Paperback. 13,00 / 20,00 cm. In Turkish. 136 p. Translated by Ilker Özünlü "Dünyanin yüzeyde isildadigi, asagilardaysa basitlesip kabalastigina dair ortak inanca dayali bir arkadasliga, muhtemelen daha önce hiç tanik olmamistim. Kendi hayatlarimizdan hiç bahsetmiyor, bu hususu pratikte tamamiyla göz ardi ediyorduk; ama yine de çogu kez bir bakis birbirimizi anlamaya yetiyordu." Waldemar Hansen'in Ani Ölümü'nün anlaticisi, arkadasi Hansen'in intiharindan sonra onun hayati hakkinda neredeyse hiçbir sey bilmedigini fark eder ve tipki kendisi gibi babasinin ölümünü aydinlatmak isteyen kizi Eva'yla bu intiharin izini sürmeye baslar. Bu yolculuk esnasinda, sürpriz karakterlerin tanikliklari araciligiyla Hansen'in karanlikta kalmis yönleri karsilarina çikar. Domínguez bütün bu bilesenleri kusursuz bir arastirmaci-gazeteci titizligi ve röportaj teknigiyle bir araya getirir ve okurlarini "ani ölüm"ün ardindaki bilinmezlige dogru son derece dolambaçli ve çok katmanli bir yolculuga çikarir.
Carlos María Domínguez was born in Buenos Aires in 1955 and has lived in Montevideo, Uruguay since 1989.
He is the author of Mares Baldíos, a collection of short stories, as well as five novels, including La Mujer Hablada, which won the Bartolomé Hidalgo Prize, Tres Muescas en mi Carabina, which won the Juan Carlos Onetti Prize, and The Paper House, which won the Premio de la Fundación Lolita Rubial, Vienna's Jury of Young Readers Prize, and has been translated into 18 languages.
Domínguez's nonfiction work includes Delitos de Amores Crueles, Escritos en el Agua, and El Norte Profundo, as well biographies about Juan Carlos Onetti, Roberto de las Carreras, and Tola Invernizzi. His journalistic articles have been collected in two books: El Compás de Oro and Historias del Polvo y el Camino.
Bu sene -şu ana kadar- utanç duygusunu temel alan iki güzel kitap okudum: Ne Rezalet ve Waldemar Hansen'in Ani Ölümü. Dominguez'in bu kısacık romanda başardıkları takdire değer: Hansen'i ve onu ölüme götüren utanç duygusunun önünü arkasını keşfetmeye çalışırken birçok farklı karakterle tanıştırıyor bizi ve herbiri yaşayan, kanlı canlı, birbirinden farklı karakterler. Gizemin çözümüne giden yol ise bu karakterlerin her birine uğramaktan ve onlara kulak vermekten geçiyor.
Waldemar Hansen'in Ani Ölümü ilk 10 sayfasıyla beni zorlasa da sonradan akıp gitti. Bu kadar karakteri kısacık bir romana sığdırıp okuru bunaltmamak, yormamak usta işi. Dominguez de bunu çok iyi başarmış. (Bizim 300+ sayfada birbirine benzer karakterlerle dolu kitaplar yazan yazarlarımız örnek alsa keşke) Dominguez'in Kağıt Ev'ini çok sevmiştim, bu kitabıyla da takip etmeye devam edeceğim yazarlar arasına aldım. 5/5
Önemsediğimiz biri, sahip olmadığımız bir yeteneğe inanacak olsa hemen o yeteneği elde etmek için bütün bir hayatımızı harcarız. Gerçekten sahip olduğumuz bir beceriyi daha da geliştirmek için asla bir şey yapmayız. Böyle olunca, hayatımın büyük bir bölümü başkalarının bana olan güvenini yansıtmakla geçti. Neden? Sadece annem benim güvenilir biri olmama ihtiyaç duyduğu için. Ama işte, şimdi sana kesinlikle güvenilir biri olmadığımı söyleme zamanı."
Waldemar Hansen’in Ani Ölümü için konserve kutusu gibi bir kitap diyebilirim. Çünkü yazar, 140 sayfaya bunun birkaç katı daha fazla sayfada anlatabilecek hikayeleri sığdırmayı ustalıkla başarmış. Olaylar belki hızlı çözülüyor ve sonuca bağlanıyor olabilir fakat okuduğunuz metin o kadar nitelikli ki sanki daha uzun bir roman okumuş gibi hissediyorsunuz. Çünkü Kağıt Ev’den hatırlayacağımız ki bence okuyucuyu en çok tatmin eden de buydu, yazarın edebiyat ve sanat konusundaki bilgi birikimi burada da karşımıza çıkıyor. Edebiyat ve sanat tartışmalarını polisiye bir olay içine yerleştirip bir de bu kadar kısa bir metinde aktarabilmek herkesin harcı değil. C. M. Dominguez’i okumaya devam!
