“Sence önce tren mi gelir kar mı yağar?” “Bilmem, önce kar yağmaya başlarsa daha güzel olur sanki.” “Evet… Önce kar yağsa sonra kar tanelerinin arasından tren geçse.” Rüzgârı, billur örüntüleri yüzümüze savursa Gözlerimizi kıssak Düdüğü çalsa Eve dönsek. Rıdvan Hatun, ilk kitabı Billur Örüntüler’de karanlıkta el yordamıyla ışığın düğmesine ulaşmaya çalışan insanları anlatıyor. Hayatta kalmaya çabalayan insanlar, başkalarının hayatta kalması için çabalayan insanlar, aile denen taşıması zor yükü sırtlanan insanlar. Birbirinden farklı dünyaların küçük sahnelerinden; büyük, tedirgin edici anlatılar var bu öykülerde. Yumruğun nereden geleceğini kestiremiyorsunuz. #anne #aile #şiddet #yalnızlık #ilişki #ezilenler #şehir
En son söyleyeceğimi başta söyleyeyim, Billur Örüntüler’i çok beğendim. Hatta o kadar beğendim ki okumayı bilerek yavaşlattım hemen bitmesin diye ama heyecanıma yenik düşüp bitirdim. Rıdvan Hatun, öykülerinde öyle ya da böyle kuytuya itilmiş insanları ele alıyor. Aile de toplum da bizzat bireyin kendisi de bu itmenin parçası kuşkusuz. Hikayelere yayılan genel karanlık tonun ve gerilimin kullanımı o kadar olması gerektiği gibi ki çok etkilendim doğrusu. Yakın zamanda okuduğum başka hiçbir yazara benzemeyen öyküleri biricik kılan bir diğer unsursa yazarın biçim arayışı oldu. Özellikle derlemeye adını veren öyküde kullanılan tekniğe ve bunun içerikle olan uyumuna hayran oldum. Öykülerin farklı coğrafyalara yayılması, birbirinden çok farklı karakterleri merkeze koyması da ayrıca hoşuma gitti. “Bencil Karıncalar, Kaplan ve Puşt”, “Marena Evcil Leopar” ve “Kapan”, “Billur Örüntüler” ile öne çıkan, hatta ikişer kez okuduğum öyküler oldular. Yazarın ikinci kitabını sabırsızlıkla bekliyorum.
evet sonunda okudum “billur örüntüler”i. bazı kitapları bekletirsem tadına daha iyi vardığımı düşünüyorum, bu kitap da onlardan biri. geçen sene gereksiz bir tartışmaya dahil olması rıdvan hatun için talihsizlik miydi bilmiyorum ama sosyal medyada böyle bir tartışmaya girmemek gerektiğini düşünenlerdenim. yazar da böyle düşünüyordu bence ama çevresi pek öyle yapmadı. ihtiyaç duyup duymaması ayrı konu, ben böyle savunulmak istemezdim sanırım. ve lütfen siyasi islamcılarla sosyal medyada tartışmamak gerektiğini unutmayalım. kitaba gelirsek adını veren ilk öyküye şapka çıkartıyorum. bilinç akışı çok sevmem ama bu öyküde bilinç akışı, kullanılmayan noktalamalar ve bazı detaylar öylesine ustalıkla kotarılmış ki tekrar tekrar okudum. bilinç akışının sezdirdiklerinden hiç emin olamayışımız, 2. tekilden bazen 1. tekile geçişler, sonda kapanışı yapan nefis diyalog… post’ta ikinci foto olarak koyduğum paragrafa bakın. yıllar içinde bir kasabanın nasıl değiştiğinin bu denli yaratıcı bir biçimde anlatılmasına bayıldım. daha önce işaret eden oldu mu bilmiyorum. ilk üç öyküyü epey beğendim. “travesti bileklerimi enine”de islamcı yazarları sinirlendiren şeyi biliyoruz ki bence nefis bir humour. anlamayanlar utansın. lubuncası ve kısacık öyküde parmak bastıklarıyla çok hakiki bir öykü ve çok daha ajite olabilecekken, değil. iyi tarafı da bu. oğlan çocuk ve baba meselesinin didiklendiği öyküleri de sevdim. “neresine vurmak istedin?”de çocuk anlatıcı gayet iyi kotarılmış, bizde pek becerilemeyen şeylerden. yine kitabı kapatan öykü “pencere” de bence kitabın iyilerinden. hemen her öyküde taşradan kente memleketten bilinmeyen yerlere götürmeyi başarmış rıdvan hatun. dilini farklılaştırabiliyor. ve finalleri çok iyi. bunlar çalışma isteyen şeyler. genç yazarımız çalışkan :) ama bilinemeyene göz kırpan “karbon”la, fareli köyün kavalcısı’na göz kırpan “kapan”la çok uyuşamadım. oysa “marena evcil leopar” tüm bilinmezliği ve garipliğiyle sevdiğim bir öykü oldu. tek bir sözcükle okuru davet ettiği dikkat, içinde kaybolmuş karakterler ve meçhul bir kiliseyle kurduğu atmosfer özellikle dikkat çekici. sonuç olarak başarılı bir ilk kitap “billur örüntüler”. parlak bir başlangıç yaptı, umarım öyle devam eder.
