"Kardeşim Yaşar, Geçenlerde Ağaç mecmuasını gördüm, orada hikayem vardı, soyadım yerine Adalı yazmışlar, çok üzüldüm, benim soyadım yok mu sanki. Kardeşim Yaşar, sen soyadını yazıversen hiç böyle karışıklıklar olmayacak. Sait Faik" Türk edebiyatının parlak zirvesi Sait Faik Abasıyanık, bir öyküsünün sonunda "yazmasam deli olacaktım" diyordu. Roman, deneme, şiir ve çok sayıda mektup, ama en çok da öykü yazdı. Orhan Veli, Yaşar Nabi Nayır, Orhan Kemal, Naim Tirali, Tarık Buğra, Fazıl Hüsnü Dağlarca başka olmak üzere, birçok yazar dostunun yanı sıra yakınlarına yazdığı ve onlardan gelen mektup ve kartpostallar; dönemin edebiyat dünyasına, Sait Faik'in ayrıntılarını pek de bilemediğimiz hayatına ışık tutuyor. Karganı Bağışla'nın bu yeni baskısında pek çoğu ik kez bu kitapta gün ışığına çıkan mektup ve kartlara yenileri ekleniyor. Sait Faik Abasıyanık'ın hayatı biraz daha aydınlanıyor.
Sait Faik Abasıyanık (18 November 1906 - 11 May 1954) was one of the greatest Turkish writers of short stories and poetry. Born in Adapazarı, he was educated at the Istanbul Erkek Lisesi. He enrolled in the Turcology Department of Istanbul University in 1928, but under pressure from his father went to Switzerland to study economics in 1930. He left school and lived for three years in Grenoble, France - an experience which made a deep impact on his art and character. After returning to Turkey he taught Turkish in Halıcıoğlu Armenian School for Orphans, and tried to follow his father's wishes and go into business but was unsuccessful. He devoted his life to writing after 1934. He created a brand new language and brought new life to Turkish short story writing with his harsh but humanistic portrayals of labourers, fishermen, children, the unemployed, the poor. A major theme was always the sea and he spent most of his time in Burgaz Ada (one of the Princes' Islands in the Marmara Sea). He was an honorary member of the International Mark Twain Society of St. Louis, Missouri.
Sait Faik mostly published under the name Sait Faik, other pen names being Adalı ("Island dweller"), Sait Faik Adalı, and S. F..
There is an award for his name which is given every year on his death anniversary: Sait Faik Hikâye Armağanı
Mektup kitabı bile olsa, okura bir şey verebilmeli bence. O yüzden kitaplığımda bir çok mektup kitabı yer alıyor. Bu kitap ise beni şu açıdan heyecanlandırmıştı; Sait Faik Abasıyanık gibi dışında deli doluluk, içindeyse duygusallık, kırılganlık taşıyan bir edebiyatçının, bir ada insanının mektupları da kuşkusuz çok ilgi çekici olacaktı... ama pek olamadı.. Bir kere şu var ki, YKY, öykücüyle ilgili arşivde ne kadar mektup varsa hepsini kitaba adeta "yığmış". Olmasa da olur dedirtecek bazı mektupları koymazsın bence kitaba. Veyahut 2 satırdan oluşan bir yılbaşı tebrik kartında yazılanı kitaba 1 sayfayı işgal ederek koymazsın. Bir kartpostal, yazara yönelik açılan sergide daha anlamlı olabilir. Kaldı ki babası vefat ettikten sonra amcası ile olan maddiyat içerikli mektupların da kitapta yer alması bence gereksiz. Kitapta eksik olsa o kısım, okuyucu bir şeyden mahrum kalmış olmaz. Kitabın ilk bölümü Abasıyanık'ın yazdıkları, ikinci bölümse öykücüye yazılan mektuplar. İkinci kısım daha zevkli denebilir. Zaten Abasıyanık, mektuplarında çoğu kez tarih de atmamış. Hatta bir kişi cevaplarken "şu meşhur tarihsiz mektuplarından birini aldım yine" diyor. Tarihsiz mektuplar, kitaptaki sıralama açısından yayıncıyı biraz zorlamış. Öyle ki, "mektuplar tarih sırasına göre sıralanmıştır" ön bilgisine rağmen, tarihi belli olanların bile sırası karışmış, bir özensizlik olmuş. Kitaptan bende kalanlar; - Sait Faik, tedavi için Paris'e gidiyor, ama bir anda geri dönmeye karar vermesi ile tedavi başlamadan bitiyor. Belki kalsa daha uzun yıllar daha yaşayabilirdi. - Özcan Ergüder'in yazdığı bir mektupta, Varlık dergisi sahibi Yaşar Nabi için "kapitalist, iş adamı, parayla şiir yazdıran adam" nitelemelerinde bulunması (Ergüder'in de biyografisine baktığımızda kendisi de bir zaman sonra gazete ve dergi sahibi olmuş bir isim. Fakat Abasıyanık'ı o kadar çok seviyor ki, öykücü öldükten sonra kendisi de yazmayı bırakmış biri.) - Öykücünün babası vefat ettikten sonra, gelir kaynaklarının yönetimi Adapazarı'ndaki amcaya kalıyor ve sanki amca, yeğenini ve yengesini maddi açıdan biraz kandırıyor gibi sezdim.
Özet; Elbette bir belgeseldir bu kitap da. Gereksiz olanları tasnif edilip daha seçkin bir kitap oluşturulabilirdi.
Yine görüştük abimle. Bu sefer farkında olmadan aniden oldu. Bilmiyordum mektuplarının kitaplaştırıldığını. 2019 un ilk süprizi oldu benim için de. Çok memnunum. Hasret giderdik.