Jump to ratings and reviews
Rate this book

Varoluş Sancısı

Rate this book
İnsanlığın binlerce yıllık birikimine ve tecrübesine rağmen insan bugün ölçüsüzlüğü ve değer aşınmasını en yoğun haliyle yaşamaktadır: Sefalete, yoksulluğa, savaşlara, çocuk istismarlarına, kadın cinayetlerine hülasa haklının/masumun güçlü tarafından, yasanın kanun tarafından ele geçirilişine; en yücelere çıkarılan insanın en aşağılara düşüşüne tanık oluyoruz.

Onca birikimiyle ve tarihe tanıklığıyla insan bütün bu olup bitene nasıl müdahale edebilir? İnsan, tarihin önümüze getirip koyduğu sonuçlara maruz kalmanın ötesine geçip sebeplere etki eden bir özneye nasıl dönüşebilir? Çözülmüş/tükenmiş insanlara nasıl hayat iksiri olabilir?
Herkesin tanıdığı ama hiç kimsenin anlamadığı insanı yeni bir dünyanın kurucusu olarak yeniden nasıl konumlandırabiliriz?

Bu kitap, yeni bir yaşam için çaba sarf eden hakikat uğrunda varoluş sancısı çeken insanlara odaklanıyor.

176 pages, Paperback

Published January 1, 2023

2 people want to read

About the author

Şaban Ali Düzgün

28 books9 followers

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
1 (25%)
4 stars
3 (75%)
3 stars
0 (0%)
2 stars
0 (0%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 of 1 review
Profile Image for Özlem.
73 reviews
January 3, 2026
Öncelikle, Fatiha suresinde geçen “sırat-ı müstakim”in; insan fıtratını, Allah’a itaati ve insanın içinde bulunduğu sosyal çevredeki düzeni uzlaştıracak doğru bir yol olarak irdelendiği kısmı çok beğendim. Hocaya göre bu yola iletilmek istenildiğinde, kulların gerek içsel gerek dışsal çatışmalarını çözebilecek erdemler talep edilir aslında. Bunu da Allah’ın bir lütfu ve Rahman sıfatının pratik düzlemdeki karşılığı, yani Rahim sıfatının tezahürü olarak yorumluyor. Yol olgusunun bu denli irdelenişi çok ufuk açıcı ve orijinaldi bence.
Hak Arama Mücadelesinde Bir Kadın bölümünü de beğendim. Havle’nin mücadelesi üzerinden kültürel kodları hakikat, şehvetinin ve egosunun tatminini dinin emri sanan erkeklere güzel bir eleştiri içeriyordu. Gerçekten bu tarz eleştirilerin özellikle erkekler tarafından artırılması gerek, yoksa ortada erkeklerin egosunu tatmin edecek bir din anlatısından başka bir şey kalmıyor. Sanki Kur’an sadece erkeklere hitap ediyormuş gibi…
Dikkati çekmek istediğim nokta şu, Hoca insanın sosyal yönüne, toplumsal görevlerine vurgu yaparken dinin bireysel ve kişisel yönünden daha az bahsetmekte. Evet, insan olmak, hele ki Allah’ın halifesi olarak yeryüzünde görevlendirilmiş olmak çok ağır bir sorumluluk yüklüyor insana. Fakat Allah toplu olarak insanları muhatap aldığı kadar, direkt insana tek tek de sesleniyor. Ayrıca, insanlar doğrunun ne olduğunu bilmedikleri için değil, doğru olanı yapmak için içsel bir dürtü duymadıklarından erdemleri takip etmiyorlar. Erdemli yol, zor olan yoldur aynı zamanda (Beled suresi). İnsanın menfaatine dokunan, çoğu kişinin kişisel olarak tercih etmediği, hoşuna gitmeyen yoldur. Herkes ticarette ahlaksızlık yapmanın kötü olduğunu bilir, ama esnaf ticarette yaptığının iyi olup olmadığına, başkasına zarar verip vermeyeceğine değil, kendisine daha çok kâr getirip getirmeyeceğine bakar en çok. Her insan yalan söylemenin kötü olduğunu bilir, ta ki kendi egosunu kurtarmak için yalan söylemek zorunda kalıncaya kadar vs. Şairin dediği gibi “herkesin putu kendine şirin, herkes başkasının putuna İbrahim” ken, birey boyutunda iç dünyaları değiştirmeden, toplumsal olarak nasıl erdemleri takip edeceğiz? Kendi günahları yüzünden dahi Allah’a karşı mahcubiyet hissetmeyen insanları, diğer insanlara, gelecek nesillere, topluma verdiği/vereceği zararlara karşı mahcubiyet duymasını, sorumluluk hissetmesini nasıl sağlayacağız?
Hocayı da anlıyorum bu arada. Muhtemelen kendisi doğru olanı bilmekle doğru olanı yapmak arasında fark olmadığına inanan, “integrity” (bu kelimenin düzgün bir Türkçe karşılığı yok, dini de dahil edersek inanç-amel bütünlüğü ya da tevhid bilinci diyebiliriz bunun yerine ama) sahibi bir insan olduğundan diğer insanların da böyle hareket ettiğine inanıyor olabilir. Ama çoğu insanın mekanizması yapacağı şeyin doğru olup olmadığını tartacak şekilde bile çalışmıyor, dürtüsel olarak bir şeyi yaptıktan sonra onun doğru olduğuna kendini ikna edecek şekilde çalışıyor. Belki bu bilinçli bir tercihtir, hoca kitaplarında bahsettiği “umut bağlanan bir avuç insan”ı muhatap aldığından böyle yazıyordur, ya da bazı önkabulleri vardır, olabilir, bilmiyorum.
Sonuç olarak, Şaban hocadan gerek ders aldığım gerekse fikir dünyasıyla tanıştığım için oldukça memnun kaldım, gerçekten entelektüel ve hakikati her türlü kazanımdan daha üstte tutan bir insan olduğu anlaşılıyor.

“İnsanın gözüne ilişen her doğa varlığı, kulağına gelen her harikulade doğal ses ondaki bir frekansı titretir. Allah’ın yeryüzüne serpiştirdiği her işaret insanı Allah’la iletişime geçiren bir davetçi olarak iş görür. Allah’ın kudretiyle hayat bulan her varlık, ölü canlara hayat verir. Allah’ın sesli iletişimi, Kelamı, Allah’la bu sessiz iletişim kurma başarısını gösterebilen insanların zihnine ve kalbine nüfuzu edebilir.” syf. 34


“Tevhid, Allah'ın birliğini ısrarla vurgulayan ve alemde her varlığın hak ettiği yere konumlandırılmasının bir gereği olarak 'eşsiz bir'liği sadece Allah'a yakıştıran ve bunun dışında hiçbir kişiye/varlığa böyle bir niteleme yapmayan, böylece adaleti önce metafizik bir düzlemde sağlayan kurucu bir ilkedir. Adaleti bu zeminde kuramayarak zulüm işleyen birinin kuracağı dünyanın adil olma imkanı yoktur. Zira düşüncesini daha baştan zulme bulaştırmıştır. Allah'ın şirki büyük bir zulüm olarak adlandırmasının sebebi budur.” syf. 129


Displaying 1 of 1 review

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.