“Haldun Taner’in en usta yapıtlarından biri olan “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı”, Molière’in birçok piyesini Türkçeye adapte etmiş devlet adamı Ahmet Vefik Paşa üzerinedir. Paşa, Bursa’da vali iken kendi başına bir tiyatro kurmuş, Türk ve Ermenilerden oluşan aktörlerini bizzat yönetmişti. Üç perde boyunca Molière’in Georges Dandin’inden sahneleri üç ayrı üslup varyasyonu içinde izleriz. Bunun sonucu, bugünkü Türkiye’deki çeşitli oyun üsluplarının bir parodisidir. Taner’in tercih ve sevgisinin geleneksel Türk tuluat tiyatrosundan yana olduğu ustaca işleyişinin içinde sezilir.” (Metin And)
Zaten aktör dediğin nedir ki? Oynarken varızdır. Yok olunca da sesimiz bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalır. Bir zaman sonra da unutulur gider. Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız. Görorum hepiniz gardroba koşmaya hazırlanorsunuz. Birazdan teatro bomboş kalacak. Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar. Çünkü Satenik’in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır. Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir. Hıranuş’la Virjinya’nın bir diyalogu eski kostümlerin birinin yırtığına sığınmıştır. İşte bu hatıralar, o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler. Artık kendimiz yoğuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz, fısıldaşır dururlar sabaha kadar. Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır. Perde.
Haldun Taner, a well-known Turkish playwright and short story writer.He was born on March 16, 1915 in Istanbul. After graduating from the Galatasaray High School in 1935, he studied politics and economy at the University of Heidelberg in Germany, until a serious health problem forced him to return to Turkey, where he graduated from the Faculty of German Literature and Linguistics in 1950. He also studied theatre and philosophy at the University of Vienna between 1955 and 1957 under the direction of Heinz Kindermann (1894–1985), an Austrian theater and literary scholar.
As a well-disciplined writer accumulating a rich blend of culture, Taner wrote a great number of stories, generally humorous; essays, newspaper columns, travel writings and theatre plays, in particular, brought him several important awards including the New York Herald Tribune Story Contest First Prize (1954), the Sait Faik Story Award (1954), the International Festival of the Humor of Bordighera Award (1969), and so on. Among his plays, the most popular is Keşanlı Ali Destanı (Epopee of Ali of Keshan). His stories have been translated into German, French, English, Russian, Greek, Slovanian, Swedish, and Hebrew.
Taner affected Turkish theater with the so-called Haldun Taner Theater named after his school of cabaret theater style. In 1967, together with Metin Akpınar, Zeki Alasya and Ahmet Gülhan, he founded the Devekuşu Kabere (“Ostrich Cabaret Theater”).
Haldun Taner died of a sudden heart attack on May 7, 1986, in Istanbul. He was laid ro rest at the Küplüce Cemetery following the religious funeral service at the Teşvikiye Mosque on May 9.
Works:
Stories: Yaşasın Demokrasi (1949),Tuş (1951), Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu (1953), Ayışığında Çalışkur (1954), Onikiye Bir Var (1954), Konçinalar (1967), Sancho’nun Sabah Yürüyüşü (1969), Kızıl Saçlı Amazon (1970), Yalıda Sabah (1983), Plays: Günün adamı-Dışardakiler (1957), Ve Değirmen Dönerdi (1958),Fazilet Eczanesi (1960), Lütfen Dokunmayın (1961),Huzur Çıkmazı (1962), Keşanlı Ali Destanı (1964),Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım (1964), Zilli Zarife (1966), Vatan Kurtaran Şaban (1967), Bu Şehr-i Stanbul Ki (1968), Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (1971), Astronot Niyazi (1970), Ha Bu Diyar (1971), Dün Bugün (1971), Aşk-u Sevda (19739, Dev Aynası (1973), Yâr Bana Bir, Anectode-Travel Writing-Interview:Devekuşuna Mektuplar (1960),Hak dostum Diye başlayalım Söze (1978), Düşsem Yollara Yollara (1979),Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil (1979), Yaz Boz Tahtası (1982), Çok Güzelsin Gitme Dur (1983), Berlin Mektupları (1984), Koyma Akıl Oyma Akıl (1985), Önce İnsan Olmak (1987)
“Zaten aktör dediğin nedir ki? Oynarken varızdır. Yok olunca da sesimiz o boş kubbede, bir hoş seda olarak kalır. Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız. Görorum hepiniz gardroba koşmaya hazırlanıyorsunuz. Birazdan teatro bomboş kalacak. Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar. Çünkü Satenik’in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır. Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir. Hiranuş’la Virjinya’nın bir diyaloğu eski kostümlerin birinin yırtığına sığınmıştır. İşte bu hatıralar, o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler. Artık kendimiz yoğuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz fısıldaşır dururlar sabaha kadar. Gün ağırır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır. Perde.”
