İnsanın en ağır yükü her zamanki gibi gene kendisi...
-
#KayıpHayallerKitabı #HasanAliToptaş #iletişimyayınları #kitap #vsco
-
İnsanların aynı şeylere baka baka artık kör olduklarını düşünürüm bazen; aralarında yaşayıp gittiğimiz halde bizi bir türlü göremediklerini, görseler bile tanıyamadıklarını ya da başka birileri zannettiklerini düşünür de hepimiz için üzülürüm. Yazık derim şu insanlığa, ah ne kadar yazık.
HAT külliyatı okumalarım kapsamında 5.kitabım ile huzurlarınızdayım efendim. Ah Hasan'ım Ali, senin ne kadar naif ne kadar şiirsel bir anlatımın var... Türkçenin bütün imkanlarını zorlayarak okurunu edebiyatın büyüsünün tadına nasıl da vardırıyorsun öyle... Mest oluyoruz mest. Kalemine kuvvet, sen hep yaz biz hep okuyalım. 🙏
.
"Belki de kasabanın üstünde asa tıkırtılarını andıran yorgun kanat sesleriyle uçup duran bir kuşum artık ben, miniminnacık bir bulutum, ya da ne bileyim, sokaklarda savrulan herhangi bir şeyin hâlâ görülememiş herhangi bir yanıyım."
.
Gezinirken, nereye varacak bu ölümlerin sonu diyordum kendi kendime, öle öle ne olacak böyle? Sözgelimi bin, bilemedin iki bin, ya da hadi sen de üç bin yıl sonra kim nereye gömülebilecek acaba diyor ve aklımca, yeryüzünün baştan başa mezarlarla dolacağını, ayak basacak bir karışlık yer bulunamayacağını, sonra da ölülerin kucaklarsa öylece kalakalacağını düşünüyordum...
-
#KayıpHayallerKitabı
#HasanAliToptaş
#iletişimyayınları
-
Sonra, yeryüzü etrafı gökle çevrilmiş uçsuz bucaksız bir mezarlığa dönüştüğünde yeni evler nereye yapılacak peki diye endişeyle mırıldanıyor, belki de insanlar artık gökyüzüne taşınacak diyor ve hemen peşinden de, dünyanın zaten şimdi de kocaman bir mezarlık olduğunu hatırlayıp bunca şeye boş yere kafa yorduğum için öfkeleniyordum.
#okudumbitti
Büyülü gerçekçi bir roman. Evet evet bu akımın bütün özelliklerini gösteren bir roman... Marquez'in 'gerçekle bağlarını kopardığı' romanları için söylenebilecek, gerçekle hayalin çatışma yaşamadan yan yana yer alması durumu Kayıp Hayaller Kitabı için de geçerli. HAT bunu bütün kitaplarında yapıyor zaten dediğinizi duyar gibiyim: Gerçeğin bir başka boyutunu yakalamaya çalışıyor. Romandaki kişiler kendi gerçekliklerinden kuşku duyuyor. Neyin gerçek, neyin gerçek olmadığı birbirine karışıp gidiyor. Sözgelimi Hasan'ın dedesinin ağzından anlatımın yapıldığı bölümlerde dede bir nevi hayalet gibidir, yaşamadığını biliyorsunuzdur da bir 'acaba?..' kafanızı meşgul eder. Mesela, kitabın başında Sinemacı Şerif'in salonuna Hasan ve Hamdi'nin kaçak olarak girip bir kısmını izledikleri filmin kurgusunun, gerçekliğine inandığınız hayat düzleminde Hasan'ın yaşamıyla birebir örtüşmesi... Kitap için söylenecek ne çok şey var ve fakat yerimiz de ne çok kısıtlı böyle!..