"kıyafetlerimi çıkardım. temiz çamaşır aldım. duşa girdim. overthinkler. giyindim. mutfağa geçtim. ders notlarıma baktım. televizyona baktım. kardeşimle mıy mıy konuştum. sabah oldu. yüzümü yıkadım. giyindim. yine kahvaltıya indik. peynir yedim. kardeşimle saklambaç oynadık. anneyle dramalaştık. dükkana gittim." (yazmaktan yoruldum ama devam ediyor çok daha uzatılmış şekilde.)
📌on sayfalarcaaa günlük olayların TEK TEK ayrıntılı açıklaması var. yazar 500 sayfayp dolduracağım diye utanmasa (ya da sadece aklına gelmemiştir, idk) karakterin çişini bile detaylandıracak.
kitap sadece 3-4 günlük süreci kapsıyor ve bu süreçte kadın üşenmeden her gün herkesin rutinini, korumaya kadar herkesin günlük kombinlerini, yaptıkları menemenin tarifine kadar heeeeer şeyi yazmış.
hikaye ve konu dışında her şey var kitapta.
📌 tam bir sene önce ölüp gömülmüş insanın dosyasının tekrar açılması, cesedin mezardan çıkarılması, otopsinin tekrarlanması işleminin sadece telefonla konuşup izin alınarak yapılması gibi çocukça hatalar var.
koskoca savcının ve adli tıpçının kızın kapıyı kapatıp çıkmadığını, 5 dk durup onları dinlediğini anlamaması gibi ucuz sahneler de cabası.
📌 ayrıca ilk kitap için sürekli bu söyleniyor ama yazar depresyon sürecini falan işlemiyor. depresyonun klinik tablosuna dair bir fikri var mı, o bile şüpheli. sadece klasik türk yazarlığı, bol bol abartılı ajitasyon yapıyor. uykudan uyanmak, markette sıra beklemek gibi basit eylemleri bile mümkün olan en dramatik, en karamsar, en acıklı şekilde tasvir ediyor.
o yüzden de çoğu okurun aksine ben duygulanmadım. hatta aksine full göz devirerek okudum. bence okurların sadece ağlayası varmış, o yüzden okuduğum anlamlı mı saçma mı bakmadan full zırlamışlar.
📌 unutmadan. özellikle belirtildiği için takılmak zorundayım. lina 4. sınıf stajyer doktor, fakat yazılan sahneler, işler sırf intörnün görevi. dünyanın hiçbir yerinde kliniğe bu sene geçmiş öğrenci hepatit şüpheli çocuktan (yanında gözlemci doktoru geç, hemşire bile olmadan üstelik) kan almaz.
aynı şekilde hasta yakınıyla atıştılar, bağır çağır oldu diye öğrenci disipline gönderilmez. bir taraflarınızdan uydurmayınız lütfen.
📌 kitabın ismi bazı insanlar böyle yaşar. evet. okudum ve anladım. gerçekten. her 30 syfda bir tekrar etmene gerek yok. ALLAH BELAMI VERSİN ANLADIM BÖYLE YAŞADIĞINIZI. utanmasa günaydın diyene bile çünkü bazı insanlar böyle yaşar diye karşılık verecek karakterler.
bunun edebi ya da şiirsel durduğuna bu yazarları kim ikna ediyor bilmiyorum, ama durmuyor. aksine cringe kaçıyor.
📌 diyalogların yapaylığına öldüm zaten... hayatta ilk kez karşılaşan kişiler de, birbirini tehdit etmeye gelenler de, sorgu odasında cinayet tartışanlar da... herkes ama herkes saçma şekilde tamamen teatral konuşuyor. yazarın anlatımı ya da kadın karakterin konuşma tarzı bu olsa bile, diğer karakterlere noluyor?
niye herkes her koşulda hayat dersi veriyor, bir kitaptan alıntı yapıyor, karşısındaki kişiyi asla tanımamasına rağmen kendisi ve o kişiyle ilgili çıkarımlar, öğütler, tehditler vs veriyor? ne alaka?
yazarın zaten felsefe kasacağım kaygısı var. klasik wattpad. klişe kalıp cümleler ve tabii ki italik fontla uzun uzun boş yapıyor haliyle.
📌 aynı cümlenin içinde bir kelimenin 3, 4, 5 hatta 6 kere geçmesi. (hiç mi kimseye batmıyor aw bunca tekrar?) sürekli aynı manaya çıkan cümlelerin evrilip çevrilip kurulması. zaten daha önce okuduğumuz bilgilerin tekrar tekrar verilmesi. anlam bozuklukları. imla ve noktalama hataları.
anlayacağınız bolca edisyon sorunu olan bir metin. klasik indigo.
