📚Dans pistinin ortasında gerçekten de Morgan’ı görmüştü, fakat kollarında bir kızla. Hem de öylesine bir kızla değil, Betty ile. Gözlerini kapamış, başını omzuna dayamış bir halde.
Bu iyi olmuştu. Hatta herkes için en iyisi buydu.
O zaman Liz neden kalbinin sıkıştığını fark etmişti? Neden içine öfke dalgası yayılıyor, kendini aldatılmış gibi hissediyordu? Tepkisi yersizdi. Morgan ona hiçbir şey borçlu değildi.
Sıradan ama birbirinden farklı karakterleri anlatan kitap gitgide değişime uğradı. 3 kız arkadaşın sıradan hayatları bir anda farklı yönlere gitmeye başladı ve savaş döneminde vermek zorunda kaldıkları kararlarla hayatları değişti.
Üç karakter arasında, Liz en sevdiğim oldu. Alışkanlıkla aşkı ayırmaya çalışmasını, hem korkmasını hem cesur olmasını çok sevdim. Morgan’la birbirlerine yazdıkları mektuplar, çok samimi ve içtendi, kendilerine bile itiraf edemedikleriyle doluydu. İkisinin de sadece yazdığı mektuplardan tanıdığı birisinin hayatını, önemli bir şekilde etkilemesi çok güzel anlatılmıştı. Yaşadıkları aşk, masal gibi görünse de benim için inandırıcılığını kaybetmedi.
Betty’i ilk başta çok sevemedim ama sonrasında yaşadıkları, yaptığı görev ve insanlara yaklaşım şekli değiştikçe olgunlaştığını hissettim. Keşke son yaşadığı olay da belirsiz kalmasaydı, tatmin eden bir açıklama okusaydım. Julia en çok üzüldüğüm karakter oldu. Sevdiği adamla kariyeri arasında seçim yapmak zorunda kaldı. Yaptığı seçimden hiç pişman olmasa da yaşadıkları üzücüydü. Onun son durumu da havada kaldı, sadece içinde bulunduğu durumdan kurtulmak için kendine bir umut buldu.
Liz, Morgan, Betty ve Julia’nın savaş nedeniyle değişen hayatları çok etkileyiciydi. Olayların bir kısmının gerçek olduğu, II. Dünya Savaşı’nın farklı cephelerinin, hayatları farklı etkileyişinin hikayesiydi aynı zamanda. Savaş herkesin hayatını ummadığı şekilde değiştirdi, hepsinde farklı etkiler, yaralar bıraktı. Kimi için daha iyi kapılar açarken, kimi içinse kendilerini bulmalarını sağladı.
Arkadaşlık, aşk, ilişkiler ve savaş üzerine sıcak, naif, kimi yerlerde etkileyici bir kitaptı. Yazarın büyükbabası ve büyükannesinin, savaş zamanındaki, gerçek hikayesinden esinlendiğini öğrenmek, kitabı gözümde daha özel yaptı.
📚Dalton’ın yüzüne bir parıltı yayıldı. Kulağına, “Seni seviyorum Lizzy,” diye fısıldadı.
Liz gözlerini kapattı. Dalton’ın elini iyice sıkarak, “Ben de,” dedi.
Bu doğruydu. Mantıklı olan buydu. Kısa süren bir dansın göz yanıltıcı büyüsüne, kalbini pır pır ettirmesine ve de hissettirdiği ürpertiye ihtiyacı yoktu. Sadece, onu önemseyen birinin sadakatine ve sevgisine ihtiyacı vardı. Diğer tüm düşüncelerinin bir hayal olarak kalması en iyisiydi. Bundan hiç şüphesi yoktu.
📚”Ne annen ne de Charlie senin pervasız bir rol modeli olmanı isterdi. Sadece, olduğun gözü pek adam olarak kalman yeterli. Büyükbabam olsaydı, anlayışla şöyle derdi: “Cesaret, kahraman olmaya çalışanların değil; korkularına rağmen, içlerinde devam etme gücünü bulanların bir özelliğidir.”
📚”Tuhaf, değil mi? Her gün insanlar ölüyor ve dünya hiçbir şey yokmuş gibi dönmeye devam ediyor, fakat sevdiğin bir insan söz konusu olduğunda herkesin durup kendine gelmesini istiyorsun. Herkesin ağlamasını, mumlar yakmasını ve sana yalnız olmadığını söylemesini istiyorsun. Ve işte burada, bazı günler nefes almak için bir sebep arıyorum.”
📚Nihayet, kayıp verenler için bir iyileşme dönemi başladı. Dört bir yandaki eski askerler, üzerlerindeki üniformaların rengi ne olursa olsun, yaralarını sarıp, evlerine döndü. Dünyanın dört bir yanında darmadağın olmuş aileler, kaybettikleri genç bir erkek neslinin yasını tutuyordu. Bu yas cesaretleriyle çocukluktan çıkıp, erkek olmuş, asla saçlarının ağardığını göremeyecek ya da zafer alayının ihtişamlı yürüyüşünün tadını çıkaramayacak askerler ve sevgililerini gelinlikler içinde göremeyecek tüm denizciler içindi.