Jump to ratings and reviews
Rate this book

Çam Pürleriyle Namrun

Rate this book
"küresel pandeminin başlangıcından sonra yıllardır yüzünü göremediğim, yüzüne hasret kaldığım Namrun yaylasına gittim, daha doğrusu çocukluğumun yaylasına, ilk göz ağrıma geri döndüm. Tarsus’un yaylası Namrun, deniz seviyesinden 1100 m yükseklikteki, Çukurova’nın alev topuna benzer havasından kaçacağınız Toroslar’ın en yüksek bölümü olan Bolkar Dağları’nın eteklerinde yeşil, yemyeşil bir dünyadır. yeni, “modern” ismi Çamlıyayla, ama ben bu isme hiç alışamadım. yabancılaştırma efekti taşıyor bu sözcük, resmi tarihin hoyratlığının simge ismi oluveriyor zihnimde. Türkçeleştirmenin hafızayı silme gayretinin bu emareleriyse on altıncı yüzyıldan itibaren kullanılan ismiyle Namrun’un yeşil doğasına uyuyor da uymuyor, neyse ki oraya hiç yerleşemiyor.
"Namrun’a son gidişim bir geri dönüş hikâyesi olacaktı, daha yola çıkmamışken bunu biliyordum. tıpkı eski çocukluk günlerindeki gibi üç ay kaldım Namrun’da, temmuzda gidip ekimde geri döndüm. kısmet o güneymiş, demek isterdim ama değil. kültürel bir karabasanın dünyayı ev bellediği geniş bir zamanda aklıma Namrun’un düşmesi, yüzümü belli bir tarihsel zamanın ve o zamanın vadettiği doğaya çevirişim tesadüfi olamazdı.
"yaylada düşünürdüm. doğa da düşünür. en iyi doğada düşünür insan.
"anneannemlerin yayla evinin büyük odasında koyu ahşap çerçeveli bir ayna asılıydı. televizyonlu odada duran sırları az biraz dökülmüş bu eski aynada kendime bakmaktan çok yüzeyindeki kat kat olmuş çizgileri tarihin çizelgesi gibi dikkatlice okumaya çalışırdım. hayat su gibi mi akmıştı? aksa bile geçip gitmemiş diye düşünürdüm. harelenen aynanın yüzeyindeki çizgileri kaybetmemeye çalışan gözlerim aynadaki sırların kuyusuna düşüverirdi. hayat bir sır mıydı?"
—Nermin Saybaşılı