Kağıt Ev'deki gibi merak uyandıran bir girişle başlıyor hikaye. Bir bekleme salonununda tanışan iki adamın arkadaşlığı paylaştıkları ortak noktalardan beslenerek ilerliyor. Beklenmedik bir ölüm hikayede yeni bir başlangıç yaratıyor ve anlatıcı kahraman bu ölümün izinden giderken arkadaşı hakkında bilmediği gerçeklerle karşılaşıyor. Parçaları birleştirmeye çalışırken hem kendi zihninde hem de Uruguay'ın kuzey bölgesine doğru karmaşık bir yolculuğa çıkıyor. Yolculuk kısmını okurken bir anda Latin Amerika topraklarının büyülü gerçekçilik kıyılarında gezen bir anlatımının içinde buluyorum kendimi. Ücra bir kasabanın tekinsiz sakinleri ve net bir çerçeveye oturtamadığım olaylar zinciri çıkıyor karşıma. Tam bir Marquez havası seziyorum. Ama çok derinlere dalmadan kaçıyor anlatıcı, hikaye belirsiz bir sona doğru ilerliyor.
Gizemli bir ölümün izini sürerken yan karakterlerin dünyasına girmek güzeldi ama kimi yerleri metnin gövdesinde bir kambur gibi tanımlayabilirim. O bölümlere çok girmesek hikaye daha akıcı olurdu diye düşünüyorum.
Yazarın edebiyat ve sanat dünyasından eserlere yaptığı vurguları okumak keyifliydi. Kağıt Ev kadar etkilenmedim bu kitabından. Ama bazı yerlerde öyle güzel vurgular ve muzip bir anlatım var ki sırf onlara tanık olmak ve kendi hayatımda bir yerlere oturtmak güzeldi.
İlker Özünlü'nün titiz çevirisi takdire şayan. Özellikle dipnotlarda verdiği bilgiler detaylı ve ilgi çekiciydi. Ayrıca kendisinin roman, öykü ve deneme kitapları varmış. Başka bir dilde yazılmış bir kitabın kendi dilimde yazan bir yazara köprü olması ne güzel. Okumak isterim İlker Özünlü'nün kitaplarını.
El narrador cultiva brevemente con Waldemar, ambos retirados, una amistad antigua, que prescindía de la confidencia; disfrutaban de sus conversaciones sobre el arte, la literatura, las ideas. El inesperado suicidio de Waldemar, y los enigmáticos encuentros con sus familiares, lo llevan a una tarea de detective aficionado, empeñado en aclarar el misterio.
Una narrativa impecable, en la que cada palabra tiene su lugar exacto (hay ecos de Borges), que nos lleva de manera parsimoniosa, virtud de los uruguayos, a lo largo de una historia, en la que se va poniendo en evidencia la importancia del significado que tienen las personas y sus actos para los demás. ¿Y si todo fuera un gran malentendido?
"...porque la mayoría de las personas necesita que los demás crean en ellas. Una operadora, la página web que recibe el número de la tarjeta de crédito, el vendedor de hamburguesas, el autor de El Quijote, todos reclaman nuestra fe."
Una excelente novela, para no leer apurado, de manera de disfrutar de la magnífica escritura y de la comprensión del ser humano que nos ofrece.
Carlos María Domínguez (1955) nació y se crio en Argentina. Desde 1989 reside en Uruguay, donde se sitúa la novela.
Su gibi akıp giden, okuyucuyu metinde hapseden bir kitaptı. Ama kitabın başındaki etkileyiciliğin sonlara doğru kaybolduğunu, karakterlerin sayısı arttıkça gizeminin ve heyecanının biraz düştüğünü düşünüyorum. Bir de ister istemez ‘Kağıt Ev’le kıyaslayınca bir tık beklentimin altında kaldı kitap. Yine de sevdiğim yazarlardan biri oldu Dominguez Türkçeye çevrilen ikinci kitabıyla da.
Ne yazik ki beğenmedim romanı. Olay örgüsünün 135 sayfalık bir anlatıya uygun olduğunu düşünmüyorum. Her şey aceleye gelmiş gibi. Romanın anlatıcı ile Waldemar Hansen'in arkadaşlığı ve sohbetleriyle dingin bir açılış yapan roman ani ölümle birlikte bir anda karakter yağmuruna tutuyor okuru ve hiç anlamadığım bir biçimde romanın tam ortasında polisiyeye dümen kırıyor. Ayak uyduramadım. Nüfuz edemedim. Benimseyemedim. En kötüsü de cümlelerin aceleciliğinin zihnimde yarattığı kaostu. Hoşlanmıyorum bu etkiden, hissiyattan.
Dominguez'i Kitap Ev ile tanıyıp çok sevmiştim. Hala ara ara aklıma gelir hatta. Oldukça severek okumuştum ve aklıma geldikçe yüzümde hep bir gülümseme oluşmasına sebep olur. Olvido Kitap da Waldemar Hansen'in Ani Ölümü'nü basınca bu kitabı da hemen almıştım. Okunmayı bekliyordu.
