“Bahçıvan demir kapının iki kanadını açmıştı; çamurlukları hasırdan, üzeri tenteli ada tarzı araba birden içeriye büküldü; kira arabalarına kapı açılmazdı. Fakat Prenses’in misafirine hürmet olarak bahçede yarı yola kadar geldiğini gören arabacı, arabayı tam ev sahibesinin hizasında durdurdu. İşte Şeyh! Uzun boylu, sivri sakallı, sırtında karyağdılı bir geniş pardösü, başında gri renkte fötr şapka, şık bir adamdı bu... Arabadan derhal genç bir hareketle atladı; şapkası elinde koştu, Prenses’in elini filmlerde gördüğü, hoşlandığı şekilde, zarifçesine eğilerek hürmetle öptü.” - Refik Halid Karay
Cumhuriyet döneminin ilk yıllarından başlayarak çok tartışılmış, zaman zaman istismar edilmiş, yasaklanmış, ancak günümüze kadar var olmayı sürdürmüş bir olguya Kadınlar Tekkesi’ndeki edebi anlatım ustalığıyla dikkatimizi çeken Refik Halid Karay, romanın temasıyla da “aşk” ve “âşık”lık üzerine düşünmemizi sağlıyor.
Mudurnu'dan İstanbul'a göçen Karakayış ailesinden Maliye Başveznedarı Mehmed Halit Bey'in oğlu olarak 15 Mart 1888’de İstanbul’da doğdu. Galatasaray Sultanisi'nde ve Hukuk Mektebi'nde okudu. Maliye Nezaretinde memur olarak çalıştı. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra gazetecilik ile uğraşmaya başladı; Tercüman-ı Hakikat gazetesinde mütercimlik ve muhabirlik yaptı. Yazıları yüzünden ilk önce Sinop'a daha sonra Çorum, Ankara ve Bilecik'e sürgün olarak gönderildi. İstanbul'a dönünce bir süre Türkçe öğretmenliği yaptı. PTT (Posta Telefon Telgraf) Genel Müdürlüğü'ne getirildi. Bu sırada Hürriyet ve İtilaf Fırkası'na üye oldu ve İstiklal Savaşı aleyhine yazdığı yazılarından ötürü vatan hainliği suçuyla yüzellilikler listesine girerek Beyrut ve Halep'te sürgün hayatı yaşadı.
Atatürk'e yazdığı şiir ve mektuplarla 150'likler listesindekilerin affedilmesinde çok büyük rol oynadı. Af kanunu ile yurda döndü, daha önceden çıkardığı Aydede adlı mizah dergisini tekrar yayınladı. Türk Edebiyatı'nda ilk defa Anadolu'yu tanıtan eserleri ile ismini duyurmuş, yergi ve mizah türündeki yazıları ile de ün yapmıştır. Gözleme dayanan eserlerinde, tasvirler, portreler, benzetmeler kullanarak, sade, akıcı dili, güçlü tekniği ile 20. yüzyıl romancıları arasında seçkin bir yere sahip olmuştur. İstanbul'u bütün renk ve çizgileriyle yansıtarak Türkçeyi ustalıkla kullanan Refik Halit, Türk edebiyatına birçok eser kazandırmıştır.
Yazar 18 Temmuz 1965’te İstanbul’da yaşamını yitirdi.
refik halid karay yine acayip bir roman yazmış. uzun süredir merak ediyordum. daha önce burada anlatılan tekkenin kenan rıfai’den (büyükaksoy) esinlenildiğini duymuştum. bunu pek çok röportajda yazara da sormuşlar, refik halid tamamen kendi kurgusu olduğunu ısrarla vurgulamış. benim dinle tasavvufla pek alakam yok açıkçası yanlış bir şey de söylemek istemem ama kenan beyin tarikatı bence gayet ideal bir islam dünyası çiziyormuş. kadınların bu derece ön planda olması, hatta daha sonra yerini samiha ayverdi’ye yani bir kadına bırakması bence islam için müthiş bir yenilik ve gelişmişlik. çünkü bu dinde reform olmadıkça işid, el kaide vb oluşumlardan kurtulamayacağımız belli. ha şunu da söyleyeyim, burada çizilen tekke aslında adnan hoca’nınkine daha çok benziyor ama tabii ki kitaptaki şeyh baki, adnan hocaya on basacak kültür sahibi. ama yine de bana adnan hoca (her pisliğine rağmen) mı ismailağa, menzil filan mı deseler, adnan hoca ve kediciklerini tercih ederdim, sorry not sorry. 500 sayfalık romanın 100 sayfasını işaretlemişimdir herhalde, öyle başarılı tasvirler, yorumlar yine. bence çok uzatmış çünkü her konuya değinesi var yine refik halid’in. tasavvuf, divan edebiyatı, tabii ki en sevdiği konu kadınlar, sonradan görmeler, cumhuriyetle yer değiştiren servet, sonlara doğru demokrat parti chp kavgası… yok yok. ama bence romanda en başta kötülemek istediği baki hoca’ya kıyamıyor, sona doğru affediyor ve adamın karakterini değiştiriyor. kadın karakterlerden neşide bir tanrıça, o kadar ideal ki bence karakter derinliği ve inandırıcılığı eksik. ama diğer kadın karakterler hatta 3 kadın mürit inanılmaz derecede ustalıkla anlatılıyor romanda. melal, mehmure ve perval hanımlar adeta tanıyormuşuz gibi oluyor roman bitince. kötülükleri, iyilikleri, hataları, sevapları her şeyleriyle… e tabii refik halid bu durur mu? onların şehvetinden donukluğuna, saç boyalarından makyajlarına, kültürlerinden kelimelerine her şeye bir yorumu var. tabii ki doğrusu hep onun söylediğidir. tabii ki en iyi o bilir. ay yaşasa çok kavga ederdim refik halid bey’le ama yine de çok severdim. şimdi olduğu gibi.