136 pages, Paperback

Published December 1, 2023

14 people want to read

About the author

Nermin Saybaşılı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nden mezun oldu. Doktorasını Londra Üniversitesi Goldsmiths College’ın Görsel Kültürler bölümünde tamamladı. Aynı bölümde lisans düzeyinde dersler verdi; Edinburgh Üniversitesi Mimarlık bölümünde konuk hoca olarak bulundu. Halen Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünde öğretim üyesidir. Çalışma alanı, görmenin rejimindeki görünürlükler/görünmezlikler sorunsalları bağlamında güncel sanat pratikleri ve eleştirel kuram, enstalasyon çalışmalarında ve video çalışmalarında ses "öğesi", görsel kültürde (küresel) coğrafyalar ve karşı-coğrafyalardır. SITE, Third Text, n.paradoxa, Sanat Dünyamız, Toplumbilim gibi yurtiçinde ve yurtdışında yayımlanan dergilerde makaleleri, kitap ve sergi kataloglarında yazıları çıktı. Toplumbilim dergisinin "Görsel Kültür Özel Sayısı"nın editörlüğünü yaptı. De-Regulation with the Work of Kutluğ Ataman, e-flux video rental (EVR) ve Becoming Istanbul (İstanbullaşmak) gibi sanat projelerinde yer aldı. Saybaşılı’nın "Digital Ghosts: Voice and Migratory Hauntings" başlıklı makalesi Norie Neumark, Ross Gibson ve Theo Van Leeuwen editörlüğünde hazırlanan Voice: Vocal Aesthetics in Digital Arts and Media Art’da (The MIT Press, 2010) basılmıştır. "No(w)here" başlıklı diğer bir makalesi ise Jonathan Harris’in hazırladığı Globalization and Contemporary Art’da (Wiley-Blackwell, Şubat 2011) yer almaktadır.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
3 (21%)
4 stars
9 (64%)
3 stars
2 (14%)
2 stars
0 (0%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 3 of 3 reviews
Profile Image for Sahiden35.
279 reviews13 followers
November 23, 2024
"Hayat dediğin gelgitli bir döngü, yaşamla ölüm yaldızlı bir sandık içinde baki."
Kitabı çok sevdim. İçinde; çocukluk anıları, aile yadigârı eşyalar, kocaman orman, yeşilin her tonu, yaşlı teyzeler, salıncakta sallanan çocuklar, mevsimler ve şifalı otlar gizli.
Profile Image for Leylak Dalı.
635 reviews153 followers
December 28, 2023
Özellikle o yöreyi bilenler için çok keyifli çocukluk anıları...
Profile Image for nermin.
64 reviews1 follower
February 26, 2024
Kitap, yazarın çocukluğunda yaz tatillerini geçirdiği yayla anılarına yaslanıyor. Pandemi döneminde bir süre Namrun’daki aile yadigarı evde kalan yazar, o eski evin ve doğanın zihninde yarattığı çağrışımlara ilgisiz kalamayınca bu kitabı yazıyor. Kitap sadece bir anı kitabı değil. Ev, evdeki eşya, doğa ve barındırdığı canlılar; geçmiş ile şimdi arasında bir koridor açıyor yazara. Evde, ilk sayfasında “satış defteri” yazan, mavi-beyaz kapaklı büyük bir not defteri ve hiçbir kapıyı açmayan eski bir anahtar buluyor. İkisini üst üste koyup bekliyor. Sonrasında anahtar, geçmiş ile şimdinin arasında uzanan koridorun kilidini açıyor. Not defterinin sayfaları dolmaya başlıyor.
“mavi-beyaz defterin boş sayfalarını çevirir gibi, artık boş olan üç odalı yayla evinin geniş ahşap kapılarını bir bir açtım. hangi kapıyı açsam bir serinlik, bir ferahlık! içeriye çocukluk doldu. mavi-beyaz not defterim önce yeşillendi, sonra bir bulutlandı, bir güneş açtı.”
“eski evin yosun tutmaz deli yeşilliğinde, belleğin gölgesini pür ü pak bir kitabi zamanda temize çektim, sözcükler ve imgeler, çocukken boncuklar gibi dizerek boynumuza kolye yaptığımız çam pürleri misali dizi dizi dizildiler, birbirlerine zincir, kale ve kalem oldular. pürleştiler, pür oldu sözcükler.”
Alt üst olmuş duygu ve düşünceler içinde gelecek belirsizliğinin yarattığı tedirginlikle dört duvar arasına sıkıştığımız, böylece duvarların dışında kalan mesulü olduğumuz tehlikeden korunduğumuzu düşünerek geçen kapanma zamanları. Ayrı kaldıklarımız. Özlediklerimiz. Uzaktan sallanan eller, sanal kucaklaşmalar. Kayıplar. O dönemde kim kendi içinde bir yolculuğa çıkmadı ki? Sorgulamalar, hesaplaşmalar. Sonrası için alınan kararlar. Biz bunlarla uğraşırken doğa kendiliğindenliği içindeydi. Yaşamın öz suyu gürül gürül akmaya devam ediyordu onda. İnsan elinden çıkma tüm olumsuz müdahalelere rağmen. Öyle bir dönemde yazar, tam da doğanın bu gürül gürül akışının içinden bakıp düşünüyor.
“bakmanın kültürel geometrisi doğaya uymuyordu, bedene oturmuyordu. her canlının bir “ben” perspektifi vardı, var olmalıydı. bu durumda dünya insani ya da insana ait değildi. tek bir kültür vardı belki ama binlerce farklı “doğa” mevcuttu. görünür-görünmez o “ben”lerden örülü zümrüt gibi koyu yeşil bir dünyaydı yayla! meskeni zamansız ve sınırsızdı.”
Anlatının çocukluk anılarıyla harmanlanması tesadüfi değil. Çocukluk döneminde algılanan zaman ve sınır tanımayan hal hep bir uyarana maruz kalmaz mı? Belki kültür-doğa ikiliğinde insanın doğaya en yakın olduğu dönem dilsiz, sınırsız, zamansız çocukluk. Hele ki o çocukluk yaylada yaylandıysa. Geçmiş ile şimdi arasındaki koridorun ucundan yaylanarak esneyen çocuk bakışı şimdiden geriye esneyen “yet(iş)kin” bakışla birleşip katediliyor aradaki mesafe. Şimdinin yetkin dili çocukluk hatıralarına cümle üretiyor. Aynı masum bakışı koruyarak.
Fragmanlar halinde akıyor kitap. Geçmişin izini, imini, bilgisini taşıyan her şey (ki bunlar eski evde bulunan eşyalar, doğanın manzarası, o manzarada görünen görünmeyen canlılar) varoluşsal anlamlarını da aşarak derinleşiyor şimdide. Anlatım taçlanıyor.
Geçmişte kısa zaman parçalarında da olsa zaman geçirdiğim ve çok sevdiğim bölgeye dair olan bu anlatıyı okurken, o zaman parçalarına gidip bende eksik kalan yerlerin tamamlanmış olduğunu hissettim.
Displaying 1 - 3 of 3 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.