Öykü Uçları, Ali Teoman'dan bir son kurşun: Gene tam hedeften vuruyor.
Ali Teoman'ın Yapı Kredi Yayınları'na emanet ettiği dosyalardan biri de Öykü Uçları idi. "Çok çok kısa öyküler"den oluşan kitap yazarın sekizinci ve son öykü kitabı.
Teoman, dosyasını şu sözlerle YKY'ye teslim etmişti: "Öykü Uçları - Çok Çok Kısa Öyküler'i de Kırık Kalpler Terzihanesi kitabından sonraki üçüncü yeni öykü kitabı olarak ele alabilirseniz çok sevinirim. Yeni öykü yönelimim (tabii eğer ömrüm olursa) bu yönde ilerleyebilir. Biraz Samuel Beckett'in 'foirades'ı gibi..."
Asıl adı Ali Tataroğlu'dur. İstanbul'da doğdu. Orta öğrenimini İstanbul Alman Lisesi’nde, yükseköğrenimini ise İTÜ Mimarlık Fakültesi, MSÜ Mimarlık Fakültesi ve Sorbonne Üniversitesi Plastik Sanatlar Fakültesi’nde tamamladı. Bir süre iş ve öğrenim nedeniyle yurtdışında bulunduktan sonra 1993'de İstanbul’a döndü ve yazmaya daha fazla zaman ayırmak için mimarlığı bırakarak çeşitli üniversitelerde İngilizce okutmanı olarak çalıştı. Bir süre sokak müzisyenliği yaptı.
1980'li yılların sonuna doğru öykü yazmaya başlayan Ali Teoman 1992 yılında, İnsansız Konağın İkonu isimli öyküsüyle, Milliyet Gazetesi'nin düzenlediği yarışmada ikincilik ödülü aldı. Ali Teoman'ın tam 16 yıl gizli kalmış bir sırrı, ortaya çıktığında edebiyat dünyasını çok şaşırtmıştı. 1991'de Haldun Taner Öykü Ödülü alan Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı isimli kitabın yazarı olarak Nurten Ay ödül almıştı. Ancak kitabın asıl yazarının Ali Teoman olduğu 2007 yılında ortaya çıktı. Ali Teoman bunun kendi isteğiyle düzenlenmiş bir oyun olduğunu belirterek şu açıklamayı yapmıştı: "Bu adi dolandırıcılık değil, yazınsal bir oyundur. Nurten Ay birkaç kez oyunu bırakmak istedi. Onu ikna ettim. Bunca yıl açık vermeden bana yardım ettiği için kendisine çok teşekkür ederim."
"Uykuda Çocuk Ölümleri" başta olmak üzere tüm yapıtları edebiyat çevrelerinde etki yaratmakla birlikte Ali Teoman çok satan bir yazar olmadı. Çok satan yazar olmak isteyip istemediği de tartışmalıdır. Ali Teoman, geçirdiği bir rahatsızlık sonucu 23 Mart 2011 sabahı hayata veda etmiştir.
Horasan El Yazması’na karışık ve çok fazla çalışılmış bir tabak yorumu getirmiştim. Buradaki metinler ondan sonraki bir seçki ve bana göre daha yalın, daha yenilebilir bir tabak olarak sunulmuş.
Günün akışındaki alelade anların nesir şiirlermişçesine kısacık öykülerinden oluşan; kendi küçük, etkisi büyük metinlerdi. Ali Teoman’ı her zaman “çok erken bir kayıp” olarak anacağım sanırım. * 3,5/5
Ortalama bir sayfalık küçük öykü parçacıklarından oluşan öykü de degil ama siirimsel ritimde , bilinçakışıda değil biçim üzerine sanki düşünülmüş bir deneysel çalışmalar bütünü.
Yazarın kulliyatını okuduktan sonra veda niyetine okunabilir . Sadece o kadar ben edebi anlamda çok da woww olmadım .
"şekerci, dedi, elli dirhem şeker versene bana. Nasıl şekerlerin var senin? Tarçınlı, zencefilli, karanfilli, naneli... Ha evet, susamlı bir de! Ki bilirim, pek seversin susamın şekere karışan tadını, daha iyi tadına varabilmek için uzun uzun tutarsın susam tanelerini dilinin üzerinde. Susamlı, evet, ama ya karanfillisi? Karanfilin genzi yakan o yarı acı, keskin, kekremsi tadı, o tuhaf karışımı acıyla tatlının. Tıpkı içine vurduğumda hissettiğin gibi, başını yastığa gömerek boğmaya çalıştığın o kesik çığlık, o ani yürek hoplaması. Senden güçlü bir gövde, geriye hiçbir şey bırakmamacasına alıyor seni, onun anlık heveslerine boyun eğiyorsun, bütünüyle ona bırakıyorsun kendini. Ve o, mahmuzlu çizmeleriyle acımasızca çiğniyor senin en kutsal yerlerini, her istediğini yaptırıyor, söyletiyor sana, daha ötesi var mı, onun orospusu oluyorsun. Ama inan, böylesi daha iyi: her kadın orospusu olabilmeli erkeğinin ve her erkek de kadınını orospulaştırabilmeli.
“Unutuş galip gelecek, nesnenin yazıya dökülmemiş öyküsü yitip gidecek seninle birlikte. Yalnızca bunun için bile değmez mi yazmaya bu önemsiz ayrıntıları?” Evet, sorumuz bu. Cevabı ise Ali Teoman’ın Öykü Uçları’nda gizli. O büyük unutuşun iştahla uzattığı ellerini Ali Teoman “çok çok kısa öyküler”le savuşturuyor. En eskisi 1996’da en yenisi 2006’da yazılmış 45 kısa öykü, alfabetik sırayla arzıendam ediyor Öykü Uçları’nda. Yalnız, kapağın naif, ilkyaz göğü görüntüsü sizi yanıltmasın. Bunlar dökülen yaprakların, sert rüzgarların, güzün ve ağır bir yük altında çökmüş omuzların karanlık, kötümser öyküleri.
