Annemi Öldürdüğüm Hikâyeler gerçekliğin sınırlarında dolaşan ve uçuruma gözlerini dikenlerin ürkütücü anlarına odaklanan sert bir öykü kitabı. Yurtdışı festivallerinde ses getiren Baskın filmi ile Çıplak dizisinin ödüllü yönetmeni ve yazarı Can Evrenol doksanlar Türkiye’sini arka planına alarak tekinsiz köprü altlarında, boş sahil kasabalarında hatta insan beyninin içinde bile en beklenmedik durumlarla yüzleştiriyor okurunu.
... Bir öykü kitabı, yazarının ürettiği rastgele öykülerden oluşturulduğunda, yani belirli bir temayı korumadığında okur olarak yazarın dünyasına layıkıyla giremediğimizi düşünüyorum. Böyle olduğunda öykülerin atmosferleri birbirini desteklemiyor ve her öykü kendi başına var olmaya çabalıyor. ... İncelemenin tamamı için: https://kayiprihtim.com/inceleme/anne...
"Bir öykü kitabı, yazarının ürettiği rastgele öykülerden oluşturulduğunda, yani belirli bir temayı korumadığında okur olarak yazarın dünyasına layıkıyla giremediğimizi düşünüyorum. Böyle olduğunda öykülerin atmosferleri birbirini desteklemiyor ve her öykü kendi başına var olmaya çabalıyor."
Kitap beni iyi şekilde şaşırttı. Sanırım bu aralar çok fazla Print of Demand tipi kitap okuduğum için İthaki yayınlarından çıkan kitabın kalitesi ilk aşamada beni etkiledi. Her sayfa özenle dizilmiş ve baskı kalitesi mükemmel. Buna bir de her hikayeyi anlatan çizimler eklenince çok güzel bir kitap ortaya çıkmış.
Kitap tuhaf kurgu(Weird), tekinsiz/korku kurgu diyebileceğim hikayeler barındırıyor. Genellikle birinci tekil şahıstan bir anlatım var. Bu bence mutlak bilgiye vakıf olmamamız gereken bir tür olan korkuda çok iyi çalışıyor.
Yazarın en iyi yaptığı şey bir şeyi detaylı ve güzel anlatırken, bizi bildiğimiz gerçeklikte gezdirirken birden istediği o korku ve paranormal köşeye sıkıştırması. Bazen Sait Faik Abasıyanık gibi yazarlarımızın “Alemdağ'da bir Yılan Var” yada “Havada Bulut” gibi hikaye derlemelerini okurken biraz hayıflanırım. Bunun sebebi bu hikayelerin çok güzel fakat bizim için yazılmamış olmasıdır. Yazar bir bakıma zamandaşları insanlara yazılmıştır o hikayeleri. O zamanın güzel Kınalı ada ayrıntılarını barındırır veya o zamanlarda bir postanenin çalışmasını anlatır. O zamanda yaşayan insanlar tüm ayrıntıların keyfine varmasını sağlar. Bazen düşünürüm bu beton bloklar ve internet çağından Sait Faik olsaydı ne yazardı ,hangi ayrıntıları hikayelerine katardı diye. Ama işte burada yazar Can Evrenol imdadımıza yetişiyor. Tam bu zamanda geçen (Belki biraz da 1990-2000ler başında) tam gerçekliğimize dokunan ayrıntılar ile hikayelerini beziyor. Kendimi uzun süredir bir kitabın gerçek okuyucu hedefi gibi hissetmemiştim. İyi oldu.
Bazı ayrıntılar belli ki üstüne yazılmış ve çalışılmış. Zamanında yaşanan bir futbol maçındaki detaylar mesela bir insanın hafızasıyla açıklanacak gibi durmuyor. Bir bilimkurgu yazarı olarak diğer yazarlardan beklediğim ön araştırma seviyesi de aslında biraz bu. Bir karakter bilinen bir yere gidiyorsa insan en azından bir fotoğrafına bakar, bir ayrıntı yakalamaya çalışır. Tarihi bir olay anlatılıyorsa bu olay hakkında en azından bir şeyler okunur. Sanırım yönetmen arka planından gelen bu detaycılığı Can’ın yazısına pozitif olarak yansımış.
İyi bir sirk gibi kitap iki ana hikayeyi çadırın mendirekleri olarak kullanıyor; “Küçük Allah” ve “Milan’a Selam Avrupaya Devam”. Bunun dışındaki hikayeleri de beğendim. Beğenmediğim hikayelerde de ayrıntılar beni eğlendirdi, amorti etti. Genel olarak hikayelerde hayattaki karakterlere ve olaylara bakıp “hak etti , hak etmedi” durumu yok ve bizden bir ahlaki bir pozisyon seçmemiz beklenmiyor. Tüm olaylar oluyor işte, normal hayat gibi. Belki çok kısa olan hikayelerin (1 sayfalık) bende bir etki bırakması için biraz daha yere ihtiyacı varmış. Bilimkurgular da biraz zayıf kalmış. Sondaki hikayeler hakkındaki notları da çok beğendim.
Onun dışında filmlerini takip ederler, vahşet, ölüm ve cinselliğin biraz uç şekillerinden hoşlanmıyorsanız bu kitap size göre değil. Ama bunlarda estetik bir şeyler görebiliyorsanız bence kitabı okurken de zorlanmayacaksınız.