Hem gücü elinde tutanların, hem de ona biat edenlerin yozlaşmışlığını anlatan iki muhteşem öykü okuduk. Bu kitabın okunması için orijinal halinde bir parçası olduğu "Gün Olur Asra Bedel" isimli eserin okunmasına kesinlikle gerek yoktur. Kendi içinde anlatmak istediğini gayet net bir şekilde, lafı da hiç dolandırmadan anlatan, son derece açık bir eser bu.
Hükmettikleri insanlara her şeyin devlet, dava, özgürlük, rejim, vb için yapılması gerektiğini şiddet ile empoze eden, ve fakat tüm bu güdüleri yine bireysel hırslarından kaynaklanan, devlet fırınına odun atar gibi insan atarken kendi haysiyetlerini de aynı fırında yakıyor olduklarının farkında olmayan muhterisleri ve onların doğaya ve o doğanın parçası olarak küçük bir mutluluk beklentisiyle yaşamaktan başka gayesi olmayan insanlara olan düşmanlıklarını anlatıyor Aytmatov. Akıl ve vicdan ile düşündüklerinde bu insanlara karşı hiçbir kinleri olmaması gerektiğini anlayabilecek zekaya sahip insanların aslında kendilerinin de güçlerinin birer kölesi olduklarını da anlatıyor, o sıradan, devlete birer yakıt olacak insanların bu kaderden kaçabilmelerinin ancak ölümle olabileceğini de.
"İktidar" en tehlikeli silahtır. Başka hiçbir silahla karşılaştırılamaz; zira namlusunun ucu her zaman en yakındakilere çevrilir. Bunun istisnası yoktur, er ya da geç çevrilir. İnsan herhangi bir silaha sahip olabilir ve onu hiç kullanmama şansına sahiptir. Söz konusu iktidar olduğundaysa böyle bir şansı yoktur. Çünkü, iktidarın getirdiği yozlaşmışlık, bu kitapta Aytmatov'un çok güzel ifade ettiği "kendi gücünün kölesi olma" hali, insanı o gücü sürekli elinde bulundurma yönünde karar almaya zorlar; bir nevi, kendini kendi amacı haline getirir.
Burada tek suçlu olanlar Cengiz Han ve Stalin değildir. Bunlar nihayetinde birer insandırlar. Bu deliliği devam ettirenler bu liderlerin etraflarına topladığı, o sonsuz iktidarın sadece birer damlasına sahip olsalar da onunla sarhoş olmuş, gözleri dönmüş yardakçılardır. Sistem ancak sosyalizm için hareket ettiğini düşünen ama nefret ettiği iddiasında bulunduğu burjuva yaşamının avizeler ve gümüş yemek takımları gibi statü sembollerine sahip olma arzusuyla yanıp tutuşan Tansıkbayev gibilerle, üstüne vazife olmamasına rağmen Cengiz Han'ın gözüne girebilmek ve onun tanrısallığına yaklaşabilmek adına Togulan'ı konuşturmaya, bebeğinin babasını itirafa zorlayan o noyan gibilerle ayakta durur.
Kurban olan kitleler ise aynı Aytmatov'un söylediği gibi korkuyla karışık, o an için kurbanın kendileri olmadığına sevinen bir ruh halinde, bir sonraki kurbanın kendileri olma ihtmalini bile bile güçlüye gösteremediği öfkeyi kurbana kusan zavallılardır. İnsanın toplum içinde sadece varolabilmesi bile bir çok haysiyetsizliği kabullenmesini gerektirir. Hepimiz biliriz ki, bugün bir kurban olan ve devenin hörgücüne asılarak idam edilen, bunun için kendisine üzüldüğümüz Erdene, bir subay olarak dün o devenin hörgücüne başka bir kurbanı kendi elleriyle asıyordu...
Buna karşı koyacak, bu yozlaşmadan kaçabilecek hiçbir bir insan yoktur. Bu yüzden iktidar her zaman ve sık sık değişmeli, iktidar sığınacak güvenli bir liman bulamadan, bir bulut gibi toplum üstünde gezmelidir. Mesela, sistemlerin iki seçim dönemini üçe çıkaran, üçü dört yapan hamleleri hiçbir zaman iyi niyetli görülmemelidir. İktidarın doğal davranış biçimi budur ve güç yozlaşmışlığının, o "Kudret Tanrısı'nın" ipleri kendi eline aldığının göstergesidir.