Filiz Ali (1937, İstanbul) Ankara Devlet Konservatuvarı Yüksek Piyano Bölümü’nü bitirdikten sonra Fulbright bursu ile ABD’ye gitti. New England Conservatory (Boston) ve Mannes College of Music’te (New York) eğitimini tamamladı. 1985-86 yıllarında Londra Üniversitesi King’s College’ın Müzikoloji Bölümü’nden Yüksek Lisans derecesi aldı. Ankara Devlet Konservatuvarı’nda piyano ve eşlik öğretmeni (1962-65), İstanbul Şehir Operası ve İstanbul Devlet Operası’nda korrepetitör (1965-72), Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda piyano ve eşlik öğretmeni (1972-85) olarak çalışan Prof. Filiz Ali, 1987 yılında Müzikoloji Bölümü’ne geçti. 1990-2005 yılları arasında kurumda Müzikoloji Bölümü Başkanı olarak görev yaptı.
1989-92 yılları arasında Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nun Genel Sanat Yönetmenliğini yapan Prof. Ali aynı zamanda Uluslararası Eskişehir Festivali’nin de müzik danışmanlığını sürdürmektedir.
1962-1985 yılları arasında TRT Ankara ve İstanbul radyolarında ve 1985-86 yılları arasında Londra’daki BBC Türkçe Yayınlar Bölümü’nde müzik programı yapımcılığı da yapan Filiz Ali, “Cumhuriyet”, “Hürriyet”, “Yeni Yüzyıl”, “Radikal” ve “Milliyet” gibi günlük gazetelerde ve “Esquire”, “Marie-Claire”, “Vizyon”, “kitap-lık”, “Müzikoloji Dergisi” gibi dergilerde müzik yazarlığı yaptı. 2002-2004 yılları arasında Açık Radyo’da “Katalog” adlı müzik programını hazırlayıp sundu. Balkan Müzik Forumu’nun kurucularından olan Filiz Ali, Uruguay’ın başkenti Montevideo’da toplanan UNESCO Uluslararası Müzik Konseyi’ne Türkiye temsilcisi olarak katıldı (2003). 2005’ten bu yana European Music Council (Avrupa Müzik Konseyi) Türkiye temsilciliğini sürdürmektedir. Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi’ni Destekleme ve Geliştirme Derneği ile Ayvalık Kültür Sanat Vakfı’nın kurucusudur. Halen, kurucusu olduğu Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi’nin yöneticiliğini yapmaktadır.
Böylesi bir insanın, böyle acı bir biçimde kaybedilmesi o kadar acı o kadar kabullenmesi zorki. Kızı Filiz Ali’nin kaleminden hatırladığı kadarıyla o zamanların anlatıldığı güzel bir kitap. Sabahattin Ali severlerin asla kaçırmaması gereken bir kısa seyahat gibi.
Her aklıma geldiğinde boğazımı düğümleyen yazarlar biri olan Sabahatin Ali’nin kızı Filiz’in yayına hazırlattığı bir anı kitabı.
Sabahattin Ali’nin annesi ve babasıyla başlayan kitap, çocukluğu, askerliği, evlenmesi, aile hayatı, arkadaşları ve son yolculuğu olarak devam ediyor.
İçerisinde Sabahattin Ali’nin elinden düşürmediği Kodak makinası ile çektiği birbirinden mükemmel ve ödüllü fotoğraflar da kitaba eşlik ediyor.
Yer yer Filiz Ali’nin de hatıralarına yer veriliyor. Babası hakkında anlattığı anılar belki de tanımadığımız bir Sabahattin Ali’yi bize aktarıyor.
Bazı fotoğraflara bakarken daldım. Bazen bir çift göze, bazen de düşünceli hallerine. Bazen mutluluklarına takıldım, dedim ne kadar mutlu görünüyorlar. Sonra başına geleceklerden habersiz olduklarını düşündüm, kitabın sonunda da son fotoğraflarını gördüm, kaldım.
