Kanıksadığımız distopyanın yok saydığımız dertleri bir ütopya ihtimaline yol açarsa ne olur?
Kariyerinin tekdüzeliğinden sıkılıp hayatının filmini çekmek için herkesten kaçan ünlü dizi yönetmeni kendini Akdeniz kıyısında, üzerine yazlık site inşa edilmiş bir antik kentte bulur.
Yavaş yavaş tanıştığı ahalinin yıllanmış sırlarını karşı konulmaz bir merakla açığa çıkarma peşine düştükçe doğanın akılalmaz mucizeleri eşliğinde kendinden bile sakladığı yakıcı sırlarla yüzleşir.
Nükleer savaş ve dünyanın son şafağı. Adı sanı bilinmez bir çiçeğin insanların yüzüne yerleştirdiği o tekinsiz tebessüm. Geçmişin bir günlükten seslenen hayaletleri. Kadim zamanlardan beri insanları avlayan şu delilik.
Sanki hepsi ortaya çıkmak için Mert’in Harabeler Sitesi’ne gelmesini bekliyor. Çıldırtıcı aşkın gölgesinde, atom bombası patlasa umursamayacak sakinlerle, kan gölünün ortasında dans etmek için ondan geriye sayılıyor.
James Hakan Dedeoğlu muzip ve iddialı kalemiyle insanlıktan çıkmamak için köşe bucak kaçanların korktuklarının başlarına gelmesini yazıyor.
İşte karşınızda adı üzerinde bir roman: Olağanüstü, Sıradışı ve Mükemmel.
Hayal kırıklığı ile bitirdim. Bir kere önce içerik olarak inanılmaz sarkmış tarafları vardı. Vaad ettiği atmosfer inşası çok zayıf kalmıştı. Ve hepsinden de yorucusu ben bu kadar çok anlatım bozukluğunu, bu kadar özensiz dil kullanımını sevmiyorum. Ha dili yerle yeksan eden altından girip üstünden çıkacak bir metin olur, eğ bük parçala ama edebi eser sıfatına soyununca biraz da dil hakimiyeti beklemek abartılı bir beklenti değildir sanırım. Bir kaç örnek sadece içlerinden seçtiğim bir kaç örnek bırakacağım. Elestirimin nedenine dair fikir vermesi adına. Bir editörün elinden geçer, dil toparlanır, sarkmalar toparlanirsa özünde bir yerlerde saklı ışıklı hikaye biraz parlar.
"Nergis'in yazdıkları pek bir anlam ifade etmemeye, kendisi adına endişelenmeme sebep oluyordu."
"Bazen bir durup düşünmek, bir nefes alıp ne hissettiğini bulması, anlaması gerek insanın."
"Ne ben bu dünyayı kurtaracağım ne de bu bar beni arkadaş!"
"Paket kolayca açıldı ve içinden siyah kaplı şık bir defter çıktı ve ilk sayfaya bakmamla birlikte görünen o ki, Nergis Teyze'ye ait bir günlüktü elimde tuttuğum."
"Tebessüm çiçeği bizi iyice mest etmiş, canımız sadece güzel seylerden bahsetmek istiyordu."
Çok rahat ve güzel bir okuma oldu; sırtımı yastığa yasladım, ülkenin güneyinden esen rüzgara kendimi bırakıp antik bir şehrin, sit alanının içindeki tatil sitesinde cırcır böceklerini dinleyerek çiçekleri gözümle süzerek konforlu zaman geçirdim. Aldı, götürdü, istediği yere beni bıraktı Hakan Dedeoğlu. Okur dostu ve akıcı bir metin. Hem arkeolog olmam hem de yazardaş olmam sebebiyle okumaktan keyif aldığım, küçük (müze müdürünün arkeolog olmaması gibi) pürüzler haricinde gayet memnun bitirdiğim bir kitap oldu. Tebrik ediyorum ve yeni romanlarını (Tırnova'yı da severek okumuştum), varsa öykülerini okumayı beklediğimi belirtmek istiyorum.
