TARİH: 27 EYLÜL 2020 YER: KARABAĞ Tümgeneral Halil Uluant’ın yegâne kızı Hilal Uluant, gözü kara bir gazetecidir. Hilal, İkinci Karabağ Savaşı’na gönüllü olarak gittiğinde hayatı tamamen değişir. Mikrofonuna sarılarak insanların sesini duyurmaya, savaşın hakiki yüzünü göstermeye çalışırken bir çukura düşer ama bu sıradan bir çukur değil, yıllar önce yapılan gizli geçitlerden biridir. Düştüğü geçitte mahsur kalan Hilal’in ilerlemekten başka şansı yoktur çünkü savaştan dolayı geçit kapanmıştır. Gizli geçidin içerisinde ilerledikçe buraya depolanmış eski silahları fark eder ve nereye çıkacağını bilmeden karanlık yoluna devam eder. Işığı görmek, ışığı bulmak için... Ama bulacağı ışığın zifirî karanlık olacağının farkında değildir. Çünkü onu buradan çıkaracak kişi düşmanın ta kendisidir. Halef ve Rota serisi, ardından Yeşili Sevmek kitabı ile okurlar tarafından büyük ilgi gören Leman Veli, merakla beklenen Felah serisi ile okurları bu sefer Karabağ’ın dehlizlerine götürüyor ve savaştan arta kalan duyguları en derin şekilde açığa vuruyor.
Beni uzun bir süre sonra kendine çeken ve soluksuz kitap okumamı sağlayan bir hikayeydi. Yer yer karakterlerin düşünce ya da tavırlarına manyak olsam da bir okur olarak manyak olmadan kitap okumamak adettendir diyip yoluma devam ediyorum. Sonu için hala "kemalim yapmaz" modunda inkar eden bir halim var ama bakalım gerçeği ikinci kitapta gorucez
“Savaşı durduramam ama elime mikrofon alarak insanlara sesimi duyurabilirim…”
Zaman gerçekten acımasızlıktan ve vicdansızlıkla harmanlanan, herkese adil davranan bir kavram. Elinde silahla değil ama, elinde mikrofonla sonuna kadar savaşan hakikatli bir gazeteci Hilal Uluant. Gözü kara, dediğim dedik, ve herşeyiyle gönlünü, ömrünü vatanı için feda edebilecek bir Türk kadını. Babası Tümgeneral Halil Uluant’ın tek kızı. Bir asker çocuğu olmak, yakını olmak oldukça zor olsada, Vatan mevzubahis oldumu gerisi teferruat oluyor. Savaşın acısı, kötülüğü ne kadar ağır oluşu her anına sızan Hilal, bu mesleğe başladığından beri gözü kara oluşuyla, o acının tam ortasına, o savaş mağdurlarının sesi olmak için savaşın en sıcak olduğu bölgelere gitmiş her daim. Çünkü savaşın hakiki yüzü görünmeyen, duyulmayan seslerde.
Tarih: 27 Eylül 2020 Yer: KARABAĞ Azerbaycan’da yine savaş bölgesinde olan Hilal, karargahın bahçesinde hava alırken ansızın bir çukura düşüyor. Bu çukurun yanı başına düşen bombalar yüzünden, delik kapanınca buranın bir tünel olduğunu görüyor ve bir çıkış aramak için ilerliyor nereye çıkacağını bilmeden. Tünelin sonu, o ışık onu tam da düşman topraklarına çıkarıyor. Ve onu bulan ve onu yine bu topraklardan çıkaracak olan kişi ise hiç ummadığı düşmanlardan biri.