“….. üzülecek bir şey yok. Her şey düzelir, hele Filiz hiç üzülmesin.” Filiz Ali’nin anılarını babasının eserleri, fotoğrafları ve mektuplarıyla harmanlayarak yazdığı Sabahattin Ali’nin yaşam öyküsü. Şu bölüm öldürülmeden bir yıl önce Sabahattin Ali tarafından kaleme alınmış. Suçunu (!) itiraf etmiş aslında: “Namuslu olmak ne zor işmiş meğer. Bir gün Almanların pabucunu yalayan ertesi gün İngilizlere takla atan, daha ertesi gün de Amerika’ya kavuk sallayan soysuzlar gibi olmak istemedik. Yalnız ve yalnız bir tek milletin önünde secdeye vardık. O da cefakeş milletimizdir. Meğer ne büyük günah işlemişiz ! Kanunlu, kanunsuz baskılar altında ezile ezile pestile döndük. Bugünün itibarlı kişileri gibi, kese doldurmadık, makam peşinde koşmadık….Yalnız ve yalnız bu yurdun bütün yükünü omuzlarında taşıyan milyonlarca insanın derdine derman olacak yolları araştırmak istedik. Ne affedilmez suçmuş meğer ! Çalmadan, çırpmadan, bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalıydı ? Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer !”
kendi fotoğraf makinesinden çekilen oto-portreler, şiirlerine, hikayelerine yada romanlarına konu olmuş olay, kişi ve mekanlarla ilgili detaylar, renkli eşrafı, neşeli karakteri, mütevazi yaşamı ve kızına olan büyük tutkusu ile Sabahattin Ali hakkında kapsamlı, okuması zevkli ve birbirinden güzel fotoğraflar içeren etkileyici bir kitap olmuş.
Özellikle benim gibi Sabahattin Ali'yi çok sevenler için anlamlı olacak bir kitap..kızının gözünden etkileyici ve yürek burkan bir yaşam öyküsü.. Fotograflar ve eserleri ile yaşamı arasındaki referanslar çok güzel..
Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer. Bir gün Almanların pabucunu yalayan ertesi gün Ingilizlere takla atan, daha ertesi gün de Amerika'ya kavuk sallayan soysuzlar gibi olmak istemedik. Yalniz ve yalniz bir tek milletin önünde secdeye vardik. O da cefakeş milletimizdir. Meğer ne büyük günah işlemişiz! Kanunlu, kanunsuz baskılar altında ezile ezile pestile döndük. Bugünün itibarlı kişileri gibi, kese doldurmadık, makam peşinde koşmadık. İç ve dış bankalara para yatirmadik, han, apartman sahibi olmak, sagdan soldan vurmak ve milleti kasip kavurmak emellerine kapılmadık. Bütün kavgamizda kendimiz için hiçbir şey istemedik. Yalnız ve yalnız bu yurdun bütün yükünü omuzlarında taşıyan milyonlarca insanın derdine derman olacak yollar araştırmak istedik. Bu ne affedilmez suçmuş meğer! Neredeyse, yoldan geçerken mide uşakları arkamızdan bağıracaklar: 'Görüyor musun şu haini! İlle de namuslu kalmak istiyor ve ahengimizi bozuyor... Çalmadan, çırpmadan, bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalıydı. Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer! Bereket, zora katlanmasını bilen bu millet de namuslu. Demiş Sabahattin Ali bugün ne söylemek istediğini kitabı okumadan bile anlamak, onun kadar olmasa da aynı kaygılarla aksiyonlar alırken hain damgaları yemek bizlerin de zamanla edindiği tecrübeler. Bugün bile hala sır perdesi çözülememiş bu cinayet de maalesef tarihimizde kara bir leke olarak kalmaya devam ediyor. Fakat Filiz hanım iyi ki bu kitabı kaleme almış yoksa Sabahattin Ali’yi daha bu kadar yakından tanımaktan mahrum kalacaktım. Bu sayede şimdi tüm eserlerini tekrar başka bir gözle okuyacağım.
2 Nisan 1948, Sabahattin Ali kitap okurken öldürülmüş ve öldüğü yerde dere yatağında öyle bırakılmış.
Kitap okurken... kitap okurken öldürülmüş.
"Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer. Bir gün Almanların pabucunu yalayan ertesi gün İngilizlere takla atan, daha ertesi gün de Amerika'ya kavuk sallayan soysuzlar gibi olmak istemedik. Yalnız ve yalnız bir tek millatin önünde secdeye vardık. O da cefakeş milletimizdir. Meğer ne büyük günah işlemişiz! Kanunlu, kanunsuz baskılar altında ezile ezile pestile döndük. Bugünün itibarlı kişileri gibi, kese doldurmadık, makam peşinde koşmadık. İç ve dış bankalara para yatırmadık, han, apartman sahibi olmak, sağdan soldan vurmak ve milleti kasıp kavurmak emellerine kapılmadık. Bütün kavgamızda kendimiz için hiçbir şey istemedik. Yalnız ve yalnız bu yurdun bütün yükünü omuzlarında taşıyan milyonlarca insanın derdine derman olacak yolları araştırmak istedik. Bu ne affedilmez suçmuş meğer! Neredeyse, yoldan geçerken mide uşakları arkamızdan bağıracaklar: “Görüyor musun şu haini! İlle de namuslu kalmak istiyor ve ahengimizi bozuyor…” Çalmadan, çırpmadan, bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hattâ bu kadar tehlikeli mi olmalı idi? Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer! Bereket, zora katlanmasını bilen bu millet de namuslu."
- Ali Baba Dergisi, 1. Sayı, 25 Kasım 1947 __________
Kızı Filiz Ali'nin anıları ve Sabahattin Ali'nin kendi çektiği fotoğraflar ile, Bedri Rahmiler, Aziz Nesinler ve niceleri ile hayata anlam katmak isteyen bir adamın yaşamı ve öldürülmesi
"Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer! Bir gün Almanların pabucunu yalayan ertesi gün İngilizlere takla atan, daha ertesi gün de Amerika’ya kavuk sallayan soysuzlar gibi olmak istemedik. Yalnız ve yalnız bir tek milletin önünde secdeye vardık. O da kendi cefakeş milletimizdir. Meğer ne büyük günah işlemişiz! Kanunlu, kanunsuz baskılar altında ezile ezile pestile döndük. Bugünün itibarlı kişileri gibi, kese doldurmadık, makam peşinde koşmadık. İç ve dış bankalara para yatırmadık, han, apartıman sahibi olmak, sağdan soldan vurmak ve milleti kasıp kavurmak emellerine kapılmadık. Bütün kavgamızda kendimiz için hiçbir şey istemedik. Yalnız ve yalnız, bu yurdun bütün yükünü omuzlarında taşıyan milyonlarca insanın derdine derman olacak yolları araştırmak istedik. Bu ne affedilmez suçmuş meğer! Neredeyse, yoldan geçerken mide uşakları arkamızdan bağıracaklar: 'Görüyor musun şu haini! İlle de namuslu kalmak istiyor ve ahengimizi bozuyor…' Çalmadan, çırpmadan, bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hattâ bu kadar tehlikeli mi olmalı idi? Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer! Bereket, zora katlanmasını bilen bu millet de namuslu."
Kitap Klübüm için arkadaşlarıma İçimizdeki Şeytan'ı anlatacağım. Onun için Sabahattin Ali'ye dair ne var ise okumaya başladım. Etkileyici bir hayat hikayesi. Tabii bu etkileyici mücadelede madur olan bir aile ve en sevdiği kızının dramı çok güzel anlatılmış. Filiz Ali; aslında beklediğimden daha az duygusuna yer vermis kitabında ama yine de ben etkilendim.