Hayatının bir döneminde yakın çevresi tarafından aslında özellikle aile fertleri aktifliğinde karanlığa çekilip orada bırakılmış insanların öyküleri. Aile yükleri, hayatta kalma çabası ya da hayatta tutma çabası çemberlerinde öyküler. Gelincik Uykusu, Karbon, Neresine Vurmak İstedin? öyküleri en sevdiklerim oldu.
Içinde on üç öykü bulunduran kısacık bir kitap Billur Örüntüler Bazi hikayeler çok kolay anlaṣılırken bazılarında yazarın bize ne anlatmak istediğini hiç anlamadım En güçlü öykü tay gitti tay idi. Malesef diğerlerini pek beğenmedim. Yine de yazarın emeğine sağlık.
Sevdim… Kitapta on üç öykü var. Genel itibariyle hayat ve etraflarındaki insanlar tarafından sindirilen, buna rağmen ayakta kalmaya, yollarını bulmaya çalışan karakterlerin öykülerini boğazım düğüm düğüm okudum. "Tatlı" öyküsüne özellikle vuruldum… Rıdvan Hatun derdini anlatırken, kıstırılmış insanları tasvir ederken duyguları, düşünceleri çok güzel yansıtmış. Sanki anlattığı şeyleri yaşamış, çok yakından görmüş, acıların içinden geçmiş. Farklı tarzları kullanmaktaki becerisi beni ayrıca etkiledi. Bu ilk kitabı, belli ki ondan çok bahsedeceğiz...
Bir yazarın ilk kitabından mucizeler beklemiyoruz. Kullanmış olduğu farklı bir anlatım tarzı var kitapta ve yer yer zorlaştırıyor okumayı. Yine de kitabın içerisinde iki, üç öyküyü beğendim. Billur Örüntüler, Travesti Bileklerimi Enine, Pencere ve Site Sineması beğendiğim öyküler arasında.
Kitaba ismini veren Billur Örüntüler öyküsünü ve devamındaki birkaç öyküyü daha okuduktan sonra, Rıdvan Hatun’un çok tuhaf ve insanın bilinçaltını uyarabilecek şiirler yazabileceğine ikna oldum, nedense. Az sayıda öyküsüne ısınamadım ve bırakıp bir sonraki öyküye atladım, ama sevdiklerimi de öyle sevdim ki, okurken meraklanıp heyecanlandım ve aklımda canlandırdığı kimi imgeleri kendi hayatıma nasıl yedirmiş olduğumu fark ettim - kendiliğinden, hiçbir çaba sarf etmeden. Yüklendim. Çözüldüm.
“Billur Örüntüler” öyküsünde kullandığı yazım-anlatım tekniği, ‘kural dışılığıyla anlamı yansıtabilmiş’ olması açısından etkiledi ve resmen deşarj etti beni. Bence herkese de yakışmaz böyle bir teknik.
Kitabı yayınlanır yayınlanmaz radarıma almıştım, ancak 8-9 ay sonrasında okuyabildim. Kısık ateşte tadını almış sanki benim onu okumamı beklerken.
Son öyküsü Pencere’de bahsi geçen ‘banyo duvarından çıkan ojeli plastik el’ benim de çocukluğumun unutulmaz ve içinde ailemin ve yakınlarımın da hikayesinin gizli olduğu bir objedir.
Seveceğimi biliyordum bu öyküleri ama üzerine düşüneceğimi değil… Üzüntü hissettirerek de olsa kalbimi ılıttı.🌻🧜🏻♀️🫧🪐 • Ve:💅🏻
Benzersiz. Rıdvan Hatun, ilk kitabı olmasına rağmen gayet yetkin bir yazar, çok etkileyici öyküler kaleme almış. Kapan, Karbon ve Gelincik Uykusu favorilerim oldular ama genelini çok beğendim. Diğer kitaplarını da merakla bekliyorum.
