kitabın ilk yarısına dayanmak çok zordu…
ana karakterlerin ikisi de birbirinden garip. öncelikle gurur. gurur, benim için çok net bir red flag. zeliha’nın gözleri önünde şırınga saplayarak ve bıçaklayarak öldürdüğü veterinerden sonra zeliha’ya şu cümleleri kurabilecek kadar: “yalan söyleyecek olman onları değil, kendini koruman için yapmış olacağın bir şey olacak. basit bir şekilde özetlemek gerekirse, sen bir yalancısın.”, “başka birinin kanını görmek, mutfakta türlü sakarlıkların yüzünden kestiğin parmaktan sızan kanı görmeye benzemiyormuş, değil mi?”, “hukukçu olabilecek biri değilsin. gerçek bir hukukçu korkmaz, adaleti ister.”. Gurur’un işlediği cinayetten hemen sonra Zeliha’ya karşı takındığı bu tavrı aklım kesinlikle almadı. Bu olayın Zeliha gibi 23 yaşındaki bir hukuk öğrencisi için ne kadar korkunç olduğunu bilmesine rağmen uzun bir süre böyle davranmaya devam ediyor. “benden intikam mı almak istiyorsun?”, diyen zeliha’ya “eğer elimde olsaydı, evet,” diyor kendisi. gurur’un zeliha’ya yumruk atan o iğrenç adamı öldürmüş olmasıyla ilgili hiçbir sıkıntım yok, ama gurur’un da sırf zeliha bu cinayeti varlığıyla tetikledi diye ona bu şekilde davranmaya hakkı yok. ve lütfen gurur’un araba sürerken zeliha’yı iki kez psikolojik test adı altında nerdeyse öldürecek olmasını da atlamayalım.
bir türlü anlamadığım bir nokta da şu: zeliha’nın o gece araba çarpan bir köpeğe yardım etmesi için gurur’dan yardım istemesi dışında insanların gurur’un işlediği cinayetle ilgili onu suçlayabileceği bir nokta var mı allah aşkına? nihan’ın zeliha’ya “her şeyin suçlusunun o olduğunu mu düşünüyorsun sahiden? hissettiğin suçluluk o kadar büyük ki kendini aklayabilmek için herkesi suçlayabilirmişsin gibi duruyor,” demesi? KENDİNİ AKLAYABİLMEK İÇİN derken? ya da hakan basri şenkaya’nın “asıl suçun sende olabileceği gerçeğini düşünmek bile senin egonu mu zedeliyor yoksa?” demesi gibi. kitaptaki bazı karakterler neredeyse direkt olarak zeliha’yı suçlayacaklar resmen.
gurur’la ilgili bir başka sıkıntı kitabın ilk yarısında bölüm bölüm artan EGOSU… ben böyle birine aşık olabilir miydim, hiç sanmıyorum. gurur’un asıl sıkıntısı egoist olmasından çok zeliha’ya sürekli bir şekilde hakaret ederek bu çok gereksiz egosunu beslemeyi biraz fazla sevmesi aslında. “sen sadece gördüğünün şeyler için kesin konuşabiliyorsun, bu aptallık, ama ben görmekle kalmıyorum, senin gördüklerini yaratıyorum.” allah mısın sen ya? “seni o kadar mecbur bırakacağım ki, kendini bana aşıkken bulacaksın.” bu bana aşık olacaksın mevzusu o kadar çok dönüyor ki bir noktada sıkıyor aynı cümleyi tekrar tekrar okumak. ya da, “aptal mısın? ara sıra beyninin şalterlerini indiriyorsun. aptal olma.” ve kitap boyunca aynı bu şekilde devam eden küçük küçük hakaretler silsilesi. zeliha’ya bir noktada sürekli “koca kıçlı, minik fil, bodur fil, şişman,” falan demeye başlıyor ve savunma olarak “şişman” kelimesini hakaret olarak görmenin hakaret olduğunu söylüyor. yarışamazsın, nasıl yarışacaksın ki?