İnsansız Konağın İkonu ile başlayan ve Konstantiniyye Masalları’yla zirve yapan Sergüzeşt-i Ali Bey’e aşinayız. Kaotik ve karanlık dünyasından da haberdarız. Ancak bu kitaptaki “Mahzen” adlı öykü, Ali Teoman’ın dünya ve yazın algısının manifestosu olarak okunabilir:
“Penceresi işlek bir caddenin derin perspektifine bakan bir oda. Pencerenin önünde büyük bir masa, masanın üzerinde kağıtlar, kalemler, defterler ve kitaplar. İnsan o masada oturup o kitapları okuyan ve o defterlerle kağıtlara o caddeden gelip geçen insanlar ve taşıtlar hakkında bir şeyler yazan o mutlu kişi olmaktan başka ne isteyebilir ki? Aynı şeyleri karanlık bir mahzenin dibindeki masasında güdük bir mumun titrek ışığında yazan ve arada sırada şamdanı eline alıp o uçsuz bucaksız labirentin ışıksız koridorlarını keşfe çıkan kişi olmak mı? Kimbilir, belki… Nasıl olsa labirent aynı, değişen dekor yalnızca.”
Kısa ama mükemmel
Bu kısa öykülerde yahut dünya labirentinin koridorlarında karşımıza sık sık çıkan bir yazar var. Bir nevi parçalı tercüme-i hal. Bu tercüme-i halin karakteristiği ise yazdıklarını yok etme isteği ve yazar bunalımı ile tecessüm etmiş. Başlangıçlardan korkan, eşiklerde tereddütlü bir yazar var karşımızda. Kitaba hâkim olan, ara ara belirip kaybolan bir diğer imge ise taşıdığı dünya ağırlığı altında omuzları çökmüş adam. Mevsim güz, dışarısı soğuk, yapraklar dökülüyor ve gece olmuş. Işığı uyandırmanın vakti gelmiş olsa da, Teoman’ın karamsar karakterleri karanlıkta oturmayı tercih ediyor. Eğer üçüncü bir başat imgeden bahsedeceksek, bu kesinlikle zaman olmalı. Zaten Teoman’ın diğer romanlarında ve öykülerinde de zaman üzerine kafa yorduğunu görmek mümkün. Romanlarında dâhiyane bir şekilde işlenen bu zaman vurgusu, omuzları çökmüş bir adamın karanlık bir odada oturup zamanı beklemesi olarak zuhur ediyor Öykü Uçları’nda.
Aharlı kağıdın üstünde rahatça akan, püsküllenmeyen, dağılmayan bir mürekkep gibi Teoman’ın dili. Osmanlıca kelimeleri de, Öz Türkçeyi de üslubu içinde ustaca eritiyor. Farklı terkipler bulup, aksi halde ifadeyi eksik bırakacak o kelimeyi bulup oraya koyuyor.
Yazar yayınevine gönderdiği dosyaya şöyle bir not düşmüş: “Yeni öykü yönelimim (tabii eğer ömrüm olursa) bu yönde ilerleyebilir. Biraz Samuel Beckett’in ‘foirades’ı gibi…”. Foirades ya da fizzles. Yani “başarısızlıklar.” Adına rağmen Beckett’in büyük başarı kazanan kitabı.
Brevis sed optime diye bitiyor Öykü Uçları; yani, “kısa ama mükemmel.”
Bu kadar kısa öyküler okumaya alışık olmamama rağmen, Ali Teoman'ın akıcı dili ve zengin imgelemi bu kitabı sevdirdi bana. Uzun romanı Karadelik Güncesi de spektrumun diğer ucunu oluşturuyor; ben merkeze daha yakın eerlerini en çok sevdim.
Doğrusu listeye kaydedilebilecek kalitede gelmedi bana. Yine de madem okuma zahmeti çektim kalsın listede dedim. Belki de ben kısa kısa öykülerden farklı şey anlıyorumdur. Lısa kısalar sadece kısadır belkide
Öykülerin çoğu olmamış gibiydi. Başlamadan bittiler resmen. Genelinde ne bir şey düşündürdü ne bir şey hissettirdi. Kitabın ince oluşu sayesinde bitti diyebilirim hatta. İlk defa Ali Teoman okudum ve dilinin aslında şiirsel olduğunu söyleyebilirim. Kesinlikle başka eserlerini de okumalıyım. Sizce hangi Ali Teoman eseriyle devam etmeliyim. Tavsiyelere açığım. Keyifli okumalar herkese.
İlk defa okuyacağım bir yazarın kitabını aldığımda, kısa öyküleri, denemeleri ya da şiirleri varsa o kitabını tercih ederim. Ali Teoman'ı ise Aslı'nın önerisi ile aldım. Ve kısa öykülerini olan bir kitabını tercih ettim. Öykü Uçları, kısa öykülerin toplandığı bir kitap. Cümleler o kadar naif ve dokunaklıydı ki bayıldım. 10 satırlık kısacık bir öyküye büyük anlamlar yükleyebiliyordunuz. Her öykünün duygusunu hissettim. Beklentimin hiç olmadığı bir yazar ve kitaptı. Ve beklentimin üstünde çıkması beni çok mutlu etti. Ali Teoman öneririm. Bu benim ilk kitabımdı ama Ali Teoman okumaya kesinlikle devam edeceğim. Öykülerinin güzelliği ile aklımın bir köşesine not edildi