Karabağ’da düşmana esir düştüğünü düşünen bu Türk gazeteci, aslında hiç bir şeyin göründüğü gibi olmadığını öğrenecek. Savaşın, acının, aşkın, birlik olmanın, aksiyon ve entrikanın da buram buram hissedildiği müthiş bir hikayeydi. Ben çok sevdim devamını merakla bekliyorum 🫶🏽
Kitabın konusunu öğrendiğimde kesin çok severim diye düşünerek başlamıştım ama öyle olmadı ve bunun iki sebebi var. Biri Hilal yani ana kadın karakteri sevemezsem kitabı sevmek o kadar zorlaşıyor ki Hilal in yaptıkları konuşmaları hisleri bana geçmedi ve hiç yakın hissettirmedi yani her zaman kendime benzeyen karakterler okumak istemiyorum ama okuduğum kadından apayrı bir insan olsam bile bir şekilde onu anlayabilmek bir bağ kurabilmek istiyorum ve bu Hilal karakteri için asla olmadı. İkincisi de hikayenin anlatımı yani dümdüz anlatıyordu ya yani dramı karakterlerin geçmişi travmaları hani aslında baya dolu dolu olaylar oluyor ama yazar o kadar düz öylece anlatmış ki hiç etkilenmedim. Bu da okurken sinir bozucu oluyor çünkü resmen çok güzel olabilecek potansiyelde bir hikayeyi boş hislerle okuyor gibiydim. Hatta bir ara bu kitabın yazarı Loresima olsa kesin baya etkileyici olurdu diye düşündüm o karakterlerin hislerini ve yaşadıklarını aktarmada çok başarılı bir yazar bu kitaptaki karakterlerin de eksiği buydu sanki. Haris karakteri kitabın tek iyi tarafı olabilir sanırım onu sevdim ama genel karakteri tam hissetme sorunu onda da vardı o yüzden çok bağlanamadım hatta son sahne bile tam olarak etkilemedi. Devam kitabını okur muyum bilmiyorum.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Gerçekten çok güzeldi bazı sahnelerde göz yaşlarımı tutamadım,bizim askerleri çok sevdim özellikle Aras'ı sevgili Diegom.Kitabın sonu kalbimden vurdu beni ama spoisini yediğim için o sonu okumak zordu.O savaşta sanki bende içindeymişim gibi çaresizlik hissettim.
"Demin yasak bölgeye gittiğimi sanıyordum, Hilal, " dedi. Sıcak nefesi kulağıma çarpıyordu. "Hiçbir bölge senin tenin kadar yasak, tehlikeli değilmiş meğerse. '
" Demin durdurmak istediğin bir kalbe şuan dokunman mı doğru olmayan? Nefesini kesmek istediğin birinin nefeslerini hissetmek mi? "
"Düşmanın olmasaydım... Bana karşı farklı hisseder miydin? "
"Başka koşullarda tanışsaydık bir şansımız olur muydu? "
"Hoşuna gitmediğini söyleme... Başka koşullarda bana şans vermeyeceğini iddia etme. Hiç olmazsa hayal kurmama izin ver. "
"Eğer istemediğini bilsem... Sana parmağımın ucuyla bile dokunmazdım. Ama hislerimde yanılmam. En az bir kere bile olsa hayalimi kurdun. Başka koşullar ihtimalini düşledin.Bundan eminim. "
"Hangi çiçeği sana alırsam, onu seveceğini söylemiştin. Sadece Şuşa'da açan harı bülbül, bundan sonra en sevdiğin çiçek. "
Çok sevdiğim asker kurgularından birisi oldu. Yazım dilini çok beğendim. Aşırı akıcı bir dili vardı. Kurgu da aşırı sürükleyiciydi. Bir saniye olsun sıkılmadan okudum. Ayrıca bildiğimiz asker kurguları gibi değildi. Bu kitapta direkt olayım içindeydik. Her şey bizim önümüzde yaşandı. Bu da kitaba ayrı bir heyecan katmıştı. Özellikle sonunu okurken her şey yoluna girdi ama benim kalbim ağzımda atıyor kesin kötü bir şey olacak diye. Tahmin ettiğim gibi de oldu. Ben bir plan olduğunu düşünüp inanmamayı tercih ediyorum. Umarım düşündüğüm gibi bir şey çıkar. Karakterleri çok sevdim. Arası karakterine bazen sinir olsam da onu da çok sevdim. Zamir karakterini de merak ettiğim için Halef serisine başlamayı düşünüyorum. Devam kitabı umarım hemen çıkar. 10/10.
Hilal'in nasıl düşman askerlerine karşı köklü bir nefreti varsa, benimde onun aptalca tavırları ve dik kafalığına karşı köklü bir nefretim var. Kitaba ilgimden başladım, Aras için devam ettim. Devam ederken de Hilal yüzünden sinir krizi geçirdim.
Benim mi empati yeteneğim yok yoksa duygusal olması gereken sahneler aslında o kadar duygulu değil miydi? Bazı duygusal sahneler o kadar sahne dışıydı ki neden bu sahne buradaki dedim içimden bir kaç kere.
İkinci kitabı okur muyum? Okurum herhalde. O da sırf merakımdan bunlar şimdi ne halt yedi diye.
Gayet güzel bir kitap. Ama anlatımını sevmedim. Hem çok hızlı anlatıldı hem de cümleler devrikti. Bazen bazı düşüncelerde tutarsızlık vardı. Yine de dikkat çeken bir hikâyeydi. İkinci kitabını da okuyacağım.