1989 senesi Temmuz ayındayız. Dünyada ve Türkiye'de değişim rüzgarları esiyor. Turgut Özal, Kenan Evren'den sonra Cumhurbaşkanı seçiliyor. Devlet Başkanı Nikolay Çavuseşku ve karısı Elena kurşuna diziliyor. Dalay Lama'ya Nobel Barış Ödülü veriliyor. Sovyetler Birliği Afganistan'dan çekiliyor, Mihail Gorbaçov ve George Bush soğuk savaş sonrası yol haritası üzerinde çalışıyor. İstanbul'da Beyoğlu'nun malum sokaklarında emniyet müdürü Hortum Süleyman fırtına gibi esiyor.
Komiser yardımcısı Mesut Kavgaz Cinayet büroya atanmasının üzerinden iki sene geçmiştir. Geçen zamanda Mesut Kavgaz gösterdiği başarılarla, ufak ufak palazlanmaya başlamış, teşkilatta kendi çapında, hatırı sayılır bir ün edinmiştir. Ama işte bela geliyorum demez, pat diye geliverir.
6 ay önce otel odasında çıplak ve perde kordonuyla boğulmuş olarak bulunan Mısırlı Davut El Maksut'un cinayeti faili meçhul kalmıştır. Adamın geçmişi nedeniyle dosya önce terör masasına sonra MİT'e devrolmuş ama bir sonuç çıkmamıştır. Devletin itibarı söz konusudur. Devletler arası bir krizin çıkması an meselesidir. En tepedekilerin gözleri, kulakları bu dosyanın üzerindedir. Ve evet dosya, çaylak komiser yardımcısı, 24 yaşındaki Mesut Kavgaz'a verilir. Daha doğrusu pimi çekilmiş bomba onun kucağına bırakılır. Bir taraftan böyle önemli bir göreve seçilmiş olmanın gururu, diğer taraftan da başarısızlık karşısında başına gelebilecekleri düşünerek yaşadığı gerginlikle Kavgaz komiser işe koyulur. İpuçları onu, daha önce deneyimlemediği bambaşka bir dünyaya, Beyoğlu'nun gece alemlerine, gay klüplerine, laçolara, labunyalara, travestilere götürür. Mesut Kavgaz, bir taraftan işini yapmaya çalışırken, bir taraftan da, bu ışıltılı dünyanın içinde kaybolmamaya çalışır.
Algan Sezgintüredi ve Mesut Demirbilek ikilisinden yine nefis bir Kavgaz polisiyesi geldi. Mesut Komiser ve arkadaşlarının peşinde, Davut El Maksut'un katilinin izini, onlarla birlikte adım adım sürdük. Mesut Komiser'in feleğin çemberinden geçmesine tanıklık ettik. Onu hem insan, hem de polis olarak daha yakından tanıdık. Dönem polisiyesi olması, olayların o günün koşullarından dolayı, daha bir el yordamıyla çözülüyor olması benim açımdan okuma zevkini daha bir artırdı.
Diyaloglar çok keyifli yazılmıştı. Yer yer satır aralarından ince bir mizah başını kaldırıp, okuyucuya gülümsüyordu.
Algan Sezgintüredi ve Mesut Demirbilek çok gerçek, çok inandırıcı bir karakter yaratmayı başardılar. Onu ete, kemiğe büründürdüler. Bu kitapta Mesut Kavgaz'ın ev arkadaşı doktor Emin'i de biraz daha yakından tanıma şansını yakaladık. Ama hala kafamda Emin'le ilgili cevapsız sorular var. Onda bilmediğim bir şeyler varmış gibi hissediyorum. Bir sonraki kitabı da merakla bekliyorum.