"İnsan insan oldu mu, acı çeker."
Çağdaş edebiyatımızın en kendine özgü isimlerinden biri olan Oruç Aruoba, varoluşçu sorgulamalarını şiirsel bir dille aktararak edebiyat ve felsefeyi kaynaştırabilen istisnai bir düşünür, şair ve yazar.
Aruoba'nın, didaktizme bulaşmayan sözleri, okurunun, kendisinde olan ama duymaktan aciz olduğu iç seslerini daha güçlü titreştirip ruhunun gölgelerini keşfe davet eder.
"Benden hep önceden konmuş kalıpların içine girmemi istediler. (...) Benim bambaşka bir kişi olmamı bile değil; sanki kişiliksiz birşey olmamı — sanki cansız, düşüncesiz birşey, bir alet, bir makina...
Dünya benden ben olmamı istemedi."
Dilin sınırlılığının farkında, kısa ve güçlü cümleler kuran Aruoba, okunmaktan ziyade hissedilecek, bir bakıma iç'ten okunacak bir yazı mirası bıraktı.
İlk olarak 2001 yılında, "Geceyarısı Kitapları" kapsamında yayımlanan ve Aruoba'nın, belki de en kişisel eserlerinden biri olan "Zilif", bir babanın kızına yazdığı vasiyete yakın bir mektup, bir anlaşılma aracı, bir yürek dökümü.
Aruoba'nın karanlık düşüncelerle boğuştuğu bir zamandan dökülen bu satırlar, kızı Filiz'e yazılmış olsa da her ebeveyn ya da her evladın, yani herkesin kendinden, geçmişinden veya susturduğu gölgesinden izler bulmasına imkân tanıyor.
"Dünya ne ise oydu; ben de ne isem o oldum - uyuşamadık. Hepsi bu."
Yaşamak/deneyimlemek durumunda kaldığımız dünya ile uyumsuzluk, toplum tarafından anlaşılamama ve buradan filizlenen derin yalnızlık hissine aşina okurun duygularını yankılayan satırlarda, Aruoba'nın düşünceleriyle fitillenen soluk kandilimiz eşliğinde bir yol arıyoruz.
"Beni tanımalarını en çok istediğim kişiler, beni en çok yanlış anlayan kişiler oldular."
Aktardıklarıyla, bir babanın kızına söylemek istediklerini aşarak varoluş, aşk, zaman ve ölüme dair şiirsel ve felsefi bir boyuta ulaşan "Zilif", aşikâr biçimde kanayan ve keskinliğiyle birçok okurun yarasını kavlatan bir mektup.
Bize kısmen malum bir benlikle kendimizi tam olarak anlamamız imkânsızken, bir başkasına, bize dair değiştirilemeyecek imgeler inşa etmiş bir cana, neyi, ne kadar ifade edebiliriz, bilemiyorum.
Yine de deneyebiliriz, şüphesiz.