Bu hikâyeyi kimseye anlatmadım. Kayra’ya bile anlatmadım. Ne o sordu ne ben söyledim. İşlediğim ilk cinayet hakkında hiç konuşmadım. Tek kelime bile etmedim. Ama Kayra hep konuştu. Oysa gerek yoktu. Çünkü yanındaydım. O yaşlı adamı öldürdüğünde oradaydım. Kayra ilk cinayetini bir yastıkla işledi. 93 yaşında felçli bir adamdı. Ama felçli olması yetmedi. Kayra uyumasını bekledi. Kayra, 93 yaşında, felçli bir adamı uykusunda boğarak öldürdü. Sonra dönüp bana baktı. “Hiçbir şey hissetmedim” dedi. “Hiçbir şey hissetmiyorum” dedi. “Hiçbir şey hissetmeyeceğim” dedi. Ve o eski köy evinden çıkıp Abidjan’da bir bara gittik. Karşılıklı oturup birer flag istedik. O an soracak sandım. Çünkü söz vermiştik birbirimize. Afrika’daki ilk ayımızda ikimiz de birer cinayet işleyecektik. Kinyas ve Kayra katil olacaktı. Böylece asla dönemeyecektik evlerimize.
Derz, Hakan Günday’ın çeşitli mecralarda yayımlanmış öyküleri ile Anakara Seyir Defteri adlı fanzininden sayfaları bir araya getirdi. İyi okumalar, iyi seyirler!
Hakan Günday was born in Rhodes in 1976. He finished his primary education in Brussels. After attending Ankara Tevfik Fikret High School, he studied at the Department of French Translator in the Faculty of Literature of Hacettepe University. He then transferred to Université Libre de Bruxelles. Günday continued his study in the Faculty of Political Sciences at Ankara University. He published his first novel, Kinyas ve Kayra, in 2000.
He is also a playwright and working in cooperation with DOT company- İstanbul (http://go-dot.org/).
^Farklı bölgelerde farklı nedenlerle atılan bütün acı çığlıkları dar bir çevreye hapsolacak ve dışarı asla taşmayacaktır. Her biri birer yalıtım malzemesine dönüşmüş olan insanlar, aynı ülkede ancak farklı gezegenlerdeymiş gibi ya da aynı gezegende ancak farklı galaksidelerdeymiş gibi yaşamaya devam edecektir. En önemlisi de… Unutmayınız ki ucuz ve kaliteli olmasının yanında insan eti en tasarruflu yalıtım malzemesidir. Çünkü doğru kullanıldığında ‘bir ölür, bin dirilir’ ^ . İki Roman Arası Öyküler bir araya geliyor Derz’de. İsmini hak edercesine tam bir ara malzeme olabilecek metinler bunlar. Besleyici, konudan başka bir konuyu çıkararak çoğaltacak cinsten. Bazı dergilerde/ derlemelerde yayımlanan öyküler ile Anakara Seyir Defteri adlı fanzinden sayfalar, biraz sitemli çokça karanlık, yerine göre ironik ve komik. Kısaca tam Hakan Günday’ın not defteri gibi. Severek karıştırdım bu sayfaları ~
Hakan Günday'ın birçok romanını okudum. Bu ara metinleri de aslında az çok tahmin etsem de yine de merakıma yenik düşüp okudum. Ot Dergi'de tesadüfen birkaç hikayesi ile karşılaşmıştım ve açıkçası dergi konsepti içinde sırıtmıyordu. Ama kitap halinde bir araya gelince bir aceleye gelinmişlik hissi verdi birkaç hikayesi hariç. Yine de romanlarının ne kadar iyi olduğunu gördüğümüz için, ayrıca romanların tohumlarının hangi öykülerden çıktığını anlamamız için güzel bir kaynak.
Ben Hakan Günday’dan yeni roman beklerken sağda solda yayınlanmış yazılarından derlenen Derz geldi. Bir iki öykü için keşke roman olsaymış desem de genel anlamla tatmin edici bir okuma değildi.
hakan günday’ı, yazdığı kitaplarının yayın tarihleri arasında geçen dönemlerde hiç bir dergide takip etmemiştim. genelde dergilerde yazdığı kısa metinler ve öykülerin derlenmesinden oluşan bu kitabı okurken, iyi ki de ara dönemlerde merak edip de takip etmemişim diye düşündüm. hızlıca yazılmış metinler silsilesinin sadece toz taneleri kaldı beynimde. normalde 3 yıldız verebileceğim bir metin toparlaması olabilirdi. ama hakan günday’a yakıştıramadığım metinler olduğu için 2’yi tercih ettim.
Farklı dönemlerde farklı mecralarda yayınlanmış kısa öyküler derlemesi. Yine çok farklı evrenlere ait kahramanların bakış açısıyla öykülere dahil oldum. Akıcı ve meraklı bir şekilde tamamladım.
“Şimdi düşünüyorum da, kaybettiğim dengelerle bir Çin sirki kurulur, düşürüp kırdıklarımla camdan bir saray inşa edilirdi.”
