“Ölmeyi düşünüyordum. Yılbaşında birileri bana bir top kumaş verdi. Yeni yıl hediyesiymiş. Kimonoluk bu kumaş, ketendi. Gri tonlarında, ince çizgilerle dokunmuştu. Bundan olsa olsa yazlık kimono olur, diye düşündüm. Yaza kadar yaşayacağım demek…”
Yirminci yüzyıl Japon edebiyatının önde gelen yazarlarından, sıradışı hayatıyla da meşhur Osamu Dazai’nin farklı türlerdeki yeteneğini ortaya seren beş öykü Maymun Adası’nda bir araya geliyor.
Yolların sürekli aynı yere çıktığı tuhaf bir adaya nasıl düştüklerini anlamaya çalışan maymunlar, ailesinden kaçıp balığa dönüşen bir kız, içsel bir yolculuğa çıkılan sakin bir tren seyahati, ölüme bir adım mesafedeyken hayatı sevmeye çalışan bir adam ve geçmişini hatırlamaya çalışan bir gencin yaşadıkları bu derlemede kendine yer buluyor.
Osamu DAZAI (native name: 太宰治, real name Shūji Tsushima) was a Japanese author who is considered one of the foremost fiction writers of 20th-century Japan. A number of his most popular works, such as Shayō (The Setting Sun) and Ningen Shikkaku (No Longer Human), are considered modern-day classics in Japan. With a semi-autobiographical style and transparency into his personal life, Dazai’s stories have intrigued the minds of many readers. His books also bring about awareness to a number of important topics such as human nature, mental illness, social relationships, and postwar Japan.
En sevdiğim Japon yazarlardan birisi olan Osamu Dazai’nin bu eseri, beş öyküden oluşuyor. Son öykü olan ‘Hatıralar’, 50 sayfa ile 102 sayfalık kitabın en uzun öyküsünü oluşturuyor. Bu öykü, evvelce okumuş olduğum, Kuzey Baykal çevirisi ile Olvido tarafından yayınlanan ‘Günün İlk Işıkları’ başlıklı öykü kitabında ilk öykü olarak yer almış. Kuzey Baykal çevirisini daha çok beğendim.
Yazarın hayatı ile ilgili parça parça kesitler içeren bu öyküyü okumak, yazarı yakından tanıma anlamında da değerli.
Kalan dört öykünün ilk üçü, -Maymun Adası, Dönüşüm ve Tren- masal gibi öyküler. ‘Yaprak Yaprak’ adlı dördüncü öykü ise inanılmaz bir hayal gücünün yarattığı kısa notlardan oluşan bir metin gibi geldi bana. Karmaşık ve anlaşılması zor ama harika cümlelerin yer aldığı bir metin.
Keyifli bir okumaydı.
“…Rahat bir hayat yaşayan, umutsuzlukla dolu şiirler yazar; perişan bir hayat yaşayansa yaşama sevinciyle.…“, sf; 51.
kısa öykülerini de çok başarılı buldum fakat en beğendiğim kısımlar kesinlikle hatıralıydı. osamu dazai’nin duygularını böyle kolayca ve rahatça ifade edebilmesi beni hep çok etkiliyor.
Daha öncede Osamu Dazai’nin öykülerinin bulunduğu bir kitap okumuştum ama bu öykülerde beni çeken pek bir şey yoktu açıkçası. Son öykü ise Osamu Dazai’nin (sanırım) kendi hayat hikayesiydi. Hayatı kalabalık bir ailede geçmesine rağmen yaşadığı yalnızlık ve varlığının kendisine bir şey ifade etmeyişi tanıdık geldi. Abilerinin gölgesinde kalmış ortanca evlat bunalımı ve etrafındaki kadınlara olan olumsuz bakış açısı son öyküde açıkça ifade edilmiş. Bu seneki okumalarım nedense çok yavan, çok yavaş geliyor gözüme. Üzülüyorum.
dazai o kadar komik biri ki, okurken çok eğleniyorum. bazen bu kadar benzer olmamız ürkütücü olsa da onu çok seviyorum. Kitaptan bir alıntı bırakayım: "Düşmek üzere olan bir taç yaprağıydım. En ufak bir esintide bile titriyordum. Insanların bana gösterdiği en önemsiz aşağılayıcı tavırlar bile "Keşke ölsem!" dedirtip bana acı çektirirdi."
kötü değil ancak osamu dazai’nin en iyi kitabı da değil. öykü yazımında dazai’nin o kadar başarılı olmadığını düşünüyorum. anlatısı ne kadar uzunsa o kadar güzelleşiyor. yine de okunur mu, kesinlikle okunur.
"Ortaokulda Japonca öğretmenimin bir ara derste öğrencilere anlattığı bir şeydi: Biz oğlanların sağ ayağının serçeparmağına gözle görülmeyen kırmızı bir iplik bağlı olurmuş ve incecik uzanan bu ipin diğer ucu da illaki bir kızın sağ ayağının serçeparmağına bağlı olurmuş. İkisi birbirinden ne kadar uzak olursa olsun bu ip asla kopmazmış, birbirlerinin ne kadar yakınına gelirlerse gelsinler, hatta yolda karşılaşsalar bile ipleri birbirlerine hiç dolanmazmış. Ve o kızla evlenmemiz kaderimizde yazılıymış.."