Bu yazarın başka bir kitabı çıksa okumaya cesaret edebilir miyim emin değilim. Soyut anlatımlarının ardında derinliği hissederken zihnimde karşılığını bulamadığım şeylerden ötürü rahatsız oldum.
Herhangi bir öykünün akışı içinde anlatılanların birbirini bağlayacağı şekilde okuyucuya karakteri beklenmedik bir an da açıvermesi başlı başına etkileyiciydi. Okurken birden durmak zorunda kalıyor, karakteri hissediyor ve yazara biraz sövebiliyorsun.
Öykülerinde belli belirsiz bir gerilimle şimdi ne olacak diye beklerken (yani kendimi hazırlarken) yine de beklenmedik ama bir o kadar da beklendik/olağan bir şeyin etkileyiciliğinde kalakaldım. Okuma deneyimi içinde öyküden uzaklaşıp yazarla yarışırken bile buldum kendimi! Etkileyemezsiiiinnnnn hayırrrr! Ve bence bunun sebeplerinden biri (yazarın ilk kitabı olduğu için) beklentimi çok düşük tutmam belki de biraz basitmiş gibi görmemden… diğer sebebi ise öykü adı üstünde bir roman değil ki ön yargımdan kaynaklanıyordu. Yazarı ve öykü türünü basite aldığım için yaratıcı tarafından cezalandırıldım galiba :)
Öykü türünün bu kadar etkileyici olabileceğini bilmiyordum ya da unutmuş da olabilirim (olsa hatırlardım diye düşünüyorum), bilemiyorum ama hayatımda çok farklı bir yerde kalacağına eminim Rıdvan Hatun’un.
Yavaş okumak, demlemeye bırakmak gereken kitaplardan sabırlı olmak, merak duygusunu dengelemek gerekenlerden…
Bir yıldız kırdım, egomu tatmin etmem lazım. Vermek istemediğim yıldız bile öykü türünün ve yazarın başarısından ötürü şaka gibi…
Rıdvan Hatun’un kaleminden de çağdaş Türk Edebiyatı yazarlarının çoğuna sirayet eden o arabesk acı damlıyor. Bunu çoğu zaman katlanılmaz bulsam da Hatun’un öyküleri şiirsel, tedirgin edici, çoğu zaman ucu açık estetiğiyle farklı bir yerde durduklarını yüksek sesle bağırıyorlar. İlk öykü Billur Örüntüler’in Türkçe ile oynama şeklini çok beğendim, Travesti Bileklerimi Enine eski Türkiye’de film olabilirdi, banyoda hayaletlerle konuşan çocuğun öyküsü uzun yıllar aklımdan çıkmayacak. Yazacaklarını heyecanla bekleyeceğim Rıdvan Hatun’un.
Çok sert, tedirgin edici hatta bazıları korkutucu öyküler. Öyle ki bazı öyküleri içimden eyvah eyvah diyerek okudum! Kitaba adını veren ilk öyküdeki anlatım tekniği oldukça yenilikçi ve tekrar tekrar okunmayı hak ediyor. Billur Örüntüler, Tay Gitti Tay, Marena Evcil Leopar özellikle beğendiğim öyküler oldu.
Güncel kitaplar okumanın en güzel tarafı yeni anlatım stilleri görmek. Özellikle ilk öykü olan Billur Örüntüler beni bu konuda tatmin etti. Bir öykü hayranı olmadığımdan çok yükseldiğim söylenemez. Yine de bazı öyküleri birden fazla kez okudum. Favorim ‘tay gitti tay’
Açıkçası uzun zamandır yerli bir öykü kitabı beni bu kadar etkilememişti. Rıdvan Hatun’un dili çok temiz, gösteriş peşinde değil ama her cümlede düşünülmüşlük var. Kendi sesini bulmuş bir yazarla tanışmış oldum, çok memnunum.
Yazarın ilk kitabı olması hasebiyle biraz da düşük beklentiyle okudum, o yüzden beklentimi karşıladı diyebilirim. Yazar insan psikolojisine hakim olsa da hikaye yaratmak noktasında aynı performansı gösteremiyor bence. Evet, bazı durumları çok iyi tahlil ediyor bunları öyküleştirirken yeterince sürükleyemiyor okuru. Öykü sonları da vurucu değil. Yine de ilk kitap için yeterince iyi sinyaller veriyor.