“Ocak başındakilerden çıt çıkmıyordu. Uykuya hâlâ direnebilenlerin suratlarında ise dinledikleri hikâyenin mahmurluğu ve yanan ateşin sıcaklığının verdiği tatlı bir pembelik vardı. Bunun yalnız hoş bir masal olduğunu düşünüp geceyi geçirmek üzere odalarına çekildiler…”
Beyza Güngör, yalnızca tarihin tozlu sayfalarını havalandırıp kadim uygarlıklardan ürpertici hikâyeler anlatmıyor, modern dünyadaki garipliklerden de dem vuruyor.
Bir yanda çevresindeki sık ağaçların sıkboğaz ettiği köhne kulübeler ve her yanı gıcırdayan eski ahşap evler, diğer yanda yalnızca dolunay ışığıyla aydınlanan kent sokakları ve ölümün kol gezdiği vapurlar… Deliliğin doladığı kollara karşı koyamamış, sanrıların, kâbusların, acı anıların pençesinden kurtulamamış, dinledikleri ürpertici masalları bir türlü unutamamış bu insanların hikâyelerini okuyanlar da kolay kolay unutamayacak olan bitenleri!
“O, hep vardı. Oradaydı. Türlü kılıklara giriyor, kentten kente geziyor, insanların ruhlarıyla çeşitli oyunlar oynuyordu. Bu sefer, üzerine gezici bir sihirbaz kostümü geçirmiş ve masum çocuk ruhlarının peşine düşmüştü. Bu maske ve kostümlerin ardındaki varlık ise hep aynıydı ve bir yüzü yoktu. Salt karanlıktan oluşmuştu. Henüz bunu kimse bilmiyordu.”
Çok sade, akıcı, saf ve keskin hikayeler. Sevgili Beyza'nın dili şaşırtıcı derecede duru ve öyküleri labirentsiz, tuhaf bir basitlikte. Eski, 19. ve 20. yy'ın başındaki korkutucu öyküleri andırıyor tarzı. İlk önce bana aşırı açık seçik gelse de aslında bu anlatılar arke tipleri, şimdi Poe, Lovecraft dediğimiz insanların, yazarların tavrını, tarzını hatırlatıyor.
Ayasofya'da viking olduğunu biliyor muydunuz? İstanbul Arkeoloji Müzesi'ni gezdiniz mi? Türkiye'nin Karadeniz kıyısında, hiç kedi insanları duydunuz mu? Peki diğer garip hikayeleri?
Gerçekten gidip sizin de görebileceğiniz bir rünik yazı kazılıdır orada. Bizans Ayasofya'sından bugüne duruyor yerinde.
Karadeniz'de evlerin arası uzaktır, o ahşap evlerin üst katlarından da sesler gelir. Kedi midir, başka bir şey midir? Bir yaz çıkın yaylaya bu öyküyü okuduktan sonra.
Conan sever miydiniz, Robert E. Howard okudunuz mu? Lovecraft, Stephen King ve diğerlerini. İşte zamanının Weird Tales lezzeti var bu kitapta. Biraz fantastik, biraz korku, biraz gizem, hayal gücünü ateşleyen öyküler.
Beyza Güngör'ün ilk kitabında gezdiğinizde, gördüğünüzde sizi etkileyecek pek çok yer var. Tasvirleri güzel, hem kafanızda canlandırıyor, hem hayal gücüne hala yer bırakıyor. Mısır'ın Kızıl Piramit'i gitmesi biraz daha zahmetli bir yerde olsa da çoğu Türkiye'de ve yakın bir coğrafyada geçen hikayeler bunlar.
Her biri ayrı güzel kısa hikayeler, molalarda birer tane diye başladı ama kendimi kaptırıp kısa sürede bitirdim. Aslında kitap 181 sayfa yani orta uzunlukta, ancak öykülerin her biri farklı olduğu için dikkat süreniz kısalmış bile olsa rahatlıkla bitirebilirsiniz.
Benim için yeri ayrı tabii ki, çok severek ve mutlu olarak okudum bu kitabı. Yılların emeğini, kitabın başvuru sürecindeki bekleyişi ve çıkış heyecanını da gördüm. Okuyan herkesin bu heyecanı, mutluluğu hissetmesi dileğiyle...
Karanlık, metafizik ve korku edebiyatında yeni bir yazarın doğuşuna tanık oluyoruz. Yazar sakin ve akıcı dilinden beklenmeyecek kadar gerilimi yüksek, yer yer karanlık sanatlar ve okültist inanışlara ince göndermelerde bulunan hikayelerini bir araya toplamış. Hepimizin günlük hayatta yaşadığımız anlık, gizemli ve paranormal olayların peşinden gidersek ne olur? Her kısa hikayenin meraklı ve biraz da açık görüşlü karakterleri, yaşadıkları paranormal olayların göz ardı etmek yerine tünele dalış yapıyorlar. Günlük hayat içinde içinizi ürperten o gölgeler, göz ucuyla gördüğünüz cüce, yorgun bir günün ardından toplu taşımada uyuya kaldığınızda gördüğünüz o garip rüya. Bunların her birisi yazarın dünyasında heyecanla bir solukta okuyacağınız gizemli labirentlere açılan kapılar. Her hikayede biraz melankolik, bolca merak uyandıran yepyeni dünyalar keşfediyorsunuz. Hepimiz yaşlıların evinde anlam veremediğimiz rahatsız edicilik hissederiz. Tarihi mekanlar hipnoz edici şekilde bizi kendine çağırır. Yazar bu tarz isim koyamadığımız hisleri öykülerinde kendi başımıza gelmiş gibi yaşamamızı sağlıyor. Üstelik onların yalın ve açıklayıcı tariflerini de yapıyor. Paranormal anların verdiği merak ve insanı cezbeden tatlı korkuyu sonuna kadar tadıyorsunuz.
"Bir öğle vakti ormanda yürürken, ağaçlar arasından süzülen o kutsal ışık huzmesini görmüş birinin hissettiği gibi, daha önce orada olduğunu bilmediği bir farkındalık bütün mevcudiyetini ve ruhunu sarmıştı." sf 134
"Tıpkı eline iktidarı geçiren kötü niyetli bir yönetici gibi mutlak güce kavuştuğu an, kendinden olmayanı zincire vuran, kokuşmuş bir güç delisi o." sf 179