Kadınların kafeslerin ardında sokağı izledikleri, varlıklarını duyurmadan yaşadıkları zamanların üstünden çok uzun yıllar geçti. Şimdi kadınlar sokakta, işyerinde, her yerde… Ama yine de onları görünmez kılan bir şeyler var: “Ben buradayım” demeyen bir baba; bağrı buz kesen bir anne; sevgileri hep başka zamanlara bırakan sevgililer; “bize göre yaşamalısın” diyen el âlem; kadınlara hep güzel, bakımlı, mükemmel olmayı öğütleyen toplum… Başkalarını memnun etmeye adadıkları ruhlarını ve bedenlerini mutsuzlukla oradan oraya sürükleyen, “Gör beni” diye feryat etmekten, kendilerine, içlerine bakmayı, kendilerini görmeyi unutmuş kadınlar…
Gülseren Budayıcıoğlu, birbirinden sarsıcı hikâyelerle, görünmeyen kadınları anlatıyor; kadınları acılarıyla, zayıflıklarıyla ve en önemlisi de her şeyin üstesinden gelen güçleriyle görünür kılmak için…
Dr. Gülseren Budayıcıoğlu, Ankara’da doğdu. TED Ankara Koleji’nden mezun olduktan sonra eğitimine Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde devam etti. Öğrenciliği sırasında, TRT televizyonlarında spikerlik ve sunuculuk yaptı. İhtisasını yaptığı Hacettepe Üniversitesi Psikiyatri bölümünde, on yıl da öğretim görevlisi olarak hizmet verdi. Yıllarca muayene hekimliği yaptıktan sonra, 2005’te Türkiye’nin ilk psikiyatri merkezi olan ve halen Ankara ve İstanbul’da hizmet veren Madalyon Psikiyatri Merkezi-Madalyon Klinik’i kurdu. Madalyonun İçi, Günahın Üç Rengi, Hayata Dön ve Kral Kaybederse kitaplarının yazarı Budayıcıoğlu, televizyon dizisi İstanbullu Gelin’in de eser sahibidir. Psikiyatri bilimini hikâye ve romanlar yoluyla insanlara ulaştırmaya devam eden Madalyon Klinik’in başkanı Gülseren Budayıcıoğlu iki çocuk annesidir.
Birbirinden farklı hayatlara sahip kadınların hikayeleri. Hemen hemen hepsinde de görüyoruz ki; -Kaderimiz doğduğumuz evlerde en çok da anne babalarımız tarafından yazılıyor. O evlerde neler öğrendiysek, hangi rolü üstlendiysek yetişkin olduğumuzda da aynı duyguları başka evlerde yaşamaya devam ediyor, rolümüzü oynamayı sürdürüyoruz. -İnsanın kendini keşfetme çabası dünyanın sırrına erebilmesi ve mutluluğu bulabilmesi için çok kıymetli. -Kader motifi hep benzer işler; kendimize seçeceğimiz eş ya anne-babamızın kopyası ya da tam zıttıdır. -Hayatımız boyunca başkalarının bize yaptıklarını bir günah gibi taşırız boynumuzda ve bunlara dur diyemedikçe kendimizi suçlamaya başlarız. Demek ki hak ediyoruzdur demek ki değersizizdir. Başkalarına böyle davranılmadığına göre sorun bizdedir. -Bir çocuk için en büyük şans mutlu anne-babaya sahip olmaktır. -Çocukların sadece fiziksel olarak ihtiyaçlarının giderilmesi yetmez. Duygusal olarak doyurulmaları da en az fiziksel ihtiyaçlarının karşılanması kadar önemlidir. -Çocukluğumuzda yaşadığımız sıkıntılı durumları yetişkinlikte tekrar tercih etmemizin nedeni onu düzeltebileceğimize olan inancımızdır. Bu sefer yapabilirim diyerek yine aynı koşulları tercih eder, farkında olmadan kendimizi yine aynı çaresiz durum içinde çırpınırken buluruz. -Aşk bu uğurda kendini yok edeni değil, çok severken bile kendine sahip çıkabileni sever.
Sanki hikayeler yarım kalmış ya da kitap okumaktan insanlar sıkılmasın diye kısa tutulmuş bilemiyorum.İnanılmaz kadınların acı hikayelerini konu alıyor. Her bir hikayenin anlatımı derinine inilmeden anlatılmış gibi. Bir hikayenin en can alıcı noktası olayın kendisi olsa da benim görüşüm bu değil. İnsanların, hikayelerinin önemli olduğu kadar, gelişme ve sonuç kısmına giderken baş etme mekanızmalarını ve iyileşme sürecini de görmek isterdim. İçime acı bir hikayeler bütünü oturdu. Hikayelerde çözüm sürecini göremediğim için o acı hikayelere iyileşme kelimesi yetersiz kaldı.