Tek bir hanedanın altı yüzyıl hüküm sürdüğü Osmanlı İmparatorluğu, bu özelliğiyle hem dünya hem de İslam tarihinde önemli bir yere sahiptir. Hanedanın tekliği ve sürekliliğinin asırlar boyunca nasıl korunduğu ve böylesine uzun bir zincirin pek çok halkasının birbirine nasıl bağlandığı şüphesiz oldukça ilgi çekici bir konudur. Osmanlı hanedanını araştırmak isteyenlerin üzerinde duracağı başlıca hususlar sultanların tahttan indirilmesi, ölümü ve haleflerinin tahta çıkışı olacaktır. Osmanlı’nın bu istisnai özelliği, saltanat değişiminde pek çok farklı geleneğin oluşmasına yol açmıştır.
Fransa’nın önde gelen Osmanlı tarihçileri Nicolas Vatin ve Gilles Veinstein, Osmanlı sultanlarının ölümleri, tahttan indirilmeleri ve tahta çıkışlarına dair oluşan gelenekleri titizlikle inceliyor ve okurlara imparatorluğun pek de bilinmeyen taraflarını gösteriyor.
Fatih Sultan Mehmed zehirlendi mi?
Fatih’in ölüm haberi Cem Sultan’a neden ulaşmadı?
Cem Sultan Napoli’de öldüğünde cenazesi nasıl hazırlandı?
Kanuni Sultan Süleyman öleceğini bile bile Zigetvar’a neden gitti?
Şehzade Selim en küçük oğul olmasına rağmen babası II. Bayezid’i tahttan çekilmeye nasıl zorladı?
Genç Osman’ın öldürülmesi hanedanı nasıl etkiledi?
Bu ve pek çok sorunun ustalıkla yanıtlandığı Sarsılan Saray, Topkapı Sarayı’nın karanlıkta kalan kısımlarına ışık tutuyor. Yaşanan siyasi krizlerle pek çok kez iç savaşın eşiğine gelen Osmanlı İmparatorluğu’nda hanedan meşruiyeti ilk kez siyasi ve dini boyutların yanı sıra tarihsel ve antropolojik yönleriyle de ele alınıyor. Sarsılan Saray, Osmanlı’nın şaşırtıcı ve büyüleyici dünyasına adım atmak isteyenler için biçilmiş kaftan.
Kitap hakkındaki ilk Türkçe yorumu ben yazmış olayım.
Sarsılan Sarayı hızlıca okuyup bitirdim. Ancak hızla bitirmiş olmam, kitabın akıcı olduğu anlamına gelmiyor maalesef.
Ne yazık ki, Fransızca orijinalinden yapılan çeviriye bir türlü ısınamadım, konusu son derece ilgi çekici olmasına karşın kitabın içine bir türlü giremedim.
Çevirinin yanı sıra yazarların anlatımıyla ilgili de sıkıntılar mevcut. Bazı cümleler haddinden fazla uzun, adeta paragraf hüviyetinde. Okunmayı çok zorlaştırıyor.
Deyim yerindeyse, bir kere başladıktan sonra adeta bitsin diye okudum bu kitabı.
Kitabın en ayırt edici yönü, Osmanlı Tarihi denince akla gelen bilindik konulardan, yani fetihlerden, savaşlardan, antlaşmalardan ziyade pek ele alınmayan bazı konulara odaklanmış olması: padişahların -öncesi ve sonrası ile- ölümleri, yeni padişahların tahta çıkış usulleri, cüluslar... Bu konularda daha önce hiç bilmediğiniz kimi bilgilerle karşılaşacağınız kesin.
Beş bölüme ayrılan kitapta sırasıyla konu başlıkları şöyle: saltanatın sonu, açık oyun yahut Allah'ın işi, kilitli oyun yahut insanların meselesi, saltanat başlarken, padişah cenazeleri.
Her bir bölümde ilgi çekici kısımlar var. Ancak ben bu kitabı tekrar elime alıp okuyacağımı pek düşünmüyorum.
Elbette tıpatıp aynı konulardan bahsetmiyor ama bununla karşılaştırıldığında Leslie Pierce'in Harem-i Hümayun kitabı çok daha iyi bir çalışmaydı. Burası kesin.