🔻 özetlersek... 50-60 sayfa kadar hikaye, 450 sayfa kadar da kanal7 günlük dizisi okudum.
gerçekten ilginç olma potansiyeli taşıyan hikaye var gibime geliyor. ama bu hikayenin yazarı bu kadın değil. watty yazarları akıllarına fikir geliyor diye (btw watty ve genç yetişkin romance için alışılmış dışı olsa da, genel baktığımızda görülmedik, yazılmadık hikaye değil aslında) gerçekten bilim kurgu ya da gizem/gerilim ya da epik fantastik yazacak donanıma sahip olmadıklarını acilen anlamalılar.
yazarın tam olarak derdi ne, neyi yazmaya çalışmış da başaramamış çözebilmek için 2. kitaba da bakacağım.
(gerçi okurlar esas olaylara 4. kitapta giriyoruz falan diyordu. evet. 3 kitap böyle bomboş ilerliyor. şaka gibi.)
ama sonuna kadar devam etmem. 500-600 sayfadan 5 kitap bomboş kanal7 dizisi okumak için ya Lina'dan beş beter ağır depresyonda olmak lazım, ya da ölümüne işsiz güçsüz meraksız zevksiz.
Bu seriye başlamak için bu kadar geç kaldığım için birazcık kendime kızıyorum oysaki seveceğime de çok emindim. Sevmekle kalmadım cidden bayıldım. İlk olarak söylemek istediğim insanların kitabın üzücü olduğunu, daraldığını, yarım bıraktıklarını söylemelerine hak veriyorum çünkü yazar Lina'nın tüm sıkıntılarını, ağrısını, yorgunluğunu, tükenmişliğini çok iyi işlemiş ve bunu o kadar iyi okura geçiriyor ki okurken artık Linasınız. Her şeye koşturmaya, yetmeye, yetişmeye çalışıyorsunuz, Lina'nın bel ağrısı bile artık sizin oluyor. Bu benim kitapta ve yazarda en sevdiğim şey oldu. İkinci şey de ilk kitaptan lovelanmadık bu beni çok mutlu etti. Çok ufak flörtleşmeler oldu, sonlara doğru yakınlaştılar evet ama birden birbirlerine kapılmadılar, tanımadan etmeden bir ilişkiye başlamadılar. Hem Line ve Aral tanıştı hem de biz onlarla tanıştık. Merak duygusu beni yedi bitirdi. Babalarını deli gibi merak ediyorum başımıza ne işler açıyorlar, işin içinden nasıl çıkacağız deli gibi merak ediyorum. Çakırcalar. ÇAKIRCALAR!!! En çok onları merak ediyorum, her birini, en büyüğünden en küçüğüne hepsini deli gibi merak ediyorum. Zihnimi ele geçirdiler resmen. Aralarında en merak ettiğim Ekin. Hastane de Linayla konuştuğu sahneden beri Ekin'e karşı şu an farklı bir merakım var. Göründüğü gibi biri olmadığını düşünüyorum ve bence ben onu seveceğim. Aral Çakırca... Keşke dünyadaki her kadın senin ilgine sahip olsa. Lina ile ilişkilerini okumayı çok istiyorum(umarım kıskançlıktan ölmem) Kitap toplasak 2-3 haftalık bir süreyi anlatıyor ama ben kitabı kapattığımda kendimi aşırı yorgun hissettim, sanki üstümden tır geçmişti. Eğer ben ilk kitaptan böyle ayrılıyorsam devamında kim bilir başıma ne gelecek. Kitabı bitirdiğim gibi devam kitaplarını aldım dayanamadım tabii ki de
Güncel olarak final bölümünü bekleyen biri olarak ilk kitabı tekrar okumak değişik ve güzel hissettirdi. Daha önce fark etmediğim detayları görmek🫠 o yerlerden bazılarına ayrıca üzülmek kalbimi kırdı. Bir de çok objektif yaklaşamıyorum yıldız konusunda. Belki ilk defa kitaptan okuyan biri olsaydım 2 ya da 3 yıldız verebilirdim. Çünkü kitaptan okumak kesinlikle farklı.
İlk 190 sayfayı düşünmek istemiyorum ahahahajj çünkü çok mutsuzluk hakimdi. Hava sanki hep karanlık, hep geceymiş gibiydi. Zaten Lina’nın depresyonu okurken betimlemenin de o kadar ağır olması bana çok fazla geldi ve sıkıldım, uykumu getirdi.
Ama sonra olaylar daha hareketlenmeye ve diyalog daha da artmaya başlayınca okuması zevkli hale geldi. Ve sürekli merak ettirdi..
Aral’ı da Lina’yı da sevdim. Sevdim işte.. hani daha fazlası yok şuan ahahajha çünkü ikisini daha çok göremedik, bu kitap daha çok dünyaya, karakterlere ve yaşanacak olaylara bizi alıştırıyor gibiydi ve aşk yoktu. En azından henüz..
Devam kitaplarını almayı düşünmüyordum ama sanırım alıcam ahahaha
bu kitap hakkında konusacak bir hadde sahip olduğumu düsünmüyorum ama isterlerse Aral Çakırca ve ailesine geri ödemesiz kredi çekebilirim. Aral Çakırca ne isterse onu yaparım. Yaparım yani ne diyim.
