Internet öncesi çağlardan, BBS zamanlarından "Ayasofya" mahlasıyla tanıdığım bir isim Ahmet Turan Köksal. Zamanında aynı dergi sayfalarında kalem oynatmışlığımız da var. Son yıllarda daha çok Twitter üzerinden haberleşmekteyiz.
Ustura, varlığından haberdar olduğumdan beri merak ettiğim bir romandı. En sonunda üstadın nazik hediyesi olarak elime geçti. Çıktığım biraz uzun bir yolculukta romanı yanıma aldım ve tam anlamıyla kıtadan kıtaya geze geze okuyup bitirdim.
Ben bir İhsan Oktay Anar hayranıyım. Dolayısıyla Ustura'yı okurken ister istemez aklımda hep Anar'ın kitapları vardı. Özetle şöyle söyleyebilirim, Ustura bana bir İhsan Oktay Anar tadı verdi. Bu bence oldukça önemli bir duygu. Toplamda Anar'ın kitaplarından biraz daha az masalsı, ama daha eğlenceli ve modern bir eserle karşı karşıyayız.
Sade ve temiz bir dille yazılmış olan Ustura, eski zamanları anlatmasına rağmen sözlüğe bakmayı gerektirmiyor. Bir ayağı 1800'lere, diğer ayağı 2010'lu yıllara basan öykü gayet modern ve genç bir dille anlatılmış. Özellikle İstanbulluların ilgisini çekebilecek çok sayıda detay ve bilgi var kitapta. Bir alt metin kaygısı güdülmeden (en azından, ben farketmedim) biraz masalsı, biraz fantastik bir kurgu sağlam bir anlatımla sunulmuş okura.
Her şeyin daha iyisi yapılabilir, haliyle Ustura da belki daha keskin hale getirilebilirdi. Ben kitabın genelinde, anlatıcının anlattığı yolculuğa çıkma amacının çok net aktarılmadığını düşündüm. Bir de, final bölümlerinde yazar sanki biraz sıkılmış ve "artık bitsin" demiş gibi hissediliyor. Anlatının ilk sayfalarında yazarın okuru arada sırada kitabın arkasındaki "ekler" bölümüne gönderme ısrarı da kafa karıştıran ve anlatıyı aksatan bir detay. Biliyorum, Yüzüklerin Efendisi'de de ekler var, ancak benim idealim okuyucuyu bir oraya bir buraya yönlendirmeyen kesintisiz bir akış.
Ustura'nın gayet net başarısına rağmen fazla bilinmediğini, yeterince ilgi görmediğini düşünüyorum. Internetten topladıklarıyla yazar oluveren garip şahısların prim yaptığı şu devirde, bütünüyle özgün bir romanla karşı karşıyayız. Üstelik bizim ülkede çok sık rastlanmayan bir türde kaleme alınmış bir roman. Yayınevi reklam ve tanıtım için ne yaptı ne yapmadı bilmiyorum, ama ben size Ustura'yı okumanızı öneriyorum. Tahmin ediyorum ki okuduktan sonra siz de çevreniz "ya böyle bir roman var, haberiniz var mı?" diye soracaksınız.
Yazarın ikinci kitabı "Tuhafiyedeki Hafiye" beni bekliyor, başlamak için sabırsızlanıyorum açıkçası.