"Bizim edebiyatımızda, belli bir çağın arka odalarını, harlı kor parçalarını, görüntüleyen kitapların hemen hemen yok denecek kadar az olduğu söylenebilir. Bunların içinde hiç kuşku yok, Refik Ahmet Sevengil'in İstanbul Nasıl Eğleniyordu (1927) adlı kitabı başı çeker. Sevengil'in kitabı ise neşeli faytondur. Yazar, ilk kalabalıklaşmanın ve eğlence odaklarının Haliç kıyılarında kırıtmaya başladığını açıklamaya girişir. İstanbullulara ilk kahveyi içirttikten sonra da Sultan Süleyman çağındaki ünlü yosmaları, sarhoşların baskınlarına uğrayan kadınlar hamamını anlatır. Bu panoramik gezi sırasında ilk tütünün İstanbul'a ne zaman geldiğinden söz açıldığı gibi, Kâğıthane âlemleri de savsaklanmaz. Bir sürü fırdolayıdan sonra ise kitabın ağırlık noktası meddahlara, ortaoyunculara ve de tiyatroculara kaydırılır ki, bu bölümlerde şeker-şerbet edilenler de bize ilerdeki günlerin Sevengil'ini, 5 ciltlik Türk Tiyatrosu yazarını muştular. İstanbul Nasıl Eğleniyordu'yu bugünkü dile Sami Önal kazandırmıştır. Bunu yaparken de aslına bağlı kalmaya büyük bir dikkat göstermiş, anlatımın akıcılığına ise hiçbir biçimde gölge düşürmemiştir." -Salâh Birsel-
1903'te Bingazi'de doğdu. Babası binbaşı Hıfzı Bey, annesi Zehra Hanım'dır. İki aylıkken babası Kastomonu'ya atandı. Burada iki yıl kaldıktan sonra İstanbul'a geçtiler. İlköğrenimini Kocamustafapaşa'daki Gülşen-i Maarif'te, ortaöğrenimini Menba-ül İrfan Rüştiyesi ile Mercan İdadi'sinde yaptı. İdadi ikinci sınıf öğrencisiyken Darülfünun Edebiyat Fakültesi sınavına girdi. Bu sınavı kazandı, ancak babasının ölümü üzerine yüksek öğrenimini sürdürme olanağı bulamadı. Önce İkdam gazetesinde muhabirlik yapmaya başladı, ardından Vakit gazetesine geçti ve burada kısa sürede yazı işleri müdürlüğüne yükseldi. 1930'da İstanbul Belediye meclisi üyeliğine seçildi. Bu görevleri 1943'te Tokat'tan milletvekili seçilinceye kadar sürdürdü. 1950'de miletvekilliğinden ayrılan Sevengil, Yeni İstanbul gazetesi Ankara temsilcisi ve Basın Yayın Genel Müdürlüğü Radyo idaresi Müdürü oldu. 1964'te TRT Yönetim Kurulu'na seçildi. 13 Eylül 1970'te Ankara'da öldü.
Aslında dönem hakkında pek bilgi içeren bir kitap olsa da ağır bir şekilde dönemin erkinin ağzını taşıyor. Artık geride bırakılması gereken bir döneme karşı asabi, kırıcı ve kibirli bir bakış. Bu nedenle okuması, içindeki gerçekleri ayıklaması zor bir kitap.
Geçen yüzyılda başladım sanırım, nihayet bitti. Kitabın dizgisine ulaşıp sık geçen kelimelerden oluşan bir bulut oluştursak, herhalde en büyük görünen kodlar, 'yasak', 'tahrik', 'vücut', 'genç', 'saray', 'kovulma' ve 'saygı' gibi kelimeler olurdu. Bana çok sağlam fikirler verdi yazarın süzgecine ve kolektif kafamıza dair.