Wattpad'ten okurken de ilk bölümlerden pek hoşlanmamıştım çünkü hem hikâyenin diline alışma süreci hem durağan bölümlerdi. Oraları okurken hep bir an önce başlayalım kafasındaydım. Bu kitap tamamen seriye giriş kitabıydı. Hâlâ çoğu şeyi bilmiyoruz ama kabataslak bir şey oluştu kafamızda. Aral Çakırca yazılmış en iyi erkek karakterler arasında ilk beşe çok rahat girer benim için. Yaptığı her hareket şov, ona düşmemek dünyanın en zor sınavı. Lina omzundaki yüklerden kamburlaşmış taşıyamayacağı anda Aral gönderilmiş 🥺 Yazım tarzını alıştığınız zaman okuması çok daha kolay. Ben özellikle tekerleme gibi yazılan yerleri çok seviyorum. Bazı şeyleri bildiğim için gelecekten, belirli sahneleri okumak çok zordu. Yine de onları okumayı ÇOK özlemişim. Tavsiyemdir 💌
normalde 4 ama bana hissettirdikleri ve sonundaki olaylar sayesinde 5 puana kadar çıktı, çok düşündürücü ve içselleştirdiğim bir kitap oldu. açıkçası yazardan okuduğum ilk kitap olduğu için bir beklentim yoktu ama hem yazım dili hem de karakterleri ve olaylarıyla beni hayran bıraktı. çok sevdim. lina ve aral'ın hikayesini merakla okumaya devam edeceğim. çok güzeller.
Kesinlikle kötü bir kitap değil fakat uzatılmış bir kitap. İlk ve son 100 sayfa çok güzeldi ama o ortadaki 300 sayfa... 500 sayfa boyunca kitaba heyecan kazandıran ancak bir olay oldu. BİR OLAY. O da 23 sayfa sürdü yalnızca. Heyecan kazandırma potansiyeline sahip birkaç olay daha vardı ama benim için yeterli değillerdi.
Tamam, olay olmayabilir elbette,çok aksiyonlu bir kitap olmak zorunda değil ama bu kadar basit şeylerin bu kadar uzun uzun yazılmasına gerek yoktu. Lina’nın işe gidişi, yemeğini yiyişi, üstünü giyinişi, Çakırcalarla kahvaltı etmesi, hastanede annesini beklemesi...
Küçük puntolu, 518 sayfalık kitapta sadece bir hafta civarı bir süreyi okuduk. 200 ve 300 arasında sadece iki günü okuduk, o iki gün boyunca da hastanede Lina’nın annesini bekleyip konuştular sadece. Ya gerçekten bu kadar uzun uzun anlatılmasına gerek yoktu.
İç monolog okumak benim için asla sorun değil, hatta severim ve bu kitapta güzel yazılmıştı bence fakat kimi zaman biraz gereksiz edebiyat yapılmış gibi geldi. Bunun yanında yine kimi zaman aynı şeyler, kelimeler ve anlatım biraz değiştirilerek tekrardan ve tekrardan önümüze sunuluyordu.
Bunların dışında yazarın kaleminin güzel olduğunu düşünüyorum ama çok wow bir yanı da yok.
Ortaya çıkan pek çok sorunun dışında çözülen küçük gizemler de oldu. Ben kurgunun gidişatını epey bildiğim için şaşırmadım ama bilmeyen birini şaşırtabilir.
Beni çok rahatsız eden iki unsur var ki o iki unsur da bu kitapta vardı: Zaten bildiğimiz/kendi kendimize anlayabildiğimiz şeylerin karakter tarafından açıklanması ve sürekli olarak tekrar edilmesi.
Örneğin Lina, Aral kimi davranışlarda bulunduğunda “Şöyle yapabilirdi ama böyle yaptı, bana güveniyor mu?”, “Şunu direkt söyledi, bunu direkt yaptı, bana güveniyor olmalı,” diyor. Bunları sürekli olarak aynı şekilde sorgulayıp aynı şekilde anlatmana ne gerek var? Güveniyormuş işte, biz bunu kendimiz de anlayabiliriz.
Hemen şöyle küçük birkaç örnek daha verelim.
Syf 218: Bir yatakta Batı, bir yatakta Alin uyuyordu ve Alin, yanında uzanan Arte’ye sarılmıştı. Huzurlu bir ifade vardı yüzünde. Birine sarılamadan uyuyamadığı için Arte’ye sarılmıştı muhtemelen.
Syf 287: O bana emrivaki yapıyor beni tanımadığım bir yere çağırıyordu. Eğer istiyorsa o benim istediğim saatte benim seçtiğim yere gelecekti. Böylece biz avantajlı olurduk. Bununla ilgili bir problemim yoktu işte.
Syf 303: “Yaşlı, evet. On iki yaşında.” On iki bir köpek için yaşlı demekti.
Syf 326: ”Bu Karalar neden böyle? Kuzunun ne işi olur kurdun ininde?” Karalar. Ben ve Babam. Kuzu ve Kurt. Lina Kara ve Aral Çakırca. Kadir Kara ve Asaf Soylu.