Oldukça kısa bir metin olmasına rağmen çokça yoğun bir anlatıma sahip bir kitaptı Waldemar Hansen'in Ani Ölümü. Buna rağmen, bana göre, anlatımında bazı kopukluklar vardı ve okuru zorlayıcı bir yoğunluğa sahipti. Kitap belli bir noktadan sonra açılıyor birden karmakarışık bir hale dönüşüyor. Buna rağmen takibi zor. Kitabı yer yer sevmeme rağmen geneline bakınca hayal kırıklığına uğradım diyebilirim... Maalesef ki.
Olmadı, olamadı... Çok güçlü başladı, ilginç ilerlese akıp gidecekti ancak kuru bir anlatım ve kopuk olaylar zinciriyle heba oldu. Waldemar Hansen kültürlü, entellektüel ve hayatı dibine kadar yaşamış bir adamdır, tesadüf eseri kitabımızın kahramanıyla tanışır ancak tam bir arkadaşlık kurulamadan Hansen vefat eder. Kitap bu şok haberin üstüne tanıma fırsatı bulamadığı arkadaşının peşinden, aile ve dostlarına karışarak ölümüne anlam yükleme sürecini ele alıyor. Ölümünden sonra tanıdım onu diyor anlatıcımız karmaşık ve dolambaçlı yolculuğun sonunda. Çeviride mi kayboldu anlam, yoksa sorun başka bir şey mi bilmiyorum, potansiyeli yüksek ama vasatın çok altında bir kurgu.
Ben bu kitaba odaklanamadım, hakim olamadım, tam olarak anlamadım ve hızla kaşıkladım.
Hava çok sıcaktı.
Belki 10-15 karakter var ve kitap yalnızca 133 sayfa. Karakterler ilgimi çekmedi. Olaylar gibi. Geçişler ise alelacele/başarısız.
Yaz günü, tabakta yemek bırakmamak için, tepeleme -üstelik baharatsız ve salçasız- türlü yemiş gibi hissediyorum. Baskın bir tat yok, patates Hansen, fasulye Wanda, patlıcan Nina..
Karışık bi ilişkimiz oldu Waldemar Hansen'in Ani Ölümü'yle. Bir yandan bazı yerlerinde kitaba inanılmaz bağlanıp, birkaç satırı ard arda okuyup; adeta içimden geçirip, süzerek okudum. Yer yer de onlarca sayfayı ''ne oluyor ya ? ne oluyor ?'' diyerek, okuduğumdan hiçbir şey anlamadan okudum. Olayların birbirine bağlanışı, hikayenin akışı inanılmaz kopuk geldi ve gerçekten ama gerçekten neler olduğunu asla anlamadan, kimin kim olduğunu ayırt edemeden %40'ını okumuş olabilirim romanın.
En nihayetinde de tam olarak neden, ne niyetle, hangi dürtülerle yazıldığını anlamadığım ama yer yer çok keyif aldığım ve bağ kurduğum bir roman oldu. Puanlamam imkansız.
Creo que lo que más me impresionó del libro fueron la cantidad de historias que se pueden comprimir en tan poco espacio, porque a ratos parecía que llevaba 300 páginas leídas, cuando solo habían pasado 80. Las discusiones sobre el arte en literatura son —casi siempre— interesantes, pero si no se lleva bien el ritmo de los hechos, puede ponerse arenoso de avanzar. En este caso, el arte juega un papel fundamental para esta novela, pero también juega un buen papel el misterio, el complot y el pasado de varios personajes que, de manera interesante y no forzada, se unen o se mezclan con tintes policíacos y artísticos, algo no siempre fácil de lograr, pero que el autor ya pareciera estar dominando bastante bien desde su muy entretenida La casa de Papel.
"Kağıt Ev" e duyduğum sevgi bu kitabı okuma nedenim oldu ve bu durum kitabın aleyhine işledi her bir satırda. Anlatılan hikayenin genel hatları itibariyle Kağıt Ev' e benzemesi de eklenince kitabı büyük kardeşinden bağımsız bir şekilde değerlendirmem zorlaştı ama sonuçta bu farklı bir eser. Waldemar Hansen' in Ani Ölümü ilginç bir konusu olan ama bunu okura aktarma konusunda zaafiyetler gösteren bir roman. Gizem duygusu da karakterlerin hikayesi de beklediğimiz kadar yetkin bir şekilde anlatılamamış bence. Okuduğuma memnunum tabi ki, dediğim gibi Kağıt Ev' in etkisinden hala çıkamamış olduğum gerçeğini gözardı etmeyin, yorumumu değerlendirirken.
Me re gusta la trama pero creo que avanza mas lento de lo que podria (y eso que es un libro cortito) porque se regodea un poco en la prosa y el telento que tiene para usar el lenguaje… no se, disfruté, pero al principio esperaba mucho mas. Me gustan mas las investigaciones periodísticas de él.
Un poco entreverado. Empieza muy bien y querés averiguar lo que va averiguando el coprotagonista, que va buscando las pista de Waldemar Hansen. Hacia la mitad me perdí un poco. Fue entretenido y ágil.
Dört yıldızı hak etmiyor değil, sadece Kağıt Ev'in üzerine pek bir şey koyamadığı için üç puan. Aynı kitabı farklı mekan ve karakterlerle okuduğum hissi oluştu bende