Moliere’in oyununun üç farklı uyarlaması üzerinden Haldun Tanerin tiyatroya bakışını anlatan bir eser. Diğer kitapları kadar kitabın içine girememem benim tiyatro konusundaki cehaletimle ilgili, üçüncü perdenin başındaki gerçekten komik siyasi taşlamalar Haldun Tanerin kaleminin keskinliğine bir başka açık kanıt.
Yine Haldun Taner'den muazzam bir oyun.Hicivlerini satır aralarına gizlemiş fakat dikkatli okuyucular hemen kavrayacaklardır.Tanzimat Dönemi'nde yaşayan Ahmet Vefik Paşa'nın tiyatro tutkusunu,Molière hayranlığını,tiyatro adapteleriyle tanınmışlığını bize anlatmak için Ahmet Vefik Paşa'ya yazdığı repliklerle adeta taşır onu günümüze.Metin hocamızında bahsettiği gibi Molière'in Georges Dandin komedyasını üç farklı üslupla okuruz.İlki orijinaline sadık kalınmaya çalışılarak başrollerinde Thomas Fasulyeciyan ve ona eşlik eden Hıranuş,Holas,Küçük İsmail... tarafından canlandırılır.Oyun sonunda Ahmet Vefik Paşa'nın gelerek oyunu aynı oyuncular tarafından "Yorgaki Dandini" adaptesiyle oynamalarını ister.Üçüncü varyasyonda ise oyun Küçük İsmail'in şekillendirdiği bir tuluat olarak "Sersem Kocanın Kurnaz Karısı" adıyla canlandırılır.Benim en beğendiğim oyun sonuncusu yani tuluat varyasyonu oldu.Zaten Haldun Taner de tuluat sevdasını işleyerek üçüncü varyasyonu daha güzel bir biçimde yazmış. Birinci ve ikinci oyunda kulağa aşina olmadığımız bolca kelimeler ve Anadolu ağzıyla konuşmalara rastlarız.Üçüncü oyunda ise oyuncular saf ve güzel bir İstanbul Türkçesi ile karşımıza çıkar.Bu şekilde onların bozuk Türkçelerinin zaman içinde düzelmesini de gözlemleriz. Eğer kitap okumaya niyetli iseniz ve sayfa kalınlıkları gözünüzü korkutuyor ise ve de tiyatro oyunu okumayı seviyorsanız,alıştırma olması için Haldun Taner'den başlayabilirsiniz.Kısa zamanda hoşça vakit geçireceğiniz diğer bir güzel eser.Ayışığında Şamata'yı da mutlaka okuyun!!
Haldun Taner uzun süredir okumayı istediğim bir isimdi ve bence müthiş bir kitabıyla başlangıç yaptım. İlk kez Türk tiyatrosundan bir oyunu okumuş bulunuyorum ve şimdiye kadar okumadığım için de kendime kızıyorum.
Bu kitap için oyun içinde oyun metni desek daha doğru bir tanım olur galiba. Moliere'in Georges Dandin oyununu sahnelemeye çalışan bir tiyatro ekibinin başından geçenleri anlatıyor. Bu oyunu 3 farklı şekilde yorumlamalarına tanık oluyoruz. Elbette oyun gitgide türk öğeleriyle dolup taşıyor. Zamanın şartlarını ve renklerini de barındırıyor.
Ayrıca sonunda, oyuncuların oyunun sahnelendiği zamandan fotoğrafları da mevcut. Bu daha da kitabın içine sokuyor insanı. Keşke sahnelendiği dönemde izleme şansımız olsaydı.
Münir Özkul'u 60larda tiyatro sahnesinde izlemeye yetişemedik ama Haldun Taner'in bu ölümsüz eserini okuyan herkes, onu Fasulyeciyan rolünde rahatlıkla hayal edebilir, Küçük İsmail ile tatlı sert atışmalarını kafasında canlandırabilir. Tiyatro metninde kurgunun zirvesine ulaşmış bi eseri okurken, tiyatroya dair ufacık bile sevgisi olan bir çok insanın yüreğinde saygı, minnet ve şükran duyguları canlanacaktır.
Okuması da izlemesi kadar keyifli bir başyapıt. Üstelik tiyatroculuğun ne demek olduğunu anlamanın tam yeri. Molierin 3 perdelik Georges Dandin oyununun her perdesi bu kitapta farklı anlayışlarla sahneleniyor. İlginç, deha ürünü bence. Not: çeviri herşeydir’in anıtı. Molierin oyununu ismi lazım değil bir başka kaynaktan okumuş, zayıf, yüzeysel ve sıkıcı bulmuştum. Buradaki çeviri dilin eskiliğine rağmen capcanlı, yaratıcı hakkaten komik. Çok sevdim.