Syf 334: “Ben emin olamamıştım... Seni Manolya’dan çıkarken gördüm. Bugün kapalı olduklarını söylemişlerdi ama yine de uğramak istemiştim.” Manolya... Aral’ın bu sabah sık sık gittiği bir mekan olduğunu söylediği ve az önce birlikte çıktığımız restorandı.
Bence bunlar kimi noktalarda o sahnenin havasını da bozuyor.
Kimi sahneleri pek anlayamadım. Aral’ın saçına yağan kar nasıl Lina’nın saçına düşüyor olabilir? Lina başını Aral’ın omzuna yasladığında saçları nasıl onun saçlarına yapışıyor? Bir tane daha vardı ama unutum onu.
Karakterlere değinelim.
Lina’yı başta sever gibi olmuştum, psikolojik analizi o kadar güzel yapılmış bir karakter ki. Yazar da psikolog sonuçta. Ama sonrasında öyle çok ısınamadım. Ne sevdiğim ne de sevmediğim bir karakter oldu. Kimi zaman hareketleri biraz sinirimi bozdu. Bir şey yapıyor, pişman oluyor ve kendine kızıyor. Sonra aynı şeyi tekrar yapıyor ve bu sefer kendine daha fazla kızıyor... Ya biraz sakin ol da düşün, mantıklı hareket et dedim. Aral'ın her dediğine uymak yerine kimi zaman karşı gelmesi ve kendi planını uygulaması güzeldi ama :>.
Aral... Ya pek sevemedim onu, beni rahatsız etti ve sinirlerimi bozdu. Sürekli Lina’ya dokunması, “İyi misin?” diye sorması, göz göze gelişleri, yardım etme çabaları... Aslında bunlar kötü şeyler değil, kesinlikle değil. Hatta bırakın Lina’nın bunlardan rahatsız olmasını, istiyordu ve ihtiyaç duyuyordu. Fakat eminim ki ben hiç fark etmeden kendimi Lina’nın yerine koydum. Nasıl oluyor anlamadım ama beynim Lina’yı ben olarak falan algıladı. İnsanların benimle çok fazla ilgilenmelerini, “İyi misin?” diye sormalarını, temas etmelerini ve bakmalarını hiç sevmeyen biri olduğum için de Aral’ın hareketleri beni rahatsız etti.
Bundan tamamen ayrı olarak Aral beni çok rahatsız eden iki şey de yaptı. İlki çoğunuz için çok önemsiz bir şey olabilir, ne olduğunu söylediğimde bana “Ya buna mı takıldın cidden?” diyebilirsiniz ama evet, ben buna manyak derecede takıntılı biriyim.
Sigara içen bir karakter, sigaradan da nefret ederim ama bir karakteri sırf bu sebepten direkt silmem. Benim için küçük bir eksidir sadece, karakteri çok sevmem durumunda hiç görmem de. Ama bununla ilgili şu var ki sigara içen arkadaşlar, neden izmaritlerinizi yere atıyorsunuz? İki dakika elinizde tutun, cebinize atın, çöp gördüğünüzde ona atarsınız. Memleketin her köşesinde iki çöp konteyneri var zaten. Her adımımda karşıma en az bir tane, üzerine basıla basıla kağıt gibi olmuş sigara izmariti çıkmasından bıktım. İnsanların gözümün önünde hala dumanı tüten sigaralarını yolun bir kenarına atmalarından sıkıldım. Kitabı da güzel güzel okuyordum ki Aral sigarasının izmaritini yere attı ve ayakkabısıyla ezdi. Ben de dedim ki “NAAAPIYORSUN SEN???”
Evet, dediğim gibi ben buna takıntılıyım ve bu yüzden Aral'ın yaptığı şey beni AŞIRI rahatsız etti.
İkincisine gelirsek... Aral da Lina da birbirlerine başta pek güvenmiyorlar ki ÇOK NORMAL BU. İkisi de tehdit ediliyor, babaları garip ve tehlikeli adamlar, peşlerinde bir organizasyon var ama ne olduğu belli değil ve Lina bu olayların merkezindeki kişi. Aral biraz daha dışarıda kalıyor ama o da yine ilgili. Birbirlerini de tanımıyorlar, birlikte çalışmak zorunda kalıyorlar. Kurgu ilerledikçe aralarındaki güven yavaş yavaş artıyor ama YAVAŞ YAVAŞ.
Mehmet Ali isminde bir karakter geliyor bir noktada. Lina’ya epey soğuk davranıyor, asla güvenmiyormuş ona, kaba konuşuyor, belli ki epey sinirli. Aral da Mehmet Ali’ye sinirleniyor. Ya ama adam haklı, ÇOK HAKLI hem de. Aral Lina’yı az çok tanıdı da Mehmet Ali hiç tanımıyor ki. Akrabası (M. Ali ve Aral akrabaymış) büyük bir tehlikenin içinde, kendisi de dolaylı yoldan bu tehlikenin içine giriyor. Hiç bilmedikleri çok karmaşık olaylar dönüyor, Lina da dediğim gibi bu olayların merkezinde. Ya Mehmet Ali'nin davranışları o kadar normal ki.
