Kreutzer Sonat, bir tren yolculuğu öyküsüyle başlar; insan ruhunun derinliklerinde uyuyan şiddete, kıskançlığa, zavallılığa uzanır. Pozdnişev’in öyküsü, Lev Tolstoy’un yaşadığı dönemin ahlak anlayışının ve kadın erkek ilişkilerindeki değerlerin değişmesiyle yaşanan sancıların bir panoraması niteliğindedir. Kadın erkek ilişkilerinde kişinin kendine saygısı ve erdemin önemine inanan Tolstoy, Beethoven’ın müziğini eksene alarak yazdığı bu eserinde erdemsizliğin insanları ne gibi çıkmazlara sürüklediğine işaret eder. Kitap yayımlandığı dönemde büyük skandala yol açmış; Rusya’da yasaklanmış ve Amerika’da dağıtımı engellenmiştir. Yazarın hayatının son döneminde benimsediği yeni ahlak anlayışının önemli örneklerinden olan yapıt gerçekçi ve çarpıcı anlatımıyla sayısız sanat eserine esin kaynağı olmuştur
“Kıskançlığın” bir aile drâmına dönüşme hikayesi..
Tolstoy’un 1889 yılında yayınlanan kısa romanı 𝐾𝑟𝑒𝑢𝑡𝑧𝑒𝑟 𝑆𝑜𝑛𝑎𝑡 kadın-erkek ilişkileri üzerine düşündüren derin bir roman.
Varlıklı bir aileden gelen Pozdnişev’in kadınlarla olan ilişkisini ve sonrasında düzenli bir hayat kurmak için tek bir kadına bağlılığını evlilikle taçlandırması ve sonrasında bu bağlılığın Pozdnişev’de şiddetli ‘kıskançlık’ duygusunu ortaya çıkarması. Evlilikleri boyunca kavgalar, küsmeler, barışmalar.. Kısır döngü.. Ve acı son..
Evlilik paylaşmaktı. Acılarını, sevinçlerini, hayallerini sevdiğin insanla paylaşabilmek. Birbirinin hayatını kolaylaştırabilmek. Bütün olabilmek ama bunu o kişinin hayatını kısıtlayarak değil. Karşındaki insana saygılı olup alan tanıyarak. Yeri geldiğinde dost, yol arkadaşı olabilme yeri geldiğinde sevgili, eş olabilmekti.
Peki romana ismini veren 𝐾𝑟𝑒𝑢𝑡𝑧𝑒𝑟 𝑆𝑜𝑛𝑎𝑡 neydi? 𝐾𝑟𝑒𝑢𝑡𝑧𝑒𝑟 𝑆𝑜𝑛𝑎𝑡, 𝐵𝑒𝑒𝑡ℎ𝑜𝑣𝑒𝑛’ın bestesidir. Beethoven sonatı önce George Bridtower’a adar, ancak iki sanatçı Beethoven’ın aşık olduğu kadın için tartışınca Beethoven bu keman sonatını Fransız kemancı Kreutzer’e adar. Kreutzer bu parçayı hiç çalmaz. Beethoven’ın aşık olduğu kadınsa başkasıyla evlenir.
Ders niteliğinde bir roman. Yazar tüm duyguların dozunda yaşanması gerektiğini bir kez daha bizlere hatırlatıyor.
Victor Hugo'nun "Bir İdam Mahkumunun Son Günü" eserindeki gibi ahlaki olarak yanlış olan bir olayı temize çekme gayretiyle okuyucuya vermek istenmiş olarak sezinledim. Ama üzülerek söylemeliyim ki kesinlikle başarılı olunamamış. Kitabı bitiremedim bu arada, yani zamane düşünceleriyle taban tabana zıt bir yaklaşım, dahasını okumak beni sıktı. Belirli yaklaşımlar kesin kabul varsayılarak okuyucuya verilmiş. "Acaba bu düşünceler Tolstoy'un mu?" diye düşündüm. Roman olduğu için de farklı bir şekilde, "varsayım" olarak, verilmeseydi galiba makale olurdu.