Ne yazsa okuyacağım tek Türk yazardır Hakan Günday. Derz kitabı, onun tipik üslubunu yansıtan; karanlık, sert, çarpıcı ama aynı zamanda düşündürücü bir metin.
"Hayat, tabelaya sığmadığı için gittikçe küçülen harflerdir."
“İnsanı öteki kavramından o denli korkutmalısınız ki sırf benzerleriyle yaşamayı sürdürebilmek adına, gerekirse ölmeyi ya da öldürmeyi göze alabilecek noktaya gelmeli. Kendinden farklı olanla birlikte yaşamayı kabul eden hatta bundan mutluluk duyan bir insanı yalıtım malzemesi olarak kullanmanız mümkün değildir. Böylesi uygunsuz bir malzemeyle kurulan yalıtım sisteminde mutlaka delikler ve ısı kaçakları oluşur. ‘Bir inşaat malzemesi olarak yaşama’ fikrine ısındırılmış toplum, o deliklerden giren bilgilerle, içinde bulunduğu durumdan soğumaya başlayabilir. Bu yüzden sadece iyi bir yalıtımla yetinmemeli ve toplumun her yerini tıkamalısınız ki ne giren ne çıkan olsun. Buna göre bir yalıtım sisteminin gücünü ‘Sana giren çıkan mı var, sana ne ?’ sorusunun toplumda sorulma sıklığıyla ölçmek de mümkündür.” Hakan Günday’dan kısa öyküler ki kimi bir romana dönecek kadar derinlikli, parlak fikirler barındırıyor. Kinyas ve Kayra’ya da selam gönderilmiş. Sağlam bir seçki
Hakan Günday'ın tüm romanlarını okudum, severim de. Ama öykülerini okurken -daha doğrusu dinlerken- aynı keyfi alamadım. Efruz'un hikâyesi hariç, beni etkileyen bir hikâye olmadı. Yeraltı edebiyatını seviyorum. Bu türde yazan daha fazla yazarımız olmasını dilerdim ve bu yazarlarımızın da daha fazla eser vermesini. Hakan Bey'den de şöyle kallavi bir roman bekliyoruz artık. Daha önce orda burda yayınlanmış öyküleriyle geçiştirmesin artık biz sadık okurlarının beklentisini. =)
Hakan Günday beginner level diyebilirim. görseller de yazılar da bence başarılı. normalde beyefendinin kitaplarını okumak uzun zaman alan ve üzerine düşünme isteyen tarzda oluyor, bu daha çıtır çerez ve hızlı okunabilen bir kitap olmuş. kendi soluğunu hissettiriyor, bilmeden okusam bunu hakan günday mı yazmış derdim yazıların birçoğunda. daha derinliki, yoğun ve karanlık bir eser bekleyenleri tatmin etmeyebilir ama romanlar ve senaryolar-diziler arası böyle farklı bir eser bence iyi olmuş.
Sizler insan değil, birer silahsınız. Tetikleriniz var. Bedenlerinizin her noktası tetiklerle dolu. Zihinleriniz tetiklere boğulmuş. Sizi ateşlemeden size dokunmak ya da sizinle konuşmak mümkün değil. İstediğiniz kadar birbirinizi bombalayabilir, birbirinize mayınlı tuzaklar kurabilir ve birbirinizi uykularınızda vurabilirsiniz. Ne istiyorsanız yapın! Ama bu kan kokusuna bir çare bulun çünkü artık nefes alamıyorum.
... Yeraltı edebiyatı:Efendim bugüne kadar yazılmış en sert ve karanlık metinler bende... Nasıl desem... Benim reyonda her şey var yani:Alkol var, şiddet var, uyuşturucu var, seks var... Mitoloji:O da bir şey mi? Ben de babasını öldürüp öz anasının peşinden koşan Oedipus var! Esas yeraltı edebiyatı benim! Din:Güldürmeyin lan beni! ....
hakan günday öykü yazmamalı, zaten bu metinlerin çoğuna öykü diyemeyiz. hakan günday'ın öykü yazması nuri bilge ceylan'ın kısa film çekmesi gibi bir şey
Hakan Günday'dan okuduğum ilk kitap olduğu için biraz alışma süreci gibiydi. Ama sevdim her öyküde bambaşka dünyalarda hissettim. 2025'e güzel bir başlangıç oldu. 02/01/25
Hakan Günday'ın son kitabı. Böylece külliyatı bitirmeye 1-2 kitap kaldı. Ve sanırım birkaç yıl ara vermem gerekiyor artık. Bu kitap aslında Hakan Günday'ın çoğunluğu OT Dergisi'nde olmak üzere farklı dergilerde yayınlanan öykülerinden oluşuyor. Ben, tabi ki yine çok severek dinledim/ okudum. Bu kitapta ilk defa kendi de ifade etmiş kendinin yeraltı edebiyatı olduğunu, çok sevindim :) Yine insan olmanın dayanılmaz ağırlığını, dünyanın yaşamanın yarattığı mide bulantısını çok güzel anlatmış.