ya da şöyle bir cümle kuruyor gurur: “kızların ilgisini çeken şeylerden bahset. kız kardeşimden gördüğüm kadarıyla astroloji, burçlar, saçma sapan diziler, kediler falan ilginizi çekiyor.” bir erkek karşımda şu cümleyi kursa herhalde ceketimi çantamı alır yavaşça uzaklaşırdım yanından, ama zeliha cevap olarak “burcumu mu sormaya çalışıyorsun,” diyor. GERÇEKTEN Mİ ZELİHA? hukukta feministlik 101 dersi de olsa ne güzel olurdu tabii ama zaten aksesuar olarak okula gittiğin için normal bilmemen.
hazır zeliha’ya gelmişken.
zeliha’nın yaşadıklarının oldukça travmatik olduğunun farkındayım. ama bir oturup gurur’un işlediği cinayeti ve sonrasını tartıp düşününce zeliha’dan daha farklı düşündüğüm noktalar oluyor: “hakan basri şenkaya. adı dilden dile dolaşan operasyonların komutanlığını yapmış binbaşı,”. karşında senin de daha önce adını duyduğun ve ülke için oldukça önemli bir binbaşı ve onun ekibi var. zeliha’nın bu insanlara karşı bu kadar şüpheci olması doğal gelmiyor bana, en nihayetinde kendi ülkesinin askerleri var karşısında. “biz sizin güvenliğiniz için, geceleri rahat uyumanız için şafağın içinden çakal ayıklıyoruz.”, “kadına el kaldıran kim olursa olsun dağdaki itten farksızdır benim için.”, ”benim askerim, senin neyin? senin askerin değil mi? biz sana bir şey yapmadık, seni sadece koruduk. koşulsuz, şartsız, beklentisiz.” “ülkede kaç kadın cinayeti işlendi, biliyor musun? medyaya yansımayan, hasıraltı edilen kaç kadın cinayeti var, biliyor musun? biz şu ana kadar hiçbir karanlık işe bulaşmadık. bir gece aramızdan biri bir kadını savundu, en ince noktasına parmak sokulduğu için kendini kaybetti diye onu aramızdan atacak değiliz.” bu noktada zeliha’nın ekibe karşı aşırı şüpheciliği tutarsızlaşıyor. evet çok travmatik bir olay, özellikle bir hukuk öğrencisi için mesleki de bir yük bu. avukatlığına leke sürmüş gibi hissediyor zeliha, ama polise gitse ve her şeyi anlatsa, gurur ve ekip arkadaşları görevlerinden edilseler ve hapse atılsalar zeliha iyi ve adil bir avukat gibi hissedecek mi? zeliha’nın bu gerçeği düşünmesi ve kabullenmesi yüz yıl falan sürüyor. ve ilerleyen bölümlerde aynı ekip okan’ı biricik’e yaptıkları yüzünden öldüreceklerini söylediklerinde bambaşka bir zeliha görüyoruz.
kitabın en başında hakan basri şenkaya’nın sunduğu “istediğin zaman tesise girebilme izni vereyim sana,” teklifinin saçmalığından bahsetmeden edemeyeceğim. yani bence elle tutulur hiçbir yanı yok bu teklifin. ve zeliha’nın “içeride başka karanlık işler dönüyor mu bunu bilmek istiyorum,” demesi aşırı komik. karşında bir sürü KOMANDO var, ve sen bu askeri tesise böyle onların seni hiç beklemedikleri anlarda zırt pırt gelip onları gözetleyeceksin…
onun dışında kitabın ilk yarısını atlatmayı başarırsanız devamı daha güzel, ana karakterlerimiz daha çekilebilir hale geliyorlar en azından. cenan, hakan ve dide üçlüsü için devam edeceğim.
favori karakterim cenan.