Jump to ratings and reviews
Rate this book

Ziya'ya Mektuplar

Rate this book
Paperback. 13,50 / 20,00 cm. In Turkish. 244 p. Ölüme dair aklimda söyle bir beyit Benim de bir namazlik saltanatim olacak O musalla tasinda. Bir siirin sonu olabilir. Fakat üstünü getirmek zaman ve hava meselesidir. Simdiyse, gözlerimle, ellerimle, ayaklarimla, kalbimle ve kafamla, hasili her seyimle hayata bagliyim; ölümü aklima getirmek istemiyorum. (18.07.1943) Cahit Sitki Taranci ve Ziya Osman Saba, iki büyük yazar, essiz siir ve öykülerin yaninda uzun yillara yayilan hayranlik verici dostluklariyla da Türk edebiyatinin unutulmazlari arasina isimlerini kazidilar. Iki sairin lise yillarindan baslayan arkadasliklari, Cahit Sitki'nin ölümüne kadar sürdü. Ziya'ya Mektuplar, Cahit Sitki'nin Diyarbakir'dan, Paris'ten, Burhaniye'den, Ankara'dan Ziya Osman Saba'ya yazdigi mektuplarin derlendigi kült bir eser. Iki sairin birbirlerinin siirlerine elestirilerini, Cahit Sitki'nin siir dünyasina ve dönemin edebiyatçilarina dair görüslerini içeren bu mektuplar, dün oldugu gibi bugün de edebiyatseverlerin ve yazar olmak isteyenlerin yolunu aydinlatmaya devam ediyor.

296 pages, Paperback

Published June 1, 2016

3 people are currently reading
64 people want to read

About the author

Cahit Sıtkı Tarancı

19 books37 followers
Modern Türk şiirinin en bilinen ve sevilen yapıtlarından biri olan ''Otuz Beş Yaş'' şiirine imza atan Tarancı, Behçet Necatigil'in deyişiyle, ''biçim kaygısını ön planda tuttuğu şiirlerinde yaşamanın ve aşkın güzelliğini övdü, ölümün üstünlüğünü vurguladı.''

Asıl adı Hüseyin Cahit olan Cahit Sıtkı Tarancı, ilkokulu doğum yeri olan Diyarbakır'da, ortaokulu İstanbul'da Saint Joseph'te, liseyi Galatasaray Lisesi'nde okudu. Şiir yazmaya lisede başladı. 1931'de Mülkiye Mektebi'ne yazıldı, dört yıl sonra bitiremeden ayrıldı. Fransız şairlerin etkilerinin görüldüğü ilk şiirleri 1930-31'de Galatasaray Lisesi'nin ''Akademi'' dergisiyle ''Muhit'' ve ''Servetifünun-Uyanış'' dergilerinde yayımlandı. Edebiyat dünyasında tanınmasında 1932'de Peyami Safa'nın Cumhuriyet gazetesinde Tarancı'nın şiiri üzerine yayımladığı üç yazı etkili oldu. Şair 1933'te yayımladığı Ömrümde Sükût'u Peyami Safa'ya ithaf etti.

Tarancı Mülkiye'den ayrıldığı dönemde Yüksek Ticaret Lisesi'ne girdi, bu sırada açılan bir sınavı kazanarak Sümerbank'ta memur olarak işe başladı, bir yandan da Cumhuriyet gazetesinde öyküleri çıkıyordu. Cahit Sıtkı'nın şairliğinin gölgesinde kalan bu öykülerde de, şairin şiirlerinde önem verdiği az kelimeyle çok şey söylemek düşüncesi hâkimdi. Tarancı bu dönemden itibaren kaleme aldığı şiirlerinde ise nihilist bir bakış açısıyla ''yalnızlık'' ve ''ölüm'' temaları üzerinde yoğunlaşıyordu.

Tarancı 1939'da Paris'e giderek Sciences Politiques'e girdi, ancak İkinci Dünya Savaşı'nın çıkması üzerine yurda döndü. Bir süre İstanbul'da babasının bürosunda, ardından Ankara'da Anadolu Ajansı ve Toprak Mahsulleri Ofisi'nde çalıştı, Çalışma Bakanlığı'nda çevirmenlik yaptı. 1946'da Otuz Beş Yaş adlı kitabı yayımlandı. Aynı yıl kitaba adını veren şiirle CHP Şiir Yarışması'nda birincilik ödülünü kazandı. 1951'de evlendi. Ertesi yıl Düşten Güzel adlı kitabı yayımlandı. 1954 yılı başında hastalandı. İki yıl boyunca tedavi gördü; iyileşemediği için Viyana'ya gönderildi, orada öldü, Ankara'da toprağa verildi.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
16 (43%)
4 stars
13 (35%)
3 stars
7 (18%)
2 stars
0 (0%)
1 star
1 (2%)
Displaying 1 - 5 of 5 reviews
Profile Image for Terken.
168 reviews1 follower
September 15, 2022
Çok beğendiğim bir kitap oldu. Ben bu baskıyı değil, Varlık Yayınları'ndan çıkan 1957 basımını okudum, imlâsı beni mest etti. Cahit Sıtkı'nın yer yer Fransızca kelimeler, deyimler, beyitlerle bezediği Türkçesi de öyle güzel ki!

