Çoğu yazarın dile getirmek istemediği bir durum vardır: Yazmak, ne olursa olsun yazmak, insanın kendisi için yaptığı bir şeydir, evet, ama aynı zamanda kendisi için, diğer insanlara karşı yapılan bir iştir, diğer insanlar için yapılan bir iş ise hiç değildir; çünkü bir odaya kendini kapatan, bir köy evine taşınan, herkesten kaçan yazar, bunu kömür çıkarmak için madene inen madenci gibi yapmaz, bunu yapar, çünkü yapmak zorundadır, yapar, çünkü kendini o insana, herkesten kaçan insana dönüştürmüştür. Bunu kimse öngörerek yapmaz kendine. Hadi diyelim böyle olacağını az buçuk tahmin etti ve bunu dert etmedi, yine de anladığını, idrak ettiğini söyleyemeyiz.
Genellikle bir işi yapmak istediğimiz için yapmaya çalışır, çabalar, uğraşıp emek harcar ve sonunda da başarır, hemen sonrasında ise artık yapabiliyor olduğumuz için yaparız. Çünkü o işi yapabilmek için çaba harcarken, o işi yapan insana dönüşmüşüzdür ve dönüştüğümüz şeyden geri dönülmesi çoğu zaman zor, bazı durumlarda ise imkânsızdır: Büyük ihtimalle yazarların durumu da budur: Kitapların büyüsüne, yazmanın, kelimelerle oynamanın, yaratmanın heyecanına kapılmış, tüm insanlardan zeki olup, onları anlayıp onları yazabilmek için yıllarını vermiştir hevesle; ama bunun neticesinde de tüm insanlardan uzaklaşmış, dışlamış ve dışlanmıştır.
Okurlar bunu bilir ve söyler: Falanca yazar insanları hiç sevmiyor; şu yazarın insanlara hiç tahammülü yok. Ama neden? Çoğu zaman bu dile getirilmez, çünkü cevapları çirkindir ve insanlar eleştiriye açık değildir, yazarın insanları sevmemesinde belki de bunun da payı vardır bir parça.
Doppler neden neden ormana gidiyor? Çünkü insanları sevmiyor? Doppler neden insanları sevmiyor?
Buna bir cevabımız yok. Çünkü Erlend Loe anlaşılmak değil, kitabının satmasını istemiş.
Doppler'in insan sevmemesinin nedeni bilmiyoruz, çünkü Doppler iki boyutlu olmaktan kurtulamamış. Kitaptaki hiçbir karakter iki boyutlu olmaktan kurtulamamış. Yüzüklerin Efendisi seven kız çocuğu, kocasının eve dönmesini isteyen eş, babası öldüğü için maket yapan adam, hırsız... Bu karakterlerin hiçbiri şu cümledekinden daha fazla bir özellik barındırmıyor, hiçbir derinlikleri yok.
Doppler'e baktığımda ağzını açmaya korkan yazardan başka bir şey görmüyorum ben. Chuck Palahniuk çakması, hiçbir şeyi ciddiye almadığını belli eden, yani havalı, ama bir yandan da Palahniuk'un aksine geyiğiyle ve küçük oğluyla sevimli olan Doppler tam bir ısmarlama karakter: İnsan sevmemenin, insanlardan kaçmak istemenin havalı bir şey olduğunu düşünenler için, mevcut dünya düzeninden bıktığını iddia eden, ama aslında bunların hepsini yılda üç kez ciddi ciddi hissedenler için tostçunun mutfak terazisinde tartılıp terzi tarafından boyu alınmış da öyle yaratılmış. Temellendirilememiş fikirler ve temellendirilemeyecek fikirlerin de çıkıp noktası aynı popülizmden kaynaklanıyor. Bugün takas sistemini övmek cehalet değil popülizmdir. Takas sistemi övecek kadar aptal değildir herhalde Erlend Loe.
Gereksiz bir tavsiye: Eğer Doppler'de kendinizi buluyorsanız, onun sizi yansıttığını düşünüyorsanız
bir gün yanılıp da sakın ormana gitmeyin, orası size göre değil, Erlend Loe için de değil.