Tiyatroyla ilgilenenler için Haldun Taner'in yazdığı bu güzel eser bulunmaz kaftan. Oyun içinde oyun. Hem oyun okuma hem de oyunculuk provalarında hayal gücünü geliştirmek adına kullanilabilecek muazzam bir kaynak. Üstelik meşhur fasülyeciyan tiradı da bu oyunda yer alıyor. Iyi okumalar.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Çok güzel bir oyun. George Dandin oyununu üç farklı perdede üç farklı üslupta sahneleyen bir tiyatro topluluğunu anlatan, okuması çok keyifli bir oyun. Eminim, izlemesi de öyledir, fırsat olmadı. Haldun Taner, büyük bir yazar, bu eseri de ustalığının örneklerinden.
"Zaten aktör dediğin nedir ki? Oynarken varızdır. Yok olunca da sesimiz bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalır. Bir zaman sonra da unutulur gider. Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız. Görorum hepiniz gardroba koşmaya hazırlanorsunuz. Birazdan teatro bomboş kalacak. Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar. Çünkü Satenik'in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır. Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir. Hıranuş'la Virjinya'nın bir diyalogu eski kostümlerin birinin yırtığına sığınmıştır. İşte bu hatıralar, o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler. Artık kendimiz yoğuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz, fısıldaşır dururlar sabaha kadar. Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır. Perde."
Okul için okuduğum bir kitap. Türk tiyatrosunun gelişimini, olgunlaşması ve evrimi anlatılıyor. Bence her ne kadar güzel bir kitap olsa da okul için olduğundan ister istemez bir ön yargı oluyor. Son perde galiba favorimdi. Türk tiyatrosunun tarihini ve oyuncuların hayat şartlarını öğrenmek için güzel bir oyun. Oyun içinde oyun olması da çok hoşuma gitti. Yakın zamanda Moliere'in bir kitabını/oyununu okumak isterim.
Haldun Taner’in oyunu (1971) • Üç perdelik oyunda Moliere’in George Dandin (1968) oyunu, üç değişik biçimde oynanır. İlk temsil Ahmet Vefik Paşa’nın Bursa valiliği (1879-1882) zamanına raslar: İstanbul’da Güllü Agop tiyatrosundan ayrıldıktan sonra kumpanyasıyla Bursa’ya gelmiş olan yönetmen Tomas Fasulyeciyan Efendi, Melekzad bahçesinin şanosunda. Kıskanç Herif adlı eski bir çevirisinden sahneye koyacağı oyunun provasını yapmaktadır. Fasulyeciyan, oyunun çeviri metnine sadık, tuluatsız ve "Frenk usulüne göre" oynanmasından yanadır. Provaya gelen Ahmet Vefik Paşa oyunu beğenmez, oyuncuları bir disipline sokmak için de bir tiyatro yaptırmaya karar verir. İkinci perdede Bursa Osmanlı Tiyatrosu (bugünkü Bursa Devlet Tiyatrosu’nun başlangıcı) kurulmuştur; maaşa bağlanmış oyuncular, bu kez, Paşa’nın, Moliere’in aynı oyunundan bir Rum ailesinin hayatına uyarladığı Yorgaki Dandini adaptesini, Paşa’nm denetim ve yorumları doğrultusunda sahneye koyma çabası içindedirler. Üçüncü perdede Ahmet Vefik Paşa, Bursa valiliğinden azledilmiş, İstanbul’a dönmüştür. Kapatılan tiyatronun oyuncuları ve yönetmen Fasulyeciyan da İstanbul’dadır. Moliere’in oyunu şimdi kişileri Türkçe adlar almış ve tamamen ortaoyunu-tuluat biçimine sokulmuş olarak, bu kez de Küçük İsmail Efendi yönetiminde gene aynı oyuncular tarafından İstanbul’da Göksu gazinosunda oynanır. Temsile gelen Vefik Paşa eserin bu üçüncü şeklini daha da beğenmiştir, oyunculara şu öğüdü verir; "Doğru yol, garbı ne taklit, ne de adapte. Doğru yol, galiba, Türk insanından, Türk şartlarından, Türk mevzulanndan hareket edip, hem öz hem biçim bakımından bir Türk tiyatrosuna varmak." • Tanzimat dönemi tiyatro çalışmalarının; yönetmen, oyuncu ve kulis hayatının renkli, canlı bir tarihçesi değerindeki eser, Türk Dil Kurumu 1972 Tiyatro Ödülü’nü kazandı.