Beni mektup derlemelerini okumaya neredeyse tövbe edecek hâle getiren Orhan Veli'nin Nahit Fıratlı'ya mektuplarından (Yalnız Seni Arıyorum: Nahit Hanım'a Mektuplar) sonra bu kitap ilâç gibi geldi.

Başta Ziya Osman Saba'nın içli, sıcak takdimi var. Mektuplar Cahit Sıtkı'nın alelâde günleriyle ilgili haberler kadar şiirle ilgili çok güzel fikirler, görüşler içeriyor. Pek çok tanıdık isme de rastlıyoruz. Cahit Sıtkı'nın sert biçimde eleştirdiği ve Ziya Osman Saba'nın hassasiyet gösterip isimlerini sansürlediği kişiler (şairler) var.

CST her mektubunda en az iki-üç şiir göndermiş, fakat zannediyorum Otuz Beş Yaş kitabı o zaman yeni basıldığı için, o kitaba giren şiirler buna eklenmeyip Otuza Beş Yaş'ta var diye atıf yapılmış.

Kitap 1957'de basılmış, Saba da o yıl, yani arkadaşını toprağa verdikten bir yıl sonra, vefat etmiş. Ziya'ya Mektuplar da biz okurlara bırakılmış enfes bir hâtıra olmuş.
Profile Image for S..
9 reviews
July 2, 2023
tekrar okumayı düşünüyorum. ikisiyle de arkadaş olmak ve iki şairin hikayesine ve derdine şahit olmak çok güzeldi :’)
Profile Image for Hande Yıldırım.
23 reviews9 followers
July 30, 2017
“Nasılsın Ziyacığım? Senin yeryüzünde, Türkiye’de, İstanbul’da, Kadıköy’de bir dost -hem de ne dost- olduğunu düşünmek tek tesellim oluyor, teselli burada saadet manasınadır.
Yaşar’a yazdığım gibi, bütün noksanlar bende; fakat bereket versin kemal sahibi dostlar var.” (s. 283)

O kadar tatlı, o kadar dolu, o kadar kafa ve aynı zamanda elbette gani gani yürek açan satırlar ki, yazımı -oo, şairden bahsedince otomatik olarak cinas geldi; hani hem yaz mevsimi hem yazı manasına, bilerek yapmadım, gülücük- şenlendirdi ve aynı zamanda hüzünlendirdi. Çok.

Bilen bilir, Cahit Sıtkı'yı çok severim zaten. İki dönem önce şiir dersinde de hocam mektupları önerince edinmiştim kitabı ama kısmet yazaymış. Cahit Sıtkı, 30'lar ve 40'ların şimdi "modern şairler" olarak bildiğimiz edebiyat çevresi hakkında çok fazla bilgi ihtiva eden bu mektuplarında hem kemale ermekte olan yetkin bir şair olarak şiir kuramı üzerine çok güzel makaleler sunuyor okura -evet resmen, kolay okunan ama çok şey öğreten makaleler çıkar- hem de askerliğinde, savaş arifesinde, bulunduğu yerlerde çekilen, günümüz okuruna çok değişik gelebilecek buruk yoklukları gözler önüne seriyor:

“Çay bulduramadığım için ıhlamur içiyorum.
… Sobam tamamıyla sönmeden mektubu bitireyim ki yatağıma girdiğim zaman bir sıcaklık vehmi içinde uyuyabileyim.” (s. 252)

gibi.

Şiir kuramları hakkında alıntı yapmıyorum, hepsi okunmalı gerçekten. Ama ondaki mesele, şiirde mevzuya değil sese eğilmeli. Bunu defalarca belirtiyor, hem Ziya Osman'a hem de genele.