Bayılarak okudum, hatta elimden bırakamadığım için birkaç günde bitirdim. Dedeoğlu yazar egosunu ölçülü bir arka planda tutarken okura özenle bir “dünya” tasarlamış. Dedeoğlu’nun farklı koşullarda asla bir araya gelmeyecek, üstelik de ayrı nesillerden karakterleri sıradan görünen bir yazlık ortamında son derece demokratik bir şekilde bir araya getirmesinde bence “Olağanüstü, Sıradışı ve Mükemmel” bir yan var. Eğlenceli, esprili, akıcı ve güçlü bir kurgu.
kurgusal anlamda bir derinliği ve aksiyonu olan yerli romanlara biraz hasret kalmışız ama bu üslubu tamamen bir kenara atmak anlamına gelmeli mi emin değilim. okuması keyifli, hızlı, akıcı ve sonunu merak ettiren bir kitap bu. yazar, yer verdiği günce bölümleriyle de aslında edebi anlamda istediğinde kalemini ne kadar kuvvetli kullanabileceğini de göstermiş. bu yüzden kitabın geri kalanının sadeliğinin bir seçim olduğunu anlayabiliyorum. yine de, bu akıcı ve ilgi çekici kitapta biraz daha edebi derinlik aradım istemsizce.
Kitabın arka kapağı o kadar güzel yazılmış ki zaten kitabın özetini verdiğini söyleyebiliriz. Nedendir bilemiyorum ama ben bu kitabı arka kapağını okuduğum andaki heyecanımla okumadım. Bu soğuk kış günlerinde; yazlık bir bölgedeki Harabeler Sitesi'nde yaşanan mucizelere içten şaşıramadım, o sıcağı hissedemedim ve bir türlü kitaba kaptıramadım kendimi. Sorun bende de olabilir elbet ama bu kitap bende çalışmadı.Sanırım kitapların mevsimler ile de bir ilişkisi var benim dünyamda.
Kariyerinin sıkıcılığı ve sahteliğinden sıkılan kahramanımız kendi filmini çekmek üzere işten ayrılır ve kafasını toplamak ve senaryoyu bitirmek amacı ile arkadaşının yazlık sitesinde kendini bulur. Günler geçtikçe ve site sakinleri ile tanıştıkça sırlar ve mucizeler ile dolu bir hikayenin sırrını ortaya çıkarmayı ölümüne arzuladığı bir noktada kendini bulur. Asi ve güzel bir karakter üzerinden ana karakteri dövdüren yazar diğer karakterleri de çok derinliklerine inmeden anlatıyor. Birkaç karakter öylesine girip çıkıyor gibi sanki hiç olmasalar da olur. Benim kitap karşısında hislerim bunlar ama dediğim gibi sorun bence bende :) Doğru zamanda okumadığım bir kitaptı diyerek kapatıyorum. 🌺
Baya beğendim, sonuna geldiğimde de hemen bitmesin ve heyecanı daha çok hissedeyim diye 3-4 gün okumayı erteledim. Az yorgun olduğum bir gün okumayı bekledim :) Yalın dilini ve olay örgüsünü çok beğendim. Tavsiyedir.
başlarken yaz mevsimi, sahil sitesi, deniz sevgisi temaları hoşuma gitmişti fakat ilerledikçe konusu ilgimi pek de canlı tutamadı malesef. yine de bitirdim. mevsimle uyumlu okuma/dinleme yapmayı sevenler bir deneyebilir.
“Haber spikeri bayrağın ve vatanın kutsallığından bahsederken, yaptıkları yayının bu siteye kadar ulaşmasını sağlayan kameraları, ışıkları, kabloları, uyduları düşündüm. İnsanoğlunun binlerce yıllık birikimiyle vardığı nokta buydu. En eski alışkanlığı olan savaşmayı, canlı yayınlamak.”
başlangıçta, sanıyorum anlattığı yörelerin de bir insanı olarak beni epey heyecanlandırdı ve meraklandırdı. üstelik konu ve tespitler dolayısıyla da beklentim yükselmişti ortalara doğru. ancak burada detaylıca bir arkadaşın da bahsettiği gibi önce cümlelerin bozukluğu hızımı kesti, sonrasında da olayların bir yere tam varamamasından dert yakınacakken pat diye her şeyin olup bitmesi hevesimi kırdı. yine de rahat okunan farklı bir kitap. sıkıcı diyemem, yaratıcı değil de diyemem sadece beklentim daha yüksekti diyebilirim bu kadar :)