1956 yılında kaleme alınmış bir eser. Romanda sözü edilen Tekke’nin, son dönemde Şebnem İşigüzel’in Memoria adlı romanı ile tekrar gündeme gelen Karılar Tekkesi ile isim benzerliği dışında hiç bir bağlantısı yok.
Yazıldığı dönemin İstanbul’u, yalıları, köşkleri ve kültürel ve sosyal hayatını çok iyi bilen yazar tarafından adeta bir kahraman gibi romanın içinde kurgulanmış. Okurken zamanda harika bir yolculuk yapabilirsiniz.
Mektupçu Baki efendi türlü düzen ve oyunla kendisine bağlayıp müridesi yaptığı zengin ve dul kadınlar sayesinde rahat rahat yaşarken Neşide adında genç ve temiz bir genç kızla karşılaşır. O saatten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. 2 ciltlik bir roman. İlk cilt biraz ağır ilerliyor fakat devam ederseniz sizi saracak bir romana dönüşecektir.
Refik Halid Karay’dan yine anlatımıyla, konusuyla çarpıcı bir roman. Din istismarıyla zengin kadınları, kızları etrafında toplayan, cinsel güdüleri güçlü bir şeyh ve ağına düşenler anlatılıyor. Bir çeşit dönemin (1940’lar) Adnan Hoca hikayesi diyebiliriz. Yalnız kitabın ilk yarısında yerin dibine sokulan şeyhin, yavaş yavaş rehabilite edilmesi tartışılır. Ancak inandırıcı ve canlı karakterler, ikna edici bir toplumsal arka plan, kısa ama yakıcı bazı siyasi tespitler romanı daha değerli ve ilginç kılıyor. Tasavvufa dair değinmeler de dikkate değer.
Karay bence Türkçe’yi en iyi kullanan yazarlarımızdan. Dili genç kuşaklara biraz ağır gelebilir, ama zevk veren, zengin bir üslubu var. Zevkine varmak için biraz gayrete değer. Birçok yerini sırf anlatım gücüne hayran kaldığımdan işaretledim. Kadın estetiğini, erotizmini bu kadar iyi yansıtan yazarımız da fazla yok. Tabii modern zamanların siyaseten doğruluğunu Karay’dan beklememek kaydıyla.
Romanı okurken aradan onca zaman geçmesine, birçok alanda ciddi dönüşümler yaşanmasına rağmen, ülkede hala din istismarcılarının rahat bir faaliyet alanı ve taban bulabilmelerini de düşünmeden edemiyor insan. Sonuçta Kadınlar Tekkesi kesinlikle hem edebi değeriyle, hem de işlediği konunun ilginçliği ve güncelliğiyle zevkle okunan iyi bir roman.
Son ana kadar kendini heyecanla okutan, Refik Halit'in etkileyici diliyle akıp giden bir kitap. Sona gelirken aklımda hâlâ "nasıl bitecek?" heyecanı vardı. Finali daha farklı kurgulansaydı diye düşündüm ama bu hali de güzel...
Kitap iki bölümden oluşuyor. Birinci kısımda tekke ve tarikatlara dair önemli tespitler ve tasavvufa eleştiriler var. İkinci kısımda daha sakin bir dil kullanılmış. İnsan ilişkilerine dair gözlemler çok öğreticiydi.
Yıllar sonra bir kez daha okudum, yine hayran kaldım…
Roman 1940'larda İstanbul'da geçiyor ve kerameti kendinden menkul bir şeyhin tasavvuf, din kisvesi arkasına saklanarak kendine bağladığı müridelerle kurduğu düzeni hikaye ediyor. Refik Halid okumak her zaman zevk, bu kitabı da diğerleri gibi bir edebiyat ziyafeti… Üslup, karakterler, psikolojik tahliller fevkalade… Ayrıca, çok net bir dönem ve Türkiye tablosu çiziyor. Tekke ve zaviyelerin karanlık yüzü, din ve siyaset ilişkisi, yeni türedi zenginler, modernleşme/modernleşememe, kadının toplumdaki yeri, tek partiden çok partili döneme geçişin getirdikleri vb. ile ilgili arka planı özellikle beğendim… Umarım Refik Halid daha çok okunur diye bitireyim, zira yazdıklarının altında hazineler saklı...
Dili ağır bir kitap olsa da ve zaman zaman yazarın konuyu çok uzattığını düşünseniz de okunması gereken bir kitap. Özellikle belirli bir yaştan sonra boşluğa düşen kadınların güzel duygularının nasıl sömürülebileceğini çok net ve cesur bir şekilde anlatmış yazar. Böyle bir kitap yazdığı için ben şahsen kendisine teşekkür ederim.