Ve elbette, eser genelinde en en çok dokunan bu iki cânım insan arasındaki katıksız dostluk. Cidden bana en çok dokunan dostluk ve belki tek dostluk oldu bu. Üstelik yaşam tarzları, mizaçları çok zıtmış gibi görünmesine rağmen, belki en ilgi çekici yanlarından biri bu dostluklarının. Çok boyutlu, çok neşeli, çok hüzünlü ve daha bir sürü çok yanında asıl çok samimi. İnsan hem imreniyor hem seviniyor.

“ ‘Şiirler yazmak için öğrendiğim güzel Türkçe’ mısrası Türkçeye bir 'hommage' sayılabilir; dudaklarımdan düşmeyecektir. (…) Bu şiire uzun ömürler dilerim.” (s. 268)
diyerek kadim dostunu onore eden Cahit Sıtkı,

“Zaten şimdi de binbaşının Edremit’e inmiş olmasından bilistifade, masamı taraçaya çıkarttırmış, cana can katan bir melteme kendimi bırakmış, en sevgili ve en vefakâr dostum, dostluğa bir kaside -şiir- yazmak arzusunu bende uyandıran Ziyacığıma uzaktan bile olsa sesimi ulaştırmaya çalışıyorum.” (s. 260)
diyerek her fırsatta Ziya Osman'ın kendisinin "en"lerinden biri olduğunu belirten Cahit Sıtkı (ki Ziya Osman için de durum böyle, yalnızca onun uyarılarıyla değiştirdiği dizeleri bile kâfi gelir bunu anlamaya),

“Yalnızlığa Dair” şiirimi yazarken kendi yalnızlığım kadar senin yalnızlığını da düşündüm, tabii bu bir teselli şiiridir.” (s. 262)
diyerek hayatını iki kişilik yaşayan Cahit Sıtkı,

"Şimdilik tekrarlamaktan bıkmayacağım teşekkürlerimi, sevgi ve hasretlerle beraber göndererek iki gözünden öperim canım Ziyacığım." (s. 243)
diye dimağıma nice güzel başlangıç, bitiriş ve hitap cümleleri kazandıran Cahit Sıtkı,

“Koskoca yaz mevsimi de gümbürdeyip gitti. ‘Yaz geçti, çipuradan tadamadım,’ mısrasında çipura nam balık -ki gayet lezzetli bir balıktır- bütün hasretlerin mümessilidir.” (s. 276)
kısmında ise galiba çoğu yazımı -yine- beni bıyık altından güldürerek nokta atışıyla vuran Cahit Sıtkı.

Hepsi cânım Ziya Osman için de geçerliydi. Güzel adamlar, güzel insanlar. Onlar birbirlerine ilk isimleriyle hitap ediyorlar, ben bir saygı hitabı olarak ikinci isimlerini de kullanmayı seviyorum; "abi", bey" falan niyetine. Ve ilk kez bu kadar "spoiler" veriyorum bir kitaptan, mazur görüle.

Hemen bütün ilkokul ve lise yıllarımızda Cahit Sıtkı bize "yaşama sevincini işleyen şair fakat bir yandan da ölüm şairi" olarak aktarıldı. Böyle aktarıldığını duysa cümlemizi azarlardı! Zira dediğim gibi defalarca söylüyor, ona göre şiirde mevzu meselesine kapılıp kendine, "o teselli verici sanatkârlığa" ket vurmamak lazım; şiirde lazım gelen şey ses ses ses! Bir kedi yavrusundan bir melteme kadar, bir dosttan mücerret bir sevgiliye kadar herkes ve her şey, hatta namevcutlar da -nitekim hayal- şiirde mevzubahis olabilir. Realitede kötü olan şiirde iyi olabilir, iyi olan kötü olabilir, ilh. (dönemde vs. kısaltması bu şekilde ve bkz. bir kitaptan sonra onun ambiyansından kurtulamamak) İnsan hayattayken onun kıymetini bilip fırsatlarını, sıcak aile ortamlarını, dost muhabbetlerini kaçırmamalı onca, Cahit Sıtkı bir arayış cidden, bir başka lanse edilme tarzı ile, bohem hiç değil yani. Düpedüzmüş gibi görünenlerinin derununa inmek için şu kısım eşliğinde hemhal olmalı mektuplarıyla:

“…yeter ki
Gün eksilmesin penceremden
Yahut bir başka tabirle, yeter ki can sağlığı olsun.” (s. 251)



Profile Image for fatmaayca.
87 reviews42 followers
January 9, 2016
"...Nereden tramvaya bineceğin meçhulümdür. Fakat Beşiktaş tramvay istasyonunda muhakkak inmelisin..." naifliğine sahip kitap. Çok keyif alarak okumuştum.
Displaying 1 - 5 of 5 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.