Serol Teber'in özenli ve detaylı araştırmacı kimliği ve olayların içine kişisel bir yorum katmadan arkeoloji ile, mitoloji ile, söz oyunları ile dolu dolu anlatması gerçekten hayran bırakıcı. Freud'un nasıl Freud olduğunu açık açık gözler önüne seriyor ve neredeyse onunla empati kurduruyor.
Freud her zaman tartışılan, kuşkusuz her zaman da tartışılacak bir isim. Kendisine duyduğum hisler sanırım onun babasına karşı duyduğu hislere yakın.
Tabiki de okurken kendimi ve etrafımı sorguladım ve bir şeyin farkına vardım. Sanıyordum ki bir sorunu çözmenin ilk adımı; o sorunun farkında olmaktır, adını koyabilmek- teşhiste bulunabilmek-tir. Eğer sorunun ne olduğunu bilirseniz, yolu yarılamışsınızdır, çözüme ulaşmanız kolaylaşır. Bu yüzden de sanırım içten içe sebepsizce inandığım Freud çok iyi bir baba olmalı inancını fark etmem beni çok şaşırttı. Freud çok iyi bir baba olmalı çünkü o kendini biliyor, tanıyor, neler yaşadığının ve o yaşadıklarının kendi hayatına izdüşümlerinin farkında. Ailesi onda nasıl izler bırakmış, hangi davranışlarına sebep olmuş, kişiliğini nasıl oluşturmuşlar bunların hepsinin farkında olan ve bütün hayatını bunları çözmeye adamış birisi. -Çözmüş olsun ya da olmasın bu yöndeki çabası ve farkındalığı bile onu gözümde sebepsizce iyi bir baba yapmış çoçukları ile olan ilişkisi hakkında herhangi bir şey bilmememe rağmen.-Ancak ne yazık ki iş kendi çocuklarına gelince kılını kıpırdatmamış adeta onlara evi zindan etmiş ve onlarla arasına bir duvar örmüş. Zıtlık.
Dışarıda Dünya'ya ve baskıcı fikirlere olanca gücüyle karşı çıkan biri , kendi evinde adeta o karşı çıktığı otoritenin ta kendisi olmuş. Dünya'ya karşı müthiş bir 'cycle breaker' olan Sigmund, aynı ünvanı kendi soyadı için, gelecek nesilleri için kazanamamış. Bu konudaki potansiyelini boşa harcamış, çok merak ediyorum ondan sonra ailenin hangi üyesine düşmüş bu ünvan(görev). Bütün bunlar şahsi fikrim ve farkındalıklarım. Ben sadece bu fikirlerimi yazma ihtiyacı hissettim, kendisine buradan dert yandım denilebilir. Belki dış bir perspektif olarak buraya kadar okuyup bir şey anlamadınız, sorun değil. Bir alıntı bırakmak istiyorum buraya;
"Evdeki ağır otoriter baskı nedeniyle, hemen bütün çocuklarda, hafif bir kekemelik ve peltek konuşma ortaya çıkmıştır. Bu durum onların öğrenme başarılarını önemli ölçüde düşürmüştür. Öğretmenleri bunu Freud ailesine anlatmak için çok uğraşmışlar, kerelerce uyarmış ama sonuç alamamışlardır. Bu konuda Freud'un çeşitli konuşmalarda vurguladığı tanıyı anımsatırsak: Kekemelik ve peltek konuşma, baskı altında tutulan çocuklarda ayrılma/kopma korkusuna bağlı olarak ortaya çıkmaz mıydı!
Büyük oğlu Martin, alaycı açıklamalarıyla aile içi ilişkilerin trajik boyutuna daha da çarpıcı açıklıklar getirmiştir. Martin,"Babamızın biz çocuklarına sunduğu/armağan ettiği en büyük özgürlük, onların kendisinden istedikleri kadar korkma özgürlükleriydi." demiştir. İnsanın "her şeyi bilen ve her zaman haklı olan" bir babası olursa, korku, kekemelik ve peltek konuşma özgürlüğünü kullanması da kaçınılmaz olacaktır."