ve aklı kıt genç çocuklar. Daha devam etmeye gerek yok yaklaşımı açıklamak için.
Ek yapıyorum sadece bir tane: Patron şöyle diyor: "Hepimiz Ermeniyiz, niçin kardeşçe yaşamayalım?” Pançuni ise kan dökmeden iyi bir şey yapılmaz diyor ona. Burada Pançuni'ye saf ve beceriksiz bir karakter vermekten ziyade (öyle olsa belki kabul edilebilir olurdu), basbayağı şeytani bir mizaç veriliyor.
Babası Osmanlı konsolosu, amcası ünlü bir Osmanlı Hukukçusu olan zengin bir aileden geliyor yazar. Ayrılıkçı fikirleri yüzünden Suriye'ye sürülüyor. Milliyetçilik yüzyılında belki bir milliyetçi gibi davranmaması ilginç olurdu ama bu, okuyacaksanız bu metnin anti-komünist ve sol karşıtı, muhafazakarlardan yana, azınlık milliyetçiliğinden yana tavrını değiştirmeyecektir.
İlginç olan bunun yıllarca entelektüel bir sosla, sol bir iç eleştiri metni gibi gösterilmesi aslında. O yüzden bu kadar uzattım. Solcuyum, sosyalistim diyen bir insan bu metinden ancak rahatsızlık duyabilir diye düşünüyorum.
"Pançuni gerçek bir kişi değil, devrimci tiplerin yoğunlaşmış genel ifadesidir..."
- Yevart Odyan.