Dolu dolu yaşanan bir hayat.. Yazarlık, edebiyat, doğa, müzik, fotoğraf.. Üreten bir yürek ve akıl durdurulamaz bir coşkuyla akıtıyor birikimlerini. Sebahattin Ali'nin daha önce Marka Paşa Yazıları'nı ve Canım Aliye, Ruhum Filiz kitaplarını okuyanlar için çok da farklı bilgiler içermeyen bir belgesel olmuş. Fakat içinde yer alan fotoğraflarla-özellikle kendi çektikleri- anlatılanlar canlanmış. Ben dakikalarca fotoğraflara bakakaldım. O temiz gülüşlü insanların başına gelenlerle yüreğim bir kez daha burkuldu. Onu, çok yakından tanıyan birinden bir kez daha okudum, anlamaya çalıştım."Şehirler bana bir tuzak, insan sohbetleri yasak; uzak olun benden uzak, benim meskenim dağlardır."
Harka!!!Sabahattin Ali´nin kitaplarını okuyup, kitabın arkasında kısa yasam öyküsünü görüp de yazarın "gercek" yasamını ve ölümünü merak etmeyen yoktur. Iste kendi kızı Filiz Ali´nin gözünden yazılan bu kitapta, Sabahattin Ali´nin objektifinden fotograflarla capcanlı bir hayat hikayesi karsımıza cıkıyor ve bu harika kitap, Ali´nin kısacık hayatına neleri sıgdırdıgının bir belgesi niteligini tasıyor. Herkese tavsiye ederim...
Iste Sabahattin Ali diyor Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer. Bir gün Alman ların pabucunu yalayan ertesi gün Ingilizlere takla atan, daha ertesi gün de Amerika'ya kavuk sallayan soysuzlar gibi olmak istemedik. ve yalnız bir tek milletin önünde secdeye vardik. O da cefakes milletimizdir. Me er ne büyük günah işlemişiz! Kanunlu, kanunsuz bas kılar altında ezile ezile pestile döndük. Bugünün itibar li kişileri gibi, kese doldurmadik, makam peşinde koşmadik. iç ve dış bankalara para yatırmadık, an, apartman sahibi olmak, sağdan soldan vurmak ve milleti kasıp ka vurmak emellerine kapılmadık. Bütün kavgamızda ken dimiz için hiçbir şey istemedik. Yalnız ve yalnız bu yur dun bütün yükünü omuzlarında taşıyan milyonlarca in sanin derdine derman olacak yolları araştırmak istedik. Bu ne affedilmez suçmuş meğer! Neredeyse, yoldan ge- çerken mide uşakları arkamızdan bağıracaklar: 'Görüyor musun şu haini! ille de namuslu kalmak istiyor ve ahen gimizi bozuyor...' Çalmadan, çırpmadan, bize ekmeğimi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan ya şamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalıydı. Namuslu olmak ne zor şey miş meğer! Bereket, zora katlanmasını bilen bu millet de namuslu
Türk Şair, Gazeteci, Öğretmen, Tiyatrocu, Öykücü, Romancı, Çevirmen Sabahattin Âli'nin Kızı Filiz Âli ve Eşi Aliye Âli ile fotoğraflarından oluşan harika bir kitap! Bir aile, Sabahattin Âli, Filiz Âli ve Aliye Âli, bir hayat yaşadılar, belki ancak on yıl sürmüş bir hayat, "ailecek on yıl", bu on yılın fotoğrafları var "Filiz Hiç Üzülmesin" kitabında! Sabahattin Âli, "Kuyucaklı Yusuf", "İçimizdeki Şeytan", "Kürk Mantolu Madonna", "Yeni Dünya", "Kağnı", "Ses", "Sırça Köşk", "Dağlar ve Rüzgâr", "Markopaşa Yazıları" gibi roman, öykü, şiir ve gazete yazısı kitapları ile edebiyatımızın saygın yazarlarından biriydi. Sabahattin Âli, "bir akraba ziyâreti"nde tanışıp aşık olduğu Aliye Âli ile evlenir, bir süre sonra Kızları Filiz dünyaya gelir. Filiz'le, Sabahattin Âli ve Eşi Aliye Âli ile arkadaşları, meslektaşları çok mutlu olmuşlar ve haftada bir ya da ayda bir davetler, toplantılar yapmışlar, Sabahattin Âli de Kızı Filiz Âli'yi, Eşi Aliye Âli'yi, arkadaşlarını, meslektaşlarını fotoğraflamış, kaydetmiş, Filiz Âli, yıllar sonra bu fotoğraflardan "Filiz Hiç Üzülmesin" kitabını oluşturmuş, kitaba açıklayıcı notlar da yazmış, müthiş bir "Baba-Kız Dostluğu"nun fotoğrafları ile okurlarını kavuşturmuş!
Tüm kitaplarını sırasıyla okuduktan sonra en son canım Aliye ruhum Filiz’i okutmuştum. Bir süre bu kitabı aramıştım ama bulamamıştım. Bulur bulmaz da okudum hemen. Sabahattin Ali nin hayatını kızı Filiz Ali nin kaleminden okuduğumuz, Sabahattin ali’nin kendi çektiği fotoğraflar ile desteklenen çok çok güzel bir kitap. Yer yer duygulandırdı beni. Çok kıymetli bir yazarımızı böyle acı bir şekilde erkenden kaybetmiş olmak gerçekten çok zor. Onu mezarsız bırakacaklarını önceden sezmiş ve şu satırları bırakmış geriye DAĞLAR
Başım dağ, saçlarim kardır, Deli rüzgârlarm vardir, Ovalar bana çok dardır, Benim meskenim daglardir.
Sehirler bana bir tuzak, Insan sobbetleri yasak; Uzak olun benden, uzak, Benim meskenim daglardir.
Canım hocam Filiz Ali’nin babasını anlattığı, Sabattin Ali’nin objektifinden fotoğrafların zenginleştirdiği şahane bir kitap… Böyle değerli bir aydını bu kadar hazin bir şekilde kaybetmek ne büyük utanç.
Sabahattin Ali öldürülmeden 1 yıl önce suçunu şu sözlerle itiraf ediyor “Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer. Bugünün itibarlı kişileri gibi kese doldurmadık, makam peşinde koşmadık, iç ve dış bankalara para yatırmadık, kendimiz için bir şey istemedik, yalnız ve yalnız bu yurdun bütün yükünü omuzlarında taşıyan milyonlarca insanın derdine derman olmak istedik. Çalmadan, çırpmadan, bize ekmeğimizi verenleri aç bırakmadan yaşamayı istemek bu kadar güç, bu kadar tehlikeli mi olmalıydı!”
Ne acıdır ki aradan geçen elli yılın ardından hiç bir şeyin değişmediğine ve tarihin kendini sürekli tekrar ettiğine bir kez daha şahit oluyoruz.
Sabahattin Ali'nin, kendisine ait Kodak körüklü fotoğraf makinesiyle çektiği fotoğraflar çok çok iyi. Ayrıca basında yer alan tüm Sabahattin Ali fotoğraflarının da otoportre olduğunu bu kitap sayesinde öğrendim. Onun dışında hikayeyi zaten biliyoruz... Şimdiye kadar özgür düşünce karşısında öldürmek dışında bir alternatif yaratamamış T.C. devletinin bir başka rezilliği...
"okumaya ve hayatın aslını yaşamaya karşı, doymaz bi açlığı olan sabahattin ali, kısacık ömrüne bu yüzden üç ömürlük bilgi, deneyim, kültür, sevgi ve sanat ürünü sığdırabilmişti belki de." kitaptaki resimler için bile dört yıldız verilebilir
Filiz Ali’yi “yok bi’şey acımadı ki” ile yakından tanıyınca yeniden okudum. Sabahattin Ali’nin Fotoğraflarına ve estetik duygusuna hayran kaldım. Son kısımda ise tutamadım gözyaşlarımı
Sebahattin Ali'nin objektifinden, yazdığı mektuplardan ve Filiz Ali'nin anılarından oluşan, geçmişten bu güne uzanan bir yaşam öyküsü. İçiniz yanarak okuyorsunuz ve hep aynı soruyu soruyorsunuz bir devlet kendi yurttaşlarından neden böylesi nefret eder.
dağlar, 1931 çok güzel, çok çok güzel. Fotoğraflarla canlanan, kelimelerle hayat bulan sevimli bir adamın ve tatlı kızının hayatları. Bitirince geriye boğazda bir yumru birakiyor...