Tamam, Aral Lina’yı sevdiği için doğal olarak savunmaya geçiyor direkt de biraz anlayışlı mı yaklaşmaya çalışsa??? Mehmet Ali’nin yanından ayrıldıklarında kendisi de Lina’ya ona hala tam olarak güvenmediğini söylüyor. O zaman??? Lina kendisi de söylüyor adamın haklı olduğunu, bu Aral hala öfkeyle kasılıyor falan. Suratının ortasına bir tane patlatmak istedim.
Mehmet Ali, ben seni sevdim ama merak etme.
Ve çok az görmemize rağmen Yiğit’e düştüm, evet ve bunun kesinlikle savcı olmasıyla hiçbir ilgisi yok.
Ekin iyi bir karakter olursa, ki olacak bence, ona da düşeceğim ve bunun da kesinlikle sarışın olmasıyla hiçbir ilgisi yok.
Aslında çok fazla karakter var ama kendilerini yorum yapacak kadar tanıdığımı sanmıyorum. Lina’nın babasıyla Aral’ın babasını merak ettiğimi söyleyebilirim, epey güçlü rollere sahip karakterler. Bir de başta Alin’i (Lina’nın kardeşi) sevmiştim. Dört yaşında bir kız, tatlıydı ama sonra o yapışık halleri sinirimi bozmaya başladı. Dört yaşındaki bir çocuğun, özellikle de Alin gibi çok yalnız bir çocuğun, ilgiye aç olması, ağlaması, ablasına çok bağlı olması, sürekli oyun oynamak istemesi çok normal aslında. Hatta üzüldüm de ona. Ama ben sevmiyorum işte, küçük çocukları pek sevmem zaten.
Arada karakterlerin yaşadıkları şeylere üzülsem de genel olarak pek bir şey hissedemedim ve dümdüz okudum.
Lina ve Aral’ın arasındaki ilişki gelişimine slow burn diyebiliriz. Aslında ben çok da severim ama kitabı okurken hep “Ya daha birkaç gün olmadı mı???” diye düşündüm. Aslında sevgili olmadılar, Lina hoşlandığının farkında bile değil ama hoşlandığı belli. Aslında insanların bir tehlikenin içinde kaldıklarında kendileriyle birlikte olan kişilerden hoşlanmalarının çok olası olduğunu duymuştum ama bana geçmedi yine de o ilişki. Ben yavaş gelişmesini severim, aylar sürmesini.
Lina aslında fiziksel ve göz teması sevmeyen biri fakat konu Aral olduğunda bundan hiç rahatsız olmuyor. Duygularından pek bahseden biri değil ama Aral’a anlatıyor da anlatıyor. Ben bunu beğenmedim. Aslında bir sebebi var ama o sebep benim için yeterli değil. Ya özel biri olmayıversin o karakter. Yabancı sonuçta, başta ondan da rahatsız olsun ama zaman geçtikçe alışsın. Ben bunu çok daha fazla beğenirdim ve böyle olsaydı o ilişki bana geçerdi.
Çok sakin ve okuduğum en yavaş giriş kitabı olmasına rağmen olayların gideceği yeri biliyorum ve ilgimi çekiyor. Bu yüzden devam edeceğim. Tek sorun asıl olayların üçüncü kitapta yaşanması (hatta üçüncü kitabın sonunda???). Ön yargılı olmayayım diyorum ama beş kitaplık bir serinin üçüncü kitabının sonundan bahsediyoruz. Genel olarak seriyi çok uzatılmış bulacağımı düşünüyorum ben.
Yeni ildən qabaq bitirə bilmək üçün bütün diqqətimi verdim kitaba və vaxtında tamamladım. Filizin qələmini bəyəndiyim və bu seriya haqqında da çox müsbət rəylər gördüyüm üçün gözləntim çok yüksək başladım. Dəhşət dərəcədə valeh olmasam da bəyəndiyim bir kitab oldu. Kitabın mənim fikrimcə ən böyük problemi həddən artıq təsvir və tərs cümlələr idi. Yazıçı bir neçə dəfə bu kitaba depressiyada olduğu üçün başladığını demişdi, elə oxuyarkən həmin melanxolik hava və ağırlıq hiss olunur. Nornalda təsvir oxumaqdan şikayətlənən deyiləm, amma bu kitabda o qədər çox, yəni ifrat dərəcədə istifadə olunub ki, bir yerdən sonra adamı yorur və artıq fikir vermək istəmirsən. Belə olduqda adi halda çox bəyənəcəyin bir cümlə belə çox adi gəlməyə başlayır və təsir gücü itir. Dialoqlar arasında da bu təsviretmə o qədər çox idi ki, hər bir cümlənin ardından mütləq nəsə təsvir olmalıymış kimi. Obraza hər cümlə bu qədər emosiya yarada bilməz səndə demək gəldi içimdən. Bundan başqa inversiya çox bezdirici hal almağa başlayır. Demək olar hər abzasda tərs cümlə görməkdən ürəyim sıxıldı. Bir də baş obrazların hər cümləsinin dərin mənalı olmasına çalışılması gözə batır. Obrazların gözəl və mənalı dialoqu hər zaman oxucuya söz verir, amma iki sözündən biri "özlü söz" kimi olanda təsirini itirir. Bir də tez-tez təkrarların olması yorucu idi. Bir səhifədə eyni şeyi qız içində o qədər təkrar edirdi ki. "Mənə başqasını atam deyə verdilər, başqasını basdırdım, bir prokuror bir tibbi ekspert verdi" və s. Bir də daimi öz-özünə saysız suallar verməsi olmasaydı kaş. Obrazlara gəldikdə isə Linanın o depressiv, soyuq, ifadəsiz halını çox sevdim. Belə ifadəsiz insanlara o qədər qərəzli yanaşılır ki, halbuki heç kim o üzün arxasında nələr olduğunu, nə fikirlər keçdiyini başa düşmür. Linanın da bu ruhsuz adlandırıla biləcək halı mənə çox tanış gəldi. Xüsusilə heç kimə ehtiyacın olmadığına, heç kimdən bir şey gözləmədiyinə özünü inandırarkən içdən içə də sənə dayaq olacaq, dinləyəcək, anlayacaq o adamı gözləmə hissi.. Linanın yalnızlığa alışmış, amma eyni zamanda bu yalnızlığı qıracaq birinə bu qədər ehtiyac duyması həqiqətən gerçəkcidir. Xoşbəxtlikdən o, bu insanı tapa bildi. Aral əsl ideal kişi obrazıdır, bu seriyanın ikinci kitabını alsam belə sırf Aralı daha çox oxuya bilmək üçün alaram. Onun o düşüncəliliyi, incəliyi, nəzakəti o qədər gözəl idi ki! Modern kitabların axmaq kişi obrazların əksinə heç toxic keyfiyyətləri olmayan, hər qızın həyatında arzulayacağı tipdə biridir. Linanı əsla mühakimə etmədən dinləməsi, onu sakitcə müşahidə edərək nəyi yaxşı, nəyi pis qarşılayacağını bilməsi, Lina "məndən necə olduğumu sabah soruş" deyəndə 00:00 olan kimi necə olduğunu soruşması... Bu obrazın mükəmməlliyini danışmaqla bitirmək olmaz. Filiz kişi obrazları həmişə çox gözəl yazır, ona görə də Aralı sevəcəyimi kitabı oxumadan bilirdim. Amma Ulaşın yeri də başqadı təbii ki.. Və kitabda ən sevdiyim şeylərdən biri o soyuq qış havası. Yazıçı Ateş kitabına da qarlı hava ilə başlamışdı və həmin soyuğu oxumaq sanki həm də hiss etdirirdi, soyuğu sevən biri olaraq o kitabı oxuyarkən çox rahat hiss etmişdim ona görə. Bu kitabda da yenə soyuq qış günləri təsvir olunur və yenə də həmin soyuğu oxuyakən hiss edə bilmək ayrı zövq verir. Filiz necəsə havanı da gözəl yazır.
maalesef spoiler vererek anlatmak zorundayım kitabı gayet beğendim başlamadan önce bana arakadaşlarım ilk 150-200 sayfanın beni sıkacağını söylemişti sıkılmadım fakat bu sayfalar gerçekten çok durgun ve yavaştı devamıda aslında yavaş ilerledi genel olarak fakat aslında devamını daha çok sevdim diyebilirim özellikle aral ve linanın ilişkisi🥹 ve bazı yerlerde linaya sinir oldum çünkü burada spoi olacak yani adam sana(bahseettiğim kişi aral) yani sana o kadar güven vermiş ailesi ile yaşıyorsun ama 2 dakika içerisinde bir kadının sözüne güvenip gidiyorsun sonra başına gelmeyen kalmıyor tabii yani aşırı sinir oldum ve kızdım asaf zaten ayrı bir şey yani😑 1.kitap genel olaraj aklımda çok fazla soru işareti bıraktırdı yani yarım kalan çok şey oldu 2. kitapta bu sorularımın geçeceğini düşünüyorum ve alin🥹 ablasına ve ailesine olan bağlılığı çok sevdim alinide genel olarak asaf dışında tüm karakterlere bir nefretim olmadı açıkcası yani genel anlamda güzel bir kitaptı sevdim ben yani🥹✨🤍
This entire review has been hidden because of spoilers.
yine wattpadde 6 bolum okuyup kitap olursa alir oyle okurum diye yarim biraktigim bir kitapti. filizin kalemini sevdigim icin hic dusunmeden direkt aldim kitabi. her ne kadar bu kitapta devrik cumleler cok fazla olmasina ragmen tum olaylari cok guzel islemisti. ayrintilar dahil o kadar guzel islenmisti ki film izliyormussun gibi geliyordu insana. capraz okuma yapmasaydim bir haftada bitirebilecegim kadar akiciydi. o devrik cumleler bile insani rahatsiz etmiyor. zaten hatirladigim kadariyla filizin o kadar devrik cumle kurmasinin sebebi lina karakterini daha iyi yansitmakmis. lina surekli dusuncelere dalan bir karakterdi. babasina ne oldugunu aralla bulmaya calisiyordu. ve o kadar zeki ve guclu bir kadin ki dusuncelerin sonucu hep olaylari cozmesiyle bitiyordu. bence kitabi hic dusunmeden alin ve okuyun.
Aman Allahım o ilk 150-200 sayfa neydi yauvv sjsjsks beni krizlere soktu💆🏻♀️ ki bu da kitabın yarısı demek ki bu da kitabın yarısı bunalım ve kriz demek ama buna rağmen tam puan verdiğim için kendimi tebrik ettim🥰 Son 100 sayfa aşırı aşırı akıcı ve sürükleyiciydi ancak ilk yarı için aksine.. Çok dram ve acı, üstelik bol betimlemeli acı sjsjsjsjsj kitapta ufacık aşk olur diye ümit edip sevgi içeren bikaç diyalog yakaladım sadece. Kitabı romance için okuyacak olanlar zahmet etmesin, çünkü YOK eheehbsehhe Neyseli neyseliii 2de bol aşk okuycaz biliyorum endişeye mahal yok endişeye😌 Linamı da Aralımı da okurken bir an olsun sıkılmadım ❤️❤️❤️ ancak Çakırcamın yeri hep ayrı zaten onu söylemeye bile gerek yok🙂↔️ Biby era enter oldu böylece, tam puan vermemin ana sebebi de aslında her yerini postitle dolduracak kadar Aral Çakırca yükseliş moment yaşamamdı❤️🔥 Hadi bakalımmmm
oturup tavanı izlemek istiyorum sadece.. şu an kulaklığımda dünyaya bedel çalıyor ve o kadar biby gibi ki, yani ne desem boş kalır. o kadar buruk hissediyorum ki okurken ama çok huzurluyum da. tüm karakterlerin naifliği özellikle aral’ın🥹🥹 o kadar seviyorum ki hani böyle içime alıp sokasım var. başta kitaba karşı çok önyargım vardı ama o kadar ince düşünülmüş bir kitapki.. ağlıyorum herkesi çok seviyorum ve hepsine manyak bağlandım daha ilk kitabı bitirmeme rağmen şimdiden onlardan nasıl ayrılacağımı düşünüyorum resmen. aral ve lina’nın ilişkisi o kadar güzel hissettiriyor ki hani böyle içten gerçek, yürekten gelen bi sevgi okurken kalbim dayanmıyor……. VE AİLE İLİŞKİLERİ çok güzeller ağlıyoruömmmmm çok güzeller bir de “bir tanem” demeleri yok mu??🤍🤍🤍🤍 teşekkürler filiz puluç!!! ayrıca lina’nın depresyonunu iliklerime kadar hissediyorum çok garip bir his, onu çok içselleştirdim ya
Kitap okumayı neden bu kadar çok sevdiğimi, şu anda okumakta olduğum kitaptan anladım.
Hayatımdan daha zor hayatları okuyabilmek ve onların hissettiklerini hissedebilmek, bana hem teselli hem de garip bir zevk veriyor. Bu belki biraz mazoşistçe görünebilir, ama bu benim gerçeğim.
Ayrıca bu durum, iç savaşlarımdan ve zihnimdeki dalgalardan kaçmama yardımcı oluyor. Aynı zamanda kendimle sağlıklı bir iletişim kurmamı kolaylaştırıyor; çünkü genelde ya kendimle kavga eder, kendime çıkışırım ya da tam tersine, kendimi savunup bir deliye dönüşürüm.
Şimdi ise, şu anda okumakta olduğum kitaptan bahsedecek olursam — kitap çok ağır bir dille yazılmış. Nefes almadan okuma alışkanlığına sahip biri olarak, bu kitap beni okuduklarımı sindirmeye ve düşünmeye zaman ayırmaya zorluyor.
Tam bir giriş kitabıydı. Çok bi olay olmadı ilk kitapta ama devamını merak ediyorum. Kaliteli bir kurgusu var, ilerki kitaplarda açılır diye düşünüyorum.
Sadece kitabın dehşet bi kasveti var, özellikle ilk 100 sayfayı okumak zordu ama sonradan açıldı bence. Bazı yerlerdeki betimlemeleri atladım çok sıktığı için. Ve puntosu aşırı küçük, gözlerim ağrıdı okurken. Sayfa sayısı da uzun ama keyif aldım yani.
Hem ana karakterler hem de yan karakterler iyi yazılmış, Aral Çakırca okumaktan keyif aldığım bi karakter oldu ilerki kitaplarda daha çok sevicem onu inanıyorum aldkfpdmfl Lina da klasik başrol kız tiplemesinin askine salak değildi sevdim onu da 🌝
Hikaye çok ama çok güzel. Benim tek sorunum monologlarla oldu. Filiz'in kalemi bu şekilde ve bu kalemi kabullenerek, alışarak okursanız her şey akıp gidiyor. Benim adapte olmam çok zor olmuştu ve fakat karakterlere olan bağım ve merağım beni okumaya daha çok teşvik etti. Belki monologlar ve betimlemeler bu kadar yoğun olmasaydı çok daha akıcı olurdu ama bu da Filiz'in yazım tarzı olduğu için ondan değiştirmesini istemek yerine biz ona adapte olarak onun dünyasına hikayenin derinliğine girmiş oluyoruz. Emeğine sağlık Filiz, karakterler ve konu çokça iyi işlenmişti, final kitabını bekliyorum, 4 kitabı da bitirdim.
İlk 170 sayfasını okurken gerçekten nereye gideceğini merak ederek okuyordum. Biraz sıkıcı başlamıştı ama kitap ilerledikçe hikaye daha da derinleşmeye başladığında hem Aral ve Lina olsun hem de diğer yan karakterler olsun, bir sıcaklıkla çok tanıdık gelmeye başladılar. Hiç beklediğim gibi ilerlemediğini söyleyebilirim. İlk kitabı birkaç günde bitirmiştim ve serinin çok büyük potansiyelinin olduğunun, uzun uzun düşünülerek ve detaylıca planlanarak yazıldığını düşünüyorum. Sadece her şeye henüz başlandığı için biraz giriş tarzında kimse bir şey bilmediğinden sıkıcı geldiğini düşünüyorum. Hikaye daha da açılıyor ve hiç önü görülemeyen bir yere evriliyor, eğer spoiler almadıysanız.
Aral hakkında konuşmak istiyorum. Cok fazla wp kitabi okudum ama aral gibisini gördüğümü sanmıyorum. Diger karakterler gibi yalan soylemiyor, ne olursa olsun kizmiyor, her zaman anlayisli, asla ama asla kaba davranmıyor, kızsa bile icinde yasiyor çok yansıtmıyor uzmemek icin ve asiri güzel seviyor. Kitaba başlama nedenim tt de alıntılarda gördüğüm Aral'dı cidden abartıldığı kadar varmis o kadar sevdim ki, diger karakterler Aral'in kardeşi, Şahin falan hepsi asiri iyi samimi. Mehmet ali'yi pek sevemedim ama ne haksiz ne hakli diyorum onun hakkinda umarim ilerde isinirim.
Filiz ne yazsa okurum dediğim yazarlar arasındadır konu vallaha tartışmaya kapalı 🫷🏻Aral canım Aral seni o kadar çok seviyorum ki 🥹🫶🏻 ancak bu kadar çok sevebilirim. Kitap Lina’nın babasının ölmesi ile başlıyor aslında ölen babası değil mezarda yatan adam başka biri. Aral adli tıpçı doktor Lina ise dördüncü sınıf tıp öğrencisi. Öldü bildiği babası yaşıyor mu yaşamıyor mu? Kendini babasının katili sanarken öyle olmadığını bilse ne olacak? Kitap sırlarla dolu ve Aral, Linanın hep bir adım arkasında duran Aral. Sen iyi ki varsın bence.
Sonunda o çok merak ettiğim seriye başladım. Yavaş ilerlemesine rağmen çok severek okuduğum bir kitap oldu. Yazar Lina'nın iç dünyasını yaşadığı zorlukları gerçekten çok iyi aktarmıştı. Hatta öyle ki her okur Lina'yı okurken kendinden bir parça bulabilir. Aral karakteri ise gerçekten övdükleri kadar varmış. Lina'ya verdiği değer, sadece bir bakışı ile ne hissettiğini anlaması o kadar güzeldi ki... İki karakteri çevreleyen olaylara geldiğimizde de sorular çok ve serinin ilerleyen kitaplarında nasıl cevaplanacak çok merak ediyorum.
uzun süredir bir kitabı okurken bu kadar yorulmamıştım. karakterlerin her birinin ayrı ayrı şahsına münhasır travmaları var zaten gerek var mıydı sayfalarca depresyon betimlemeye emin değilim. bu nedenle karakterleri tanımak için eklenmiş monologlar aksine okuyucuyu boğmuş bence. 500 sayfa da şov biraz . . . . . ama aynı zamanda da bazı diyalogları tam ihtiyacım olan bir dönemde karşıma çıktı sanırım bu yüzden bir tık etkilendiğimi de reddedemeyeceğim. bence herkes çok insani, gerçek ve tatlıydı. sevdim bu evreni en çok da lina’yı AL KIZ HER ŞEY SENİN OLSUN EN ÇOK SEN HAK EDİYORSUN